20. Yüzyılın Önemli Sanatçı Çiftleri

 20. Yüzyılın Önemli Sanatçı Çiftleri

1. Alfred Stieglitz (1864 – 1946) & Georgia O’Keeffe (1887 – 1986)

 

 

Georgia O’Keeffe, Alfred Stieglitz, 1939

Fotoğrafın, resim ve heykel gibi sanatlarla birlikte kabul görmesine yardımcı olan ABD’li fotoğrafçı Alfred Stieglitz, birçok fotoğrafının bu sanat dallarına görünürde benzemesiyle, fotoğrafı sanatlaştıran adam olarak tanınmaktadır. Sanatçının 1902 yılında kurduğu Photo-Secession isimli grubun amacı resimsel fotoğrafları geliştirmekti. Onlara göre fotoğrafçının sanatsal yeteneğini açığa çıkarabilmesi için, fotoğrafın görüntüsüyle oynanabilirdi ve bu amaçla, fotoğrafa çeşitli müdahalelerde bulundular, daha resimsel, fakat yaratıcı görüntüler elde ettiler.

Alfred Stieglitz, The Steerage, 1907

Daha sonra Alfred Stieglitz fotoğrafa yapılan müdahalelerden vazgeçerek, daha keskin ve doğrudan fotoğraf çekmeye yöneldi. Önceleri temelini izlenimci ressamlardan alan resimsel fotoğraflar (pictoriyalist) yaparken, daha sonraları Paul Strand’ın da fotoğraflarından etkilenerek resimsel fotoğrafın tam zıddı gerçekçi fotoğraflar çeker. Son dönem fotoğraflarında ise eşdeğerler (equivalents) olarak adlandırdığı bir dizi portre, manzara ve bulut fotoğrafları üretir.

Georgia O’Keeffe, Jimson Weed/White Flower No. 1, 1932

Amerikan modern sanatının gelişiminde önemli rol oynayan oynayan, tuvallerine sığmaya çalışan zarif ve kırılgan dev çiçeklerin ressamı Georgia O’Keeffe, sanat hayatının başlangıcında terebentin kokusu yüzünden hastalanır ve resmi bırakır. Bir müddet bir ilkokulda öğretmenlik yapar, ancak 1912 yılında tekrar resme döner. Virginia Üniversitesi’nde Arthur Wesley Dow ile tanışır ve onun sanatından çok etkilenir. Dow’a asistanlık yapan O’Keeffe, West Texas A&M Üniversitesi sanat bölümü hocalığına geçene kadar burada çalışır.

1916 yılında arkadaşı Anita Pollitzer, sanatçının çizimlerini Alfred Stieglitz’in 291 isimli galerisine götürür. Stieglitz çok etkilenir ve aynı yıl Nisan ayında 10 resmini ondan izin almadan sergiler. O’Keeffe, New York’a gelir gelmez Stieglitz, onu çalışması için George Gölü’ne götür ve yeğeninin stüdyo dairesini ona tahsis eder. Kısa bir süre içinde birbirlerine aşık olan O’Keeffe ve Stieglitz, birlikte yaşamaya başlarlar. Karısını terk eden Stieglitz, 1924 yılında boşanır ve O’Keeffe ile evlenir. Alfred Stieglitz, O’Keeffe’nin 1918-1937 arasında 300’den fazla, ağırlıklı olarak da çıplak fotoğraflarını çeker.

Alfred Stieglitz’in Georgia O’Keeffe fotoğrafı, 1918

Georgia O’Keeffe, yapıtlarında çoğu kez imzası haline gelen çiçekler, kafatasları, hayvan kemikleri, bitkiler, gökdelenler, kayalar, dağlar gibi doğal biçimleri kullanır, onları büyütür, belirgin ve ritmik dış çizgiler, net ve açık renk alanlarıyla hacimlendirerek resimlerine yansıtır. Bazen de bu nesneleri derinliği olmayan bir mekan içine yerleştirerek erotik, psikolojik ve simgesel anlamlar yükler.

