YAŞANACAK ÇOK ŞEY VARDI

 YAŞANACAK ÇOK ŞEY VARDI

Hava soğuktu fakat esinti vardı bunu hissediyordum. Kayıtlı iki saate yakın buraya yürümüştüm-yürümüştüm çünkü elimde bulunan üç beş kuruşu tasarruflu kullanmalıydım Yorgun bir şekilde Hukuk fakültesinin önünde durdum ve hayalimdeki bu binaya iki saniye baktım. Okul kalabalık değildi fakat hareketliydi.

Ben bir kasabada büyüdüm. Burası kaldırımların kalabalık, esnafın zengin ve binaların lüks olduğu bir yer; Ankara… Hiç uyum yok yaşadığım yer ile. Alışık olmadığım bir şehir. Yıllardır demode olmuş kıyafetlerde büyüdüm. Yine modadan uzak siyah bir etek ve ona uygun olmayan bir bluz vardı üstümde. Her şeye rağmen omuzlarım dik kendimden emin tavrımı takındım kendiyle öğünlü bu şehre.

Okul kapısından onurumla girdim ve bir kaç kişiye evrakı vereceğim odayı sordum. Bilgi edindiğim o kapıya ulaşmak için geniş koridorlardan geçtim. Gülümsüyordu yürek dudaklarım o koridorların havasını içine çekerken. Hayata nefretimi ittim bir kenara ve gülümseme verdim iç dudaklarım gibi yüzüme. Ve nihayet hayallerimi gerçeğe götürecek görkemli ahşap kapıda durdum. Tıkladım ve tokmağını çevirdim. Hayata yelken açmak ve rüzgârı ardında bırakmak işte buydu. Ben bu huyumu seviyordum.

Karşımda bir masada oturan, alışılmış orta boylu şişman yaşını almış bir adam oturuyordu ve beni bekliyormuş gibi  ”Gel” dedi “ yanıt vermedim. Yürüdüm. Elimdeki evrakı bıraktım masaya. Eline alıp baktı ve “Başarını burada da bekliyoruz” dedi. Mutlu çıktım o görkemli kapıdan. Evet, inanılmaz mutluydum çıkarken o kapıdan. Çünkü evrak şişman adamın elinde emelimin ilk adımını atmıştım nihayet.

BİR HAFTA ÖNCE

Hep tek başımaydım ben! Onca kalabalığın arasında yalnız kalmış tek! .Çevremi saran dev insanların kobalt ışınlarında yanmadan yaşamaya çalışan tek! .Hep savaştım. Savaşıp kaç insan vardır yıkım alıp ayakta kalan… ? Yarın ne bekliyor beni diye gecede yuman gözlerini.

Yine o gecelerden bir gece. Yarın ne bekliyor beni diye yine yumdum gözlerimi. Oyana buyana döne döne uyumuşum. Gözlerimi gün henüz aydın olmadan açtım. Tavana dikip gözlerimi anama yaşatacağım güzel günlerin hayalini kurdum. Beklediğim ve anacığımı yaşatacağımın sınav sonuçları gelmişti. Çok heyecanlıydım. O sonuçları öğrenmeye okula gidecektim. Yataktan doğruldum, kalkmadım yatakta oturdum. Birkaç dua okudum ve ”Rabbim. Güldür beni, güldür bizi bu gün” sözlerimle kalktım. Ayağıma pullu terliklerimi geçirip lavaboya gittim. Önce bir duş aldım. Saçlarımı kurutup tepeye topladım ve sonrada giyinip yürüdüm kapıya. Anneciğim kalmıştı. Her gün kurulu makine gibi sabah namazına kalkar ve gün ışığına kadar kuran okurdu. Durdurdu kuran okumayı benim için ve ellerini kaldırıp duasını okudu. Döndürdü başını bana “Kızım Duygu bir iki lokma yeseydin de öyle çıksaydın?” Diye seslendi.

“Annem bir an önce gidip sınav sonuçlarını almak istiyorum. Bir saate kalmaz gelirim.”

Bizim evde bilgisayar olmadığı için sınav sonuçlarını öğrenmeye okula gidiyordum. O bilgisayarın olmamasının sıkıntılarını ne kadar çok çektiğimi kelimelerle anlatamam.

