Meral İnat – YAĞMURLU BiR KIŞ GÜNÜ

 Meral İnat – YAĞMURLU BiR KIŞ GÜNÜ

Saat iki suları, yağmur yavaştan yürekleri serinletircesine eşeliyordu.

Acıların kadını!

Daha önceden dostlarıyla randevulaştıkları mekana tam saatinde geldi.

Allah ‘ım o neydi?

Onu karşılayan daha önceden arkadaşı, can dostu olan şair ruhlu adam !

Bu sefer acıların kadınına öyle gelmedi. Çünkü onu karşılayan gülen yüz bakışlarıyla acıların kadının yüreğini deldi, geçti. Yavaştan yüreğini tuttu.

Aman dedi, sakın!

O sana yasaklı dedi, gönlüne !

Ama yürek bu dinler mi hiç onu. Yıllardır haps olunmuştu yürek kafesine. Oysa can dostu ona daha önceden bir şeyler hissettirmişti. Onu sevdiğine dair, ama acıların kadınının yükümlülükleri vardı. Ona asla umut vermedi.

Peki bu şimdi neydi ?

Yoksa acıların kadını aşık mı  olmuştu. Hem de yüreğinden vurulmuşçasına !  Şair ruhlusu ona her baktığında güler ve  güldükçe acıların kadınının yüreğinde güller açıyordu. Evet gülen yüzü, şair ruhlusu onu karşıladı.

Hoş geldin dedi.

Yine gülen yüzüyle ama bu defa bakışlarıyla acıların kadınının yüreğine Erosun oku gibi saplanmıştı. Acıların kadınının eli ayağı titriyordu. Boğazına bir şeyler düğümlenmiş gibi konuşamıyordu. Masaya geçtiler. Masada onları bekleyen başka arkadaşları vardı. Bütün dostları tek tek acıların kadınına hoş geldin ,dediler. Acıların kadını kekeleyerek hoş buldum, diyebildi. Acıların kadını yüreğini tutmuş, sanki özgürlüğe kanat çırpan güvercin misali! Her an yerinden çıkıp uçacak gibi! Oysa yıllar önce yüreğini söküp, dipsiz kuyulara atmıştı. Böyle bir şey olması imkansızdı. Şair ruhlusu nasıl başardıysa , sanki uyuyan devi uyandırmış gibi!  Acıların kadını meğerse yıllardır, bir ot gibi yaşıyordu. Gerçi ot demesi ,ota hakaret olurdu. Çünkü acıların kadını sevmeyi ve sevilmeyi  çoktan unutmuştu. Oysa bir kış günü  haps olunmuş duygulara sanki bir güneş doğuyordu. Gönlünde nisanın beşi gibi hava aşk soluyordu. Şair ruhlusu da gözlerinin içi gülercesine ona bakışlarıyla umut oluyordu. Acıların kadını baktı olmuyor. Özgürlüğe aşka susayan yüreğine söz geçiremiyor. Kalkmak için bir bahane bulup müsaade istedi. Ama şair ruhlusu biraz daha kal der gibi baktı kendisine. Acıların kadınının yüreği çok yorgundu. Kalp atışları sanki karşıdan duyulurcasına atıyordu. Korktu çok korktu. Sanki dostları anlayacak yüreğinde geçenleri. Oysa yasaklı elma gibi yasaklıydı. Şair ruhlusu ona. Olmadı söz geçiremiyordu. Aşka kanat çırpan yüreğine. İkinci defa müsaade istedi dostlarından. Bir daha şair ruhlusunun  gözlerinin içine bakmadan. Çünkü baksaydı gene kalacaktı. Esir olmuştu sanki efsunlu gülen gözlerine. Apar topar hızlıca kalktı. Kaçar gibi uzaklaştı mekandan. O kutsal mekan ki imkansız bir aşk hikayesini daha önceden ev sahipliği yapmıştı. Gözünde yaşlarla ve hızlı  adımlarla sanki rüzgarı ardına alırcasına yürüyordu. Yağmurda sanki yanan yüreğine yağıyordu. İbrahim ‘in ateşini söndüren yağmur gibi. Aynı Zeliha’ın ateşini söndürürcesine yağıyordu. O yağmur ki bu defa acıların kadınının yüreğine yağıyordu.

Deli işte !