Georgia O’Keeffe, Crab Claw, 1939

Evlilikleri Georgia’nın hastalık hastalığı ve baskınlığı yüzünden zorlansa da devam eder. Alfred Stieglitz’in fotoğrafla ilgisi, geçirdiği kalp rahatsızlığı nedeniyle 1937’de azalır. Daha sonraki on yıl boyunca George Gölü’nde yaşar ve karanlık odaya çevirdiği bir kulübede çalışmalarına devam eder. Stieglitz 1946 yılında öldüğünde, hala birbirlerinin sadık destekçisiydiler. Georgia O’Keeffe, daha sonraki yıllarda ciddi bir görme problemi çekmeye başlar ve yanına Juan Hamilton’ı yardımcısı olarak alır. Hamilton, sanatçıya 1986’da ölümüne kadar hem seramik çalışmalarında hem de 1976’da sanatı üzerine yazdığı kitabında yardım eder. 2009 yapımı Georgia O’Keeffe adlı filmde, Georgia O’Keeffe ve Alfred Stieglitz’in hikayesi ve aşkları anlatılır.

2. Pablo Picasso (1881 – 1973) & Dora Maar (1907 – 1997)

Pablo Picasso ve Dora Maar, 1937

20. yüzyıl sanatının en bilinen isimlerinden biri olan ressam Pablo Picasso, üretkenliğini, saplantılı tutkusunu tuvallerine olduğu kadar kadınlarına da yansıtırken, hiçbirine sadık kalmadı. Ona göre kadınlar acı çekme makineleriydi. 1943’te kendinden 40 yaş küçük sevgilisi Françoise Gilot’u şöyle uyarmıştı: “Benim için yalnız iki tür kadın vardır: Tanrıçalar ve paspaslar.” Fakat onun gözünde ister tanrıça olsunlar, ister paspas, sanatının en önemli esin kaynakları kadınlardır.

Asıl adı Henriette Theodora Marković olan 29 yaşındaki Dora Maar, sürrealist sanat çevreleriyle içli dışlı bir fotoğrafçı ve ressamdı. Dora Maar’ın fotografik üslubu sürrealist bir anlayışa sahiptir. Oranları değiştirerek, gerçeküstü ressamlar gibi yan yana gelmesi beklenmeyen nesneleri bir araya getirmiştir. Paris, Londra ve Barcelona gibi kentlerde ezilen sınıfların, işsizler ve evsizlerin, toplumsal ve fiziksel açıdan zayıf kişilerin fotoğraflarını çekmiştir. Picasso’nun kadınları arasında, onun dehası ve birikimiyle boy ölçüşmeye en çok yaklaşan kadın odur.

Dora Maar, Untitled (Hand and Shell), 1934

Picasso, kuzguni siyah saçlı, büyüleyici bakışlı bu genç kadını, ilk kez şair arkadaşı Paul Éluard ile otururlarken görür. Picasso daha o an, hem güzelliği hem de masada oynadığı tehlikeli bıçak oyunuyla Dora Maar’ın etkisi altında kalır. Maar, bıçakla elini kestiğinde kanıyla lekelenen eldivenlerini saklayıp saklayamayacağını sorar. Sonraları paylaştıkları apartman dairesindeki bir rafta bu eldivenleri sergilerler.

Pablo Picasso, Portrait of Dora Maar, 1937

Sanatçı Man Ray’in sürrealist ikon diye tanımladığı Dora, Picasso için de esin perisi idi. Maar, Picasso’nun siyasal sorumlulukla eser verdiği dönemde onun partneri oldu. Ağlayan Kadın (The Weeping Woman) tablosu, İspanya İç Savaşı için Maar’ın içinde kopan fırtınaları yansıtır. Picasso’nun şaheseri Guernica üzerinde çalışırken ki halinin fotografik kaydını da Maar tutar. Hatta Picasso başlangıçta resimdeki ölüm meleğine onun fiziksel özelliklerini yansıtır.