Daha hızlı ve daha az insan görebilmek için okulun arka yolunu seçtim. Sessizliğin yanı sıra ağaç hışırtıları ürkütüyordu ama yine de o yolu seçtim. Kuş seslerin eşliğinde, içimin şarkılarıyla nihayet okul kapısına geldim. Durdum. Ve emin adımlarımla demir kapıdan içeri yürüdüm.  Çünkü biliyordum ya da tahmin ediyorum demeli, o sınavı başarıyla vermiştim. Heyecanlıydım tabi. Müdürün odası üst kattaydı, hızlı hızlı merdivenleri çıktım. Odasına gelince durdum ve derin derin nefes alıp verdim. Malum her daim müdürün odasının kapısı kapalıdır. Kapıyı tıkladım. O tıklayan elim titriyordu. “Gel” sessinden sonra kapıyı açıp girdim.

Adımlarken müdürün masasına ayaklarım da titriyordu. Zor sabitliyordum yürürken onları, Aslında dediğim gibi o sınavı kazandığımı az çok hissediyordum, ama yine kazandın sözünü duyma heyecanımla titriyordu her organım. Sınav üniversite sınavı.  Avukatlık ve sonrası Hâkim olmayı düşlüyordum. “Müsait misiniz hocam? Sınav sonuçlarına bilgisayardan bilgilenmeye geldim.”

“Gel bakalım Duygu. Birkaç talebede gelip sordu. Gelmiş sonuçlar” dedi ve açtı sınav sonuçlarını. Gülümsedi” İstediğin bölümü kazanmışsın seni tebrik ederim. Zaten biliyordum kazanacağını çünkü sen çok azimliydin. Azim başarının ana temelidir.”

Müdüre sarılıp öpesim geldi ve dedim ki ”Sizin de çok emeğiniz var hocam. Her şey için teşekkür ederim.” Çünkü o büyük yürekli bir adamdı, gururumu kırmadan çok eksiğimi o tamamlamıştı.

“Sorun değil. Siz evlatlarımı bir yerlerde görmek beni mutlu ediyor. Başarının devamını bekliyorum Duygu.” Çok asil ve vatanseverdi müdürümüz.  Biz talebelere düşüncesinin güzelliğine bakar mısınız? Evlatlarım diyordu o iyi yürekli insan.

“Hiç şüpheniz olmasın hocam. Cübbemle geleceğim yanınıza. “deyip saygı gereği hafif eğilip çıktım odadan. İnsan kanatlanır mı? Evet kanatlanır. Çünkü uçuyordum adeta. Hızlı hızlı yollara düştüğümde. Öyle hızlı yürüyordum ki bu sevincimi annemle paylaşmak için kanat takmıştı ayaklarım tabanlarıma. Yürümeyip koşmuşum sanki kendi mi- kendi bahçe kapımızın önü de buldum. Sevinçle çıtaların görev yaptığı kapıyı açtım. “Anam, anam kazandım” sözlerimi gönderdim melek yüzlüme. Tülbenttin oyaları anlına dökülmüş, tüm güzelliğini çaresizliğine teslim etmiş, yorgun gülüşüyle çıktı kapıya anam. Canım anama koşup sarıldım. Can damarım anamın omuzuna başımı dayadım ”Kazandım, ,kazandım” deyip sevinç yaşlarımı bıraktım gözlerimden.  Ne güzel bir kelime “Kazandım!

Bu sevincimin birde üzüntüsü vardı. Masraflar. Babamı bir kazada kaybettikten sonra az bir emekli maaşıyla geçinen bireylerdik anam ve ben. Şimdi okyanusun orta yerinde kalan annem can yeleği beklerken, ben ondan canını istiyordum. Çünkü sevincimizi yaşarken anacığım” Az uzla yurt işini bitirmeye çalış güzel kızım. Yetemeye biliriz. Rezil oluruz. Hoş tarlada yevmiye ile çalışır seni üzmem ama yine de bu konuda sağlam basalım adımlarımızı güzel kızım ” demişti. Çok ağladım. Hem sevincime hem de anama yıkılan bu yüke çok ağladım. Ne kadar zor biliyor musunuz kendini savunmasız ve güçsüz hissetmek.

