ÖTE YÜZÜMÜZ

 ÖTE YÜZÜMÜZ

Dertli olmanın ne olduğunu bilmeyenimiz yoktur. Sorsak şimdi sokağımızdan geçen herhangi birine sanırım satırlarca sözler duyarız. Emin olun kitap bile yazılır söylenenlerden. Bir insanın acısını paylaşmak ya da o acısına merhamet etmek ve hayatı kucaklamak neden sözlerde olduğu kadar yansımaz hayatımıza? Dünya’da her bir varlığın yüreği kadar acı saklı gökyüzünde herkesin ağrısı başka, sancısı başka. Kiminin de acısı kendince çığlık, öbürünce sağır. Bunca acının yaşandığı yeryüzünde herkes kendince dertli.  Bizim dert sandığımız bir başkasına rahmet oluyorsa oturup düşünmemiz lazım; gerçekten, derdimiz var mı? Varsa da nedir?

Hepimiz bir merhamet arayışında bir sığınmanın peşindeyiz. Gözümüzde büyüttüğümüz sorunları kendimize dert diye etiketleyip  “ ben dertliyim, bana acıyın, merhamet edin ”   dercesine gösteriyoruz insanlara. Aslında olay şu;   dertsizler kervanının dertli ruhları olarak kendi yükümüzün kamburuyuz! Öyle ki; bize ne sokakta ağlayan çocuktan ya da bebeğini yitiren bir annenin çığlığından? O kadar boş verdik ki benliğimizi, sağır olduk duyamıyoruz yanı başımızdaki Müslümanın acısını. Dünya küçüldükçe acılarımız büyüdü, acının merkezine kendimizi koyduk.  Sonra da “ nasıl olsa ben dertliyim” diyoruz.  Ve merhamet bekliyoruz karşımızdaki insanlardan. Peki, biz merhamet sunuyor muyuz yüreklere?  Ya da onların derdini dinleyip yaralarını sarmayı denedik mi hiç?  “ Mutluluk bizim olsun da bakarız sonra huzurevindeki yaşlının çaresine, biz huzurlu olalım da hallederiz fakirin sofrasını…”  diye diye kendimizi oyaladık vicdan rıhtımlarında… Her hafta izlediğimiz dizi kaçmaz bizden mesela. Ama yine dertliyizdir. Kuruluruz her türlü yiyecekle donatılmış soframıza, dışarıda aç kalan sokak çocuklarına göndeririz bir dua. Elbette Allah yardım eder onlara. Arada bir ok atışı yaparız kelamlardan; Suriye’den başlar Filistin’den çıkarız sonra da on ikiden vurduk deriz gündemi. Haberimiz vardır işte dünyadan. Ama sadece kendi derdimizdir önemli olan.

Beynimizin her bir frekansı zulmün öte yüzü için çalışır. İnsanlık için, çocuklar için, anneler için nutuklar dökeriz… Ama elimizden bir şey gelmez. Uğraşamayız derdimiz büyük bizim çünkü(!) Ya iğne battı ayağımıza ya da elimizde bir cam kesiği… Kulağımızı kapattık dış hüzünlere acımıza ilaç arıyoruz. Utanmadan bunun propagandasını yapıp göğsümüzü geriyoruz. Yükümüz ağır, psikolojimiz bozuk. Kapanmışız mavi hülyalı odalara, şifa bekliyoruz Allah’tan.

Elimiz vicdanımıza yetişmiyor, kısalttıkça kısalttık duygularımızı. Şöyle bir düşünüp en yakın çevremizden başlayarak tebessümler sürsek yüreklere, merhamet sunsak, herkesin kendince yükü var diyerek insanlarla kucaklaşsak ne çok şey değişir şu yeryüzünde ah ne çok şey.

Haydi, biraz düşünelim şimdi, kimin derdi büyük?

 

Leylâ AKTAŞ

Yorum Yap