Pablo Picasso, The Weeping Woman (Ağlayan Kadın), 1937

Dora Maar’ın Picasso’yu Guernica tablosu üzerinde çalışırken görüntülediği fotoğrafı

Picasso, Dora’yı genellikle hep çok güzel ama çok da hüzünlü resmetti. “Benim için o, ağlayan kadın. Yıllarca onu hep işkence görmüş şekilde çizdim. Ne sadistliğim yüzündendi bu, ne de bundan memnun oldum, yalnızca beni zorlayan bir imaja boyun eğdim. Gerçek buydu.” der. 1944 yılında Picasso onu, 21 yaşındaki hukuk eğitimini yarım bırakmış Françoise Gilot için terk ettiğinde akli dengesini kaybeder ve hastaneye kapatılır. Picasso, 8 Nisan 1973’te 91 yaşında kalp rahatsızlığı sonucu ölür. Son kadını Jacqueline Roque ile evlidir. “Benim için Tanrı’dan sonra Picasso gelir” diyen Maar, uzun süren tedavinin ardından tekrar resim yapmaya başlar, Paris’te sergiler açar. Ama ne yaptıysa bir daha kendini tam anlamıyla toparlayıp, ayakları üzerinde durmayı başaramaz. 1997’de yoksulluk içinde tek başına ölür.

3. Ben Nicholson (1894 – 1982) & Barbara Hepworth (1903 – 1975)

Barbara Hepworth ve Ben Nicholson, 1932

Heykeltraş Barbara Hepworth, 20. yüzyılın en önemli sanatçı ve heykeltıraşlarından, İngiltere’nin soyut hareketinin anahtar figürlerinden biridir. Yaptığı eserler birer modernizm örneğidir. Primitif heykellerle ilgilenen sanatçı, boşluğun yaratma sürecinde kütle kadar önemli olduğunu görmüş ve heykellerinde kütle ile birlikte boşluğa da yer vermiştir. Önceleri figüratif soyutlamalar yapan sanatçı, 1930 yıllarından sonra soyut formlarla ilgilenmiştir, farklı malzemeler kullanmıştır.

Barbara Hepworth, Pelagos, 1946

Ressam William Nicholson’un oğlu olan, İngiliz ressam Ben Nicholson 1920’lerde, kariyerinin başlarında post izlenimcilik ve kübizmden ilham alır. 1930’larda ise geometrik soyutlama ve kesilmiş kartonlardan yaptığı kabartmalarla (rölyef) tanınır. Nicholson eserlerinde duygularını basit şekiller yaparak ve bunları bir düzene koyarak anlatmaya çalışmıştır.

Ben Nicholson, June, 1937

1931’de Nicholson, ressam Winifred Roberts ile evli iken Barbara Hepworth ile tanışır. Barbara da heykeltıraş John Skeaping’le evlidir ve bir oğlu vardır. Ancak birlikte yaşamaya başlarlar, eşlerinden ayrılırlar. 1934’te Simon, Rachel, Sarah adında üçüzleri dünyaya gelir, 1938’de evlenirler. Ancak 1951 yılında boşanırlar. Ben Nicholson, daha sonra tekrar evlenir.

Ben Nicholson, St. Ives, Cornwall, 1943-1945

Bundan sonra, Barbara Hepworth bilinen en başarılı eserlerini üretir. Barbara Hepworth, 1953’te bir uçak kazasında büyük oğlu Paul’u kaybeder ve ünlü Madonna and Child adlı eserini, acısını anlatan bir anıt olarak yapar.

Barbara Hepworth, Madonna and Child, 1954

Hepworth sağlık problemleri yaşamaktadır, fakat 1975’te stüdyosunda sigaradan çıktığı tahmin edilen bir yangın neticesinde, yaşama veda eder. Bu stüdyo, daha sonra Barbara Hepworth Müzesi olarak düzenlenir. 1982 yılında ise Ben Nicholson yaşlılığa bağlı nedenlerden ölür.