********

Okul hayatım böyle başladı. Aşk meşk düşüncem yoktu. O aklımın çok arkasında bekleyen bir düşünceydi. Aklımın ortasında yer alan ise okulumu bitirip anacığımı çok iyi yerlere yaşatmaktı. Ama hayat çok tuhaf bir döngü. İstemesen de seni istemediğin yere taşıyor. Şu ki; sınıfta bir genç var adı Serkan. Kızların ilgi odağıydı ama o beni seçti sanırım. Çünkü gözleri hep üzerimdeydi.

Bunu hissediyordum. Ama çekingen sanırım ikinci dönemde aynı yerdeyiz hiç yanıma gelmedi. Olsun bu da güzeldi. Tatlı tatlı bakışmak yani.

Bir gün yolumun üzerindeki parka girip kafamı dağıtmak istedim. Bunu her gün yapmasam da ara ara yapıyordum. Bir bankın üzerine oturdum ve kitabımı açıp derslere göz gezdirirken ”Merhaba “ diyen ses duydum ve başımı kaldırıp baktım, kalbim vurmaya başladı; çünkü o sesin sahibi Serkan’dı.  Dilim mi tutuldu ne bir şey diyemedim sadece baktım. Şaşkınlığımı hissetti sanırım. “Oturabilir miyim” dedi ve “Oturun” yanıtını almadan yanı başıma çöktü ve ”Bu ne güzel bir tesadüf “dedi sonrada. Tesadüf müydü bilmiyorum ama onu yanımda görünce içim sevindi. Aşka hazır değildim ama sanırım ona hazırdım.

“Burayı seviyorum. Ara sıra kafa dağıtmaya geliyorum”

“Bende senin gibi buraya kafa dağıtmaya geliyorum. Seviyorum buranın havasını.”

“Desene sık sık görüşeceğiz.”  Dedim ve bu konuşmamla onunla burada görüşmeyi teklif ettim. Bunu nasıl yaptım bilmiyorum. Aşka hayır diyen yanım duygularında ki isteğe yenildi sanırım.

“Bende onu diyecektim. Burada görüşürüz sıkılmazsan?” Dediklerimden o da çıkalım teklifini algılamıştı. Taş oldum ve geri dönüşümü yapamadım. Birkaç sohbetimizden sonra yürüyelim mi dedi. Kalktım ve kitaplarımı sırt çantama koyup olur dedim. Ders konularımızı konuşa konuşa bir hayli dolaştık. Tatlıydı onunla saatler. Zamanın hayli yürümesine rağmen ses çıkartmadım. Ta ki hava kararmaya yön verene kadar. Hava kararmak üzere gitmeliyim dedim. Durağa kadar yürüyelim dedi ve beni durağa bıraktı. O günden sonra görüşmelerimiz ara ara oldu Sevgi aşk sözleri altı ay belki aramızdan geçmedi ama bir birimizi görmek istiyorduk. Altı ay sonra aşk bu olmalı görüşmelerimiz el ele omuz omuza başladı. Cesur değildim biliyorsunuz aşk konusunda. Öncülük okuldu. Ama duygular cesur oluyor. Dur tanımıyor. Sevginin o güzel yelkenine biniveriyor. Tabi sevgi esintisi yüreğimizi yalayıp yer ederken, hayatımızdan ne getirip ne götürecek bilmiyor insan.

Çok güzel bir ilişki başladı hayatımızda. Keşke daha önceleri gelseydin hayatıma sözlerim hep geçiyordu içimden. Dedim ya benim hayatım kasabada yokluk ve çaresizlik içinde annemin nasır ellerinin getirimiyle zor şartlarda ilerledi. O yokluk arasında hep ezildik bakışlarda. Bu okul bizim anamla çıkış rehberimizdi. O yüzden aşk en son düşüncemdi benim. Ama oluverdi Serkan’la aşkım. Bu oluveren aşkın ileride külfet olmaması için Serkan’a annemle olan planımı anlattım ve annemsiz bir hayat benim hayatımın olmayacağını da anlattım. Anlayışla karşıladı ve her ikimizin okulu bitip elimiz ekmek alana kadar evlilik sözleri aramızdan geçmeyeceğinin sözünü verdik bir birimize. Ama ileriye doğru adımlarımız yürürken, sonsuza kadar beraber olma sözleriyle yürüyeceğinin sözünü de verdik. Her şey güzel giderken mutlaka çamur bulaşıyor insan hayatına. Ya da ben çok şansızdım bu döngüde. Şöyle ki;