Gitti diye sanki yüreğine söz geçirebilecekti sanki . Ah acıların kadını sen töreni bilmez misin? dedi kendi kendine. Yıllardır acılara mahkum olan yüreğini ummanlara salıp umut aramaya çıktın. Beyhude söz geçiremiyordu deli  yüreğine. Hayatında haramdan gözünü sakınan sen. Ne oluyordu sana? O ki sana yasaklı elma. Deli yüreği dellendi. Bir peygamber düşün ki Allah ‘ın yeme dediğini yedi. Belki onu affeden beni de affeder dedi. Şair ruhlusu da söyledikleriyle belli ki oda onun gibi aşka susamıştı. Günlerden pazar günü, hava güneşli sanki baharı müjdeliyor gibi sıcacıktı. Acıların kadınının yüreğinde  yıllar sonra sevgiden, umuttan yana çiçekler açıyordu. O umutsuz olan yüreğinde kelebekler uçuşuyordu. Acıların kadını bir anlık yüreğine uyup aşka geldi. Bir umut işte telefona sarıldı. Bir baktı ki şair ruhlusunu aramış. Hoş Bir sohbetten sonra ikisinden deli gibi çarpan yürekleri buluşmak istiyordu. Dünden razı olan şair ruhlusu evet buluşalım deyince bir anda tamam dedi, acıların kadını. Sessiz, sakin, huzurlu bir ortamda buluştular. Diller sustu ,gözler konuştu. Aşka susamış yürekler, beden olup buluştu. Öyle bir sarıldılar ki, yıllardır kanayan yaralarına sanki merhem oldu o sarılma. Kulaklara fısıldandı biz birbirimize çok geç kaldık. Şair ruhlusu hiç bir şey için geç kalınmış değil dedi. Sen durumları biliyorsun dedi acıların kadını. Ya sen olacaksın hayatımda ya da elimi kolumu bağlayan onlar için canımdan bile vazgeçtiğim çocuklarım. Ah dedi! Kader ya yar olacak ya da yaram. İkisi bir anda kaderimde olmadı, olmayacak. Çünkü o bir anne idi. Hakkı yoktu çocuklarına törenin olmaz dediği utancı yaşatmaya. Ne kadar eşi ölmüş olsa da, törenin bazı kuralları vardı onun gibilere. Ya evlatlarından vazgeçecek ya da yüreğine yeniden yaşama umudu olan sevdasından. Şair ruhlusunun boynuna son bir defa sarıldı. Boynundan kokladı sanki cenneti koklarcasına!

Allah ‘ım dedi içinden.

Sevdiğim, ömrüm !

Seni sevmek bir ömür olsun dedi.

Ve sonra bir daha arkasına bakmadan çekip gitti acıların kadını

Giderken de şu mısralar dökülüyordu dudaklarından.

 

 

 

Ben acıların kadını,

 

Sense en güzel aşk şiirlerinin ilhamı.

Sana kimsenin bilmediği acılarımı anlatırdım.

Aslında töre olmasaydı imkansız değildi ki aşkımız

Sen bana gülen gözlerinle umut olacakken .

Bense yar en özelinden olan aşkımı sunacaktım.

Göğsümüzü gere gere acımasız töreye inat

Doğunun bayatlamış zihnine nispet

Sevdamızla imkansız görünenlere umut olarak

Savaşacaktık yar savaşacaktık

Cahiliye döneminden kalan töreleriyle

Yeri geldiğinde kavuşmak için ölümü  göze alacaktık.

Ah yar! Sen aşkımız için savaşmayı değil,

Vazgeçmeyi tercih ettin be şair yüreklim !

Daha senin aşkın için ne şiirlere nefes olacaktım .

Kaderimdi. şair yüreklim

İmkansız aşklar benim

Oysa yüreğimden dökülen aşk dolu mısralardı.

Acıları değil aşkı yazacaktı ya kaderim.

Yüreğimi yine umutsuzluk ve hüzün sardı.

Düğüm oldu, yaşananlar boğazımda kaldı .

Dün gece aklıma umutsuz sevdam geldi .

Her zaman olduğu gibi,

Sarıldım çaresizliğe tabi ki

Biliyor musun şair yüreklim?

Ben dün gece ağlayan bulutlarla yarışa girmiş gibi.

Ben ağladım, onlarsa delice yağdı.

Ben içimi acıta acıta sessizce

Onlarsa bana nispet yeri göğü yıkarcasına.

Kıvılcımlar saçarak isyanlarını delice ,

Ben hıçkıra hıçkıra ağlıyordum.

Bulutlarsa olmaz dercesine gürlüyordu.

Sanki ayrılığımıza onay vermiyorlardı.

Sonra ben utandım ağlamaktan

Yoksa delice boşalan bulutlardan

Dünyayı sel götürüyordu

Yer gök sevdamıza ağlarken

Yoksa şair yüreklim sen dünyadan habersizce

Hiçbir şey olmamış gibi yatıyor muydun?

Doğru ya şair yüreklim ben beni unuttum.

Ben acıların kadınıydım!

 

Meral İnat

Yorum Yap