4. Charles Eames (1907 – 1978) & Ray Eames (1912 – 1989)

Charles ve Ray Eames

Tasarım tarihinde bir milat olan Charles ve Ray Eames, 2. Dünya Savaşı’nın ardından yirmi yıl içerisinde ülkelerinde ve diğer birçok ülkede en etkili olan iki tasarımcı olarak görülebilir. Eames çifti, malzeme, form, denge ve üretilebilirlik gibi girdileri bir arada düşünerek Amerikan tasarımında ekolleşmişlerdir. 20. yüzyılın önemli mobilya, oyuncak, çocuk oyunu, film, sergi ve ikonik Los Angeles yapılarını tasarlayan Eames çiftinin yaklaşımının en önemli özelliği, endüstri devriminin ekonomik ve estetik özünü, sistem geliştirme, analitik düşünce, bilim ve kültürü bağdaştırma gibi çağdaş kavramlarla gündelik hayata geçirerek yaygınlaştırmaları olmuştur.

Charles Eames, iki yıl bursla St. Louis’te Washington Üniversitesi’nde okuduktan sonra, mimarlık bürosunda çalışmaya başlar. 1929’da ilk eşi Catherine Woermann ile evlenir ve bir yıl sonra Charles’ın tek çocuğu Lucia doğar. 1930’da Charles kendi mimarlık bürosunu kurar. Ray Kaiser ise New York’ta Hans Hofmann ile resim okur ve Cranbrook Akademisi’ne geçer. Burada Charles Eames ve mimar Eero Saarinen’nin, Modern Sanatlar Müzesi Organik Mobilya Yarışması için tasarım hazırlıklarına yardım ederken aralarındaki aşk doğar, 1941 yılında evlenirler.

1949’da Charles ve Ray, Arts & Architecture Dergisi’nin sponsorluğunda Los Angeles yakınındaki evlerini tasarlar ve inşa ederler. Japon ev mimarisini çağrıştıran küçüklüğü ve yalınlığıyla savaş sonrası mimarlığının dönüm noktalarından biri sayılır.

Evleri

Charles Eames denilince akla genellikle koltuk, kanepe, sandalye ve benzeri oturma gruplarının imalatını yapmış olan 20. yüzyıl mucidi akla gelmektedir. Oysa Eames bunların ötesinde daha birçok alana yönelik çalışmaları ile de dikkat çekmiş ve zamanının fenomen insanlarından birisi olmayı başarabilmiştir.

Charles Eames ve Ray Eames çifti mobilya alanında dünyaca ünlü Eames House mobilya dekorasyonunu yaratırlar. Bu ünlü çalışmaları dolayısıyla kendilerine 1979 yılında 20. yüzyılın en başarılı tasarımcısı ödülü verilerek, üstün başarı ödülüne layık görülürler. Günümüzde tasarlanan birçok ev dekorasyonunda, çiftin yapıtlarının izleri görülür. Charles Eames 1978’de ölür. Ray Eames ise 11 yıl sonra bu dünyadan ayrılır. 2011 tarihli Eames: The Architect and The Painter filmi, aşklarını ve sanatsal yeteneklerini muhteşem bir güçle birleştiren Eames çiftinin 40 yıllık sanatsal ortaklığını anlatır.

5. Jackson Pollock (1912 – 1956) & Lee Krasner (1908 – 1984)

Lee Krasner, Jackson Pollock, 1946

Soyut dışavurumcu akımın en önemli temsilcilerinden ressam Jackson Pollock, 20. yüzyılın en önemli sanatçılarındadır. “Bilinçaltı modern sanatın çok önemli bir parçasıdır ve bence bilinçaltı dürtüler resimlere bakarken çok önemliler.” der. Kural tanımaz bir tavır üstlenmiş olan soyut dışavurumculuk akımı, II. Dünya Savaşı’nın son yıllarında ortaya çıkar. Alışılagelmiş temel plastik değerlere uyma zorunluluğu duymadan, formlar içten geldiği gibi kurgulanarak dramatik ya da lirik bir ruh hali ile tuvalde biçimlendirilir. Spontan bir kurgu anlayışı söz konusudur.