 

Bir gün Serkan piknik yapalım dedi. Onunla olan he şey bana güzeldi. Yapalım iyi olur deyip bir buse bıraktım yanağına. Arabaların ve insanların çok olduğu bu yerden az uzaklaşırız dedim sonrada Ama iki arkadaşını da çağırmış. Ortak arkadaşlarımız tabi. Kalabalık hoş olur güzelim ama yine de sen istersen. Fikrine saygı duyarım hayır dersen dedi. Olur dedim. Onu kırar mıydım? Bir şeyler aldık. Talebe işi işte. Mangal falan yok, taşları çevirip mangal yaptık. kargılarla sucuk ve hazır köfte kızarttık. Bilirsiniz? Gençlik her şeye güzel bakan yürek taşır içinde. Zevk alır sevdiğiyle küçük şeylerle.

Çok güzel geçiyordu zaman. Şarkılar mırıldandık küçük ses tonumuzda. Tıp oyununu oynadık kahkahalarımızın eşliğinde.  Ahmet bir ara ayağa kalktı ve ben şöyle gideyim beş dakika sora burada olurum dedi. Biz ihtiyaç için gittiğini sandık. Çok uzun zaman geçmişti ve Ahmet yanımıza gelmedi. Kız arkadaşı Tuba telaşa düştü.  Korkma dur! Ararız şimdi dedik ve aramaya başladık. Bizden yirmi metre ileride çalıların ve otların arasında uzanmış gökyüzüne bakıyordu. Serkan yanına gidip” Ahmet ne yapıyorsun burada tek başına? Aklını mı yedin oğlum sen?”

Tuba çok üzüldü. Yoksa sen bir şey mi çektin? Yo bunu yapış olamazsın” yaptığının yanlışını anlatmaya çalıştı.

Doğruldu ve sarhoşluğunu anlatan sallantısını yaptı bedeni. O ki anlaşılan o bir şey içmişti. Tuba ya döndüm sordum bu yanını biliyor muydun diye, bilmiyormuş ağladı. Serkan ona destek verip oturduğumuz yere getirdi… Ahmet bizimle aynı sınıftaydı. Ailesi oldukça zengin birileriydi. Piknik yapmaya da onun arabasıyla gelmiştik. Onun içici olduğunu hiç hissetmemiştik. Eğer böyle bir şey hissetmiş olsaydık bu ortamda onunla olmak istemezdik. Sanırım Serkan da benim gibi düşünüyordu o anda. Çünkü durmadan ellerini bir birine getirip ovuşturuyordu. Bağımlılık yaşayacak çocuk olması hepimizi şaşırttı. Çünkü oldukça çalışkan ve derslerinde de oldukça iyiydi. Sonra eksiksiz ailesi tarafından masrafları karşılanıyordu. Fazla paramı onu böyle yapmıştı. Ya da bir şeyden bir şey olmaz deyip istemeden bağımlı mı olmuştu? Bunu bir zaman sonrası öğrenecektik.  Serkan onu oturttuğu yere eğilip, kız arkadaşlarımızın yanında yaptığının yanlış olduğunu söyledi.

“Sen kimsin ki yanlışı bana söylüyorsun?” deyip Serkan’ı ittirdi. Serkan dengesini kaybetti ve poposunun üstüne düştü. Çok sarhoştu Ahmet, ona hiçbir şekilde ne cevap verilirdi ne de ters harekete bulunulurdu. Yanlış anlayıp, bize farklı olabilirdi. O yüzden Serkan sakin olmaya çalışıyordu.  “Biz arkadaşız biladerim o nasıl söz? “dedi Serkan.