Jackson Pollock, Mural, 1943

Jackson Pollock ilk yıllarda, Amerikan kültürünü ve halk sanatlarını inceler, o doğrultuda resimler çalışır, ancak 1940’lı yıllara kadar kendine özgü bir yol bulamaz, ciddi bir başarı gösteremez. 1941 yılında kendisi gibi ressam olan Rus asıllı Lee Krasner ile tanışır. Pollock’un alkol problemi ve psikolojik sorunları vardır. 1945’in Ağustos ayında Lee Krasner, Pollock’u New York’tan ayrılması için ikna eder. Alkolü bırakmasına yardımcı olmasını umarak, yarısını bankadan kredi çekerek yarısını ise borç alarak Long Island’da bir ev alır. Alkolü azaltmıştır Pollock, orada çalışmalarına devam ederler, aynı yılın Ekim ayında ise evlenirler.

Lee Krasner, The Seasons, 1957

II. Dünya Savaşı öncesi figüratif eğilimler gösteren Amerikan sanatı, savaş sonrasında soyut dışavurumculuğa yönelir. Bu akımın içerisinde yer alan Lee Krasner, New York’un üst sınıfından bir Yahudi ailesinde doğmuş, zengin bir kültürel ortam içerisinde yetişmiş, sanat eğitimi aldıktan sonra, bir ressam olarak mesleğini yapmaya başlamıştır. Ancak Amerikan soyut dışavurumculuğunun en büyük sanatçısı Jackson Pollock ile evliliği, Krasner’in sanatsal kariyerini gölgede bırakmış, onun yalnızca Pollock’un eşi olarak anılmasına yol açmıştır.

Lee Krasner, Night Creatures, 1965

Jackson Pollock, Long Island’daki evlerinde onun dünya çapında ünlü olmasını sağlayan büyük paspartulu dripping resimlerini yaratır. Bir ikon haline getirilmiştir, ama o kendini kullanılmış, yönetilmiş, yönlendirilmiş hisseder ve bu da sinirlerini gerer, mutsuzdur. Evliliği de çok kötüdür, Lee Krasner ile ayrı yaşamaya başlarlar. Kendini tekrar içkiye verir. 18 ay boyunca hiç resim yapmaz ve aşırı kilo alır. 1956 yılında bir gece, aşırı derecede alkol alarak lüks otomobiliyle kaza yapar ve yaşama veda eder. Kaza esnasında yanında olan Edith Metzger adlı arkadaşı ölür, sevgilisi olan Ruth Kligman çok ağır yaralar alarak sağ kalır. 11 yıllık evlilikleri bir otomobil kazasında Pollock’un ölümüyle sona erdiğinde, Krasner hayatının geri kalanını, soyutlama çalışmalarına ve Pollock’un sanatını tanıtmaya adar. 1984 yılında 74 yaşında yaşama veda eder.

6. Max Ernst (1891 – 1976) & Dorothea Tanning (1910 – 2012)

Dorothea Tanning, Max Ernst, 1946

Max Ernst, Alman ressam, heykeltraş, grafik sanatçısı ve şair, dadaizm ve gerçeküstücülüğün en önemli temsilcilerinden sayılır. Sürekli olarak işlediği orman, av ve kuş konularıyla birlikte kozmik bir boyut kazanan, düş ile bilincin birbirine geçtiği tablolarında, bir araya getirilip eklenmiş ve tabloyla bütünleşen nesnelere yer verir. Ernst, özellikle kuşlara resimlerinde çokça yer verir.

Resimlerinde çizmiş olduğu LopLop ismini verdiği kuş-adamın çıkış noktası, çocukken çok sevdiği kuşunu bir sabah ölü bulmasının şaşkınlığını yaşarken, aynı anda odaya giren babasının kızkardeşinin doğduğunu müjdelemesinden itibaren, kuşlarla insanların ruhlarını değiştirdiklerine dair bir inanç geliştirmesi denilebilir. 1925’te frotaj tekniğini buldu. Bu teknikte, bir yüzeyin dokusu, üstüne kalem veya diğer fotoğraf malzemesi sürtülen kağıda geçirilir.

Max Ernst, Birds Also Birds, Fish Snake and Scarecrow, 1921

Dorothea Tanning, A Little Night Music, 1943

Illinoisli olan Dorothea Tanning, 1930’lu yıllarda New York’a gelerek gerçeküstücü akıma katılır. Üniversitede resim eğitimi alır, ancak resme olan ilgisini kışkırtacak fikir New York’ta onu bekler. New York’ta Moma’da gördüğü sürrealist sergisinden çok etkilenir. Art arda sürrealist resim çevresinden dostlar edinir ve bakış açısını geliştirir. 1942’de bir partide sürrealizm ve dadaizmin öncülerinden Max Ernst’le tanışır, birlikte yaşamaya başlarlar.

1946 yılında ise Dorothea Tanning ve Max Ernst, ressam Man Ray ve Juliet Browner ile birlikte çifte düğünle evlenirler. Max Ernst’in ilk evliliği değildir. 1918’de Luise Straus ile evlenir, oğlu ressam Jimmy Ernst dünyaya gelir. 1927’de Marie-Berthe Aurenche ve 1942’de Peggy Guggenheim’la evlenir. Dorothea Tanning Ernst’in 4. eşidir. 34 yıllık birlikteliklerinin son 20 yılında, yaşam tarzlarına daha uygun buldukları için Fransa’da yaşarlar.

Dorothea Tanning, Birthday, 1942

Birthday (Doğumgünü) resmi, Tanning’in ilk resimlerinden biri. Başlangıçta stüdyosundaki arka odalardan birinde duran, Tanning’e göre sadece basit bir otoportredir, Bir gün stüdyodaki oda kapılarının açık görüntüleri Tanning’e sonsuz kapılarla ilgili bir ilham verir ve hemen resme ekler. Ernst, resimlerini görmek için Tanning’in stüdyosuna geldiğinde, en çok bunu beğenir. Tabloya Tanning henüz bir isim vermediğinden, Ernst Birthday (Doğumgünü) olsun der. Doğumgünü ifadesi onlar için çok anlamlı, çünkü o tanışma anlarında birbirlerine aşık olurlar ve hiç ayrılmazlar.

Ernst’in 1976’da ölümünden sonra New York’a dönen Tanning, sanat hayatına burada devam eder. Ressam, yazar, şair, heykeltraş Dorothea Tanning, 2012’de 101 yaşında hayatını kaybeder.

7. Frida Kahlo (1907 – 1954) & Diego Rivera (1886 – 1957)

Frida Kahlo ve Diego Rivera

20. yüzyıl sanatının Meksika ve dünyadaki en dikkat çekici isimlerinden olan Frida Kahlo ve Diego Rivera… Yapıtları ve yaşamlarıyla, sinema ve edebiyat dünyasına da esin vermiş ikiliden biri olmadan diğeri anlatılamaz. Frida Kahlo ve Diego Rivera, sanatları ve yaşamları, siyasal düşünceleriyle bütünleşmiş sanatçılardır. Diego Rivera, Meksika’daki bakanlık binalarına yaptığı çok büyük duvar resimleriyle Meksika Devrimi’ni resimleyen üç büyük isimden birisidir. Frida ise daha çok otoportreleri ile tanınır.

Frida Kahlo, Self Portrait Dedicated to Dr. Eloesser and Daughters, 1940

Diego Rivera, Portrait of Natasha Gelman, 1943

Frida, onu ilk gördüğünde, Ulusal Hazırlık Okulu’nda okuyordu. Kadınlara düşkünlüğü ile tanınan Rivera, okula bir duvar resmi yapmak için gelir. Frida ise üç saat boyunca bu dev gibi adamın fırçasına bakar, onu izler. Ardından arkadaşlarına “Benim Rivera’dan bir çocuğum olacak” der. Frida çocuk yapamasa da, daha önce iki kez evlenmiş, çocukları olan, üstelik çapkınlığıyla bilinen, 20. yüzyılın kuşkusuz en ünlü ressamlarından biri olan ve Meksikalı Michelangelo olarak anılan Diego Rivera ile evlenir.