“Hadi be sevdiğimi kızı elimden alıyorsun sonrada arkadaşız diyorsun. Olmaz olsun senin arkadaşlığın.”

Hepimiz birbirimizin yüzüne baktık. Serkan bana temiz olduğunu anlatabilmek için Ahmet’e ”Kimi almışım biladerim anlayamadım. Seninle aramızda böyle bir konu geçtiğini hatırlamıyorum” diye sordu. İşaret parmağıyla beni gösterip “Ona aldın elimden. Ona ben âşıktım. Sen girdin onunla aramıza. Seni bu çocuk af etmeyecek.”

Hepimiz şoktayız! Ne diyordu Ahmet. Gizli aşk mı yaşıyormuş bana. Bu Tuba’nın yanında konuşulacak konu muydu? Tuba ya baktım. Göçük altında kalmıştı, görüntü onu gösteriyordu Aniden çantasını omuzuna attı ve yürümeye başladı. Dur gitme buraları tek başına tekin değildir dedim ve koşup kolundan tutum. Serkan da yanımıza geldi ve onu ikna ettik. Ortalığı toplamaya başladık. Tadı tuzu kalmayan bu yerden bir an önce gitmeliydik. Ahmet ayağa kalktı ve Serkan’ı ittirdi ve neden topluyorsun dedi.

Serkan onun omuzundan tutup sarıldı ve “Sen ne içtiğini bilmiyorum ama çok sarhoşsun. Hadi topla kendini gidelim. Bu konuyu sonra konuşuruz.”

Ahmet birden Serkan’ı ittirdi yine ve Serken boş bulunup yere düştü. Ahmet de onun üstüne abanıp boğuşmaya başladılar. Ben ve Tuba şaşkın onları az ileriden izliyorduk. Erkek kavgasıydı sokulamazdık. Birden Ahmet doğruldu ve her yeri kan içindeydi. Ahmet bir yerin mi kanadı diye yürüdüm ama Serkan yerde hareketsiz yatıyordu. Boşluğunu tutmuş yardım et Ahmet diye sesi zor çıkıyordu. Hemen onun yanına gidip Serkan-Serkan diye seslendim. Serkan’ı boşluğundan birkaç darbeyle vurmuştu Ahmet. Bıçak hala üstündeydi. Hayır! Diye çığlığımı attım ve Ahmet’e dönüp bir şeyler söylemeye kendimi hazırladım. Tuba ve Ahmet yoktu.  Tek başıma yaralı sevdiğimle ormanın ortasında kalmıştım.  Serkan’ı bırakamıyordum. Ama orada tek başıma nasıl kalıp birilerini beklerdim. Hemen telefon etmek aklıma geldi ve çantamı aradım çantam yoktu. Ahmet çantamı da alıp, her ikimizi birden ölüme terk etmişti. Bu bir rüya olmalıydı? Karşılık görmediği ve hiç haberi olmayan birine aşık olup bunları yaşatmak gerçek olamazdı. Ama rüya değildi benim hayatımın içine girip bu kötü anı yer etmişti.

Serkan’a eğilip onun sessini duymak ve yaşadığını bilmek istedim ve seslendim “Aşkım lütfen cevap ver”  cevap yoktu. Baygındı. Çünkü kalbine elimi koydum çok az vuruyordu. Gidip yardım getirmeliydim ama öyle planlı yola çıkmış ki Ahmet bayağı şehirden uzak yerdeydi piknik yerimiz.. Ama bir yol bulmalıydım. Bedeninde ki saplı bıçağa hiç dokunmadım. Filimler de o sahnelerden tecrübeliydim. Yabani hayvanlar, ya da köpekler onu parçalar diye çalı çırpılarla onun üstünü örttüm. Çok korkuyordum. Ne tarafa gideceğimi bilmediğim yerdeydim. Arabayla geldiğimiz tekerlek izlerini takip ede ede epeyce yürüdüm. Çok yoruldum ve bir taş üzerine oturdum. Yüzüme düşen sarı saçlarımı geriye attım ve ellerimi yüzüme götürüp ağlamaya başladım.

“Bak sen burada ne