“Diego’ya aşık oldum, ama ailem bundan hiç hoşlanmadı, çünkü Diego komünistti ve bizimkiler onu, çok çok çok şişman bir Breughel’e benzetiyordu. Bunun bir fille beyaz güvercinin evliliğini andırdığını söylüyorlardı. Her şeye rağmen, 21 Ağustos 1929’da evlendik.”

Frida Kahlo, Frida and Diego Rivera, 1931

1932 yılında birlikte Detroit’e giderler. Kahlo hamiledir, ancak 4 Temmuz 1932’de çocuğunu kaybeder. Henry Ford Hastanesi’nde zorlu günler geçirir ve yaşadıklarını resmeder. Frida, kişisel dünyasını birebir yansıtır resimlerine. Evliliklerinde Rivera’nın sadakatsizliği Frida’yı derinden etkiler. Diego’nun Frida’nın kardeşi Cristina ile olan ilişkisi, Frida için adeta bir yıkımdı. Frida Kahlo, bu olaydan sonra erkeklerle de, kadınlarla da birçok ilişki yaşar. 1939 yılının sonunda Diego Rivera ile Frida Kahlo’nun evliliği son bulur.

1939-1940 yılları Kahlo için oldukça verimli geçen, üretken olduğu bir dönemdir. 8 Aralık 1940 yılında tekrar evlenirler. 1941 yılında babasını kaybeden Kahlo’nun sağlığı daha kötüye gider. 1944 yılında, sağlığı ile ilgili ciddi sorunlar yaşar, omurgasındaki yoğun ağrıları hafifletmek için çelik korse giyer.

Diego Rivera, Vendedora De Alcatraces, 1938

Frida, daha iyi bir tedavi için 1946 yılında New York’a gider. Doktorları resim yapmasına izin vermezler. Hastaneden çıkıp Meksika’ya döndüğünde yatağa ve çelik korselere hapsolmuştur. 1950’li yıllarının başına gelindiğinde sağlığı iyice kötüye gider. 1950-1951 yıllarını hastanede geçirir. 1953 yılının Ağustos ayında doktorları, Frida Kahlo’nun sağ bacağının kesilmesine karar verirler. Kahlo’nun bu duruma tepkisi çok büyük olsa da ameliyat olmayı kabul eder. 13 Temmuz 1954 Salı günü gerçekleşen ölümünün sebebi kayıtlara akciğer embolisi olarak geçer. Rivera, 1954 yılında Kahlo’nun ölümüyle sarsılsa da, birkaç ay içinde menajeri ile 4. evliliğini yapar. 1957 Kasım’da kalp yetmezliğinden hayatını kaybeder.

8. Auguste Rodin (1840 – 1917) & Camille Claudel (1864 – 1943)

Camille Claudel ve Auguste Rodin

Heykel sanatına yepyeni ufuklar getiren, 20. yüzyıl heykel sanatını derinden etkileyen François Auguste René Rodin, heykeldeki modernist dönüşümün ilk temsilcisidir, klasik heykelin idealize edilmiş, pürüzsüz ama ruhsuz figürlerini konu edinmemiştir. Grek heykelinde olduğu gibi sadece anatomik güzellikle uğraşmamış, örneğin bir insan vücudunu biçimlendirirken adaleleri aynı zamanda psikolojik gerginlik gibi insanı duygularını yansıtmak için kullanmıştır. 20. yüzyıl heykel sanatını, özellikle Bourdelle, Maillol, Epstein gibi heykelcilerle, Picasso ve Matisse gibi ressamların heykel çalışmalarını derinden etkilemiş bir sanatçıdır.

24 yaşındaki Rodin, 1864 yılında ilk atölyesini kiralar. 20 yaşındaki Rose Beuret ile de bu dönem tanışır. Rose, Rodin’e modellik yapar, daha sonra sevgilisi olur. İki yıl sonra da oğulları dünyaya gelir.

Auguste Rodin, Rose Beuret, 1898

19 yaşındaki heykeltraş Camille Claudel, Rodin’i 1883’te tanır ve 1884’ten başlayarak Rodin’in atölyesine dahil olur. Yeteneği ve etkileyici kişiliği Rodin’in ilgisini çeker, birlikte çalışırlar, Rodin’in modeli, arkadaşı ve sevgilisi olur. Tanıştıklarında Rodin’in Rose Beuret ile yaklaşık 20 yıllık bir birlikteliği vardır. Rodin, Camille ile tutkulu bir aşk yaşamasına rağmen, hiçbir zaman Rose Beuret’ten ayrılmaz.

Camille Claudel Atölyede, 1885-87

Auguste Rodin, The Thinker, 1882

Rodin’in kadınlarla arası hep iyi olmuştur. Yaşamına dahil olan diğer kadınları sıralarsak: Ressam Helene Wahl-Porges, Eve Fairfax, ressam Gwen John, Alman yazar Helene von Nostitz-Hindenburg.

Camille ve Rodin’in birlikte gerçekleştirdikleri çok sayıda çalışma olur. Cehennemin Kapıları (Le Port de L’Enfer) isimli çalışma bunlardan biri. Bu eserin önemli bir bölümünün Camille tarafından yapıldığı söylenir. Ama ne yazık ki, pek çok eserde olduğu gibi Cehennemin Kapıları yapıtında da Camille, Rodin’in gölgesinde kalır. Rodin’in önce öğrencisi, sonra modeli ve daha sonra sevgilisi olan Camille Claudel sanat hayatına Rodin ile adım atar. Ancak tüm hayatı ve hatta öldükten sonra bile kendi sanatı ile değil, Rodin’in ismi ile anılmaktan ne yazık ki kurtulamaz.

Le Port de L’Enfer, 1880-90

Camille Claudel hamile kalır, fakat geçirdiği bir kaza sonucu bebeğini kaybeder. Bu onun ruhsal dünyasını alt üst eder. Camille bu dönemde annesi tarafından reddedilir, Rodin’in kaba tavırları ve Camille’i rakibi olarak görmeye başlaması, beraberliklerinin de de sonu olur. Sonunda Camille, Rodin’i terk eder. 1905 yılından itibaren Camille Claudel’de akıl hastalığı baş gösterir. Heykellerinin birçoğunu kırar, Rodin’i fikirlerini çalmakla ve onu öldürmeyi planlamakla suçlar. Ancak ayrılmalarına rağmen, Rodin Camille’i maddi açıdan desteklemeye devam eder.

Camille Claudel, The Waltz, 1895

1913 yılında akıl hastanesine kapatılan Camille, 1943 yılında ölümüne kadar orada kalır. Camille, ağabeyi şair ve diplomat Paul Claudel’in kariyerine leke sürmesin diye annesi tarafından akıl hastanesine kapatılmıştır, çıkmak istese de çıkamaz.

Camille Claudel, L’Âge mûr, 1890-1907

29 Ocak 1917’de Rodin, nihayet Rose Beuret ile evlenir. Ne yazık ki, Rose zatüreedir ve evlendikten 16 gün sonra 14 Şubat’ta hayata veda eder. Aynı yıl, 17 Kasım’da ise Rodin ölür. Meudon’daki Villa des Brillants’ın bahçesine, Rose’un yanına gömülür.

Kaynak
Jackson Pollock ve Jung İlişkisi, Filozof.net, Şiddet Temalı Kadın İmgesinin Çağdaş Sanata Yansımaları, Lebriz Sanal Dergi, Rodin Müzesi, Paris, Camille Claudel’in Dramı ve Rodin Heykelleri, Charles ve Ray Eames – 20. Yüzyılın En Başarılı Tasarımcı Çifti, Charles ve Ray Eames: Bir Milat, Rodin’in Ünlü Anıtının Öyküsü

Yorum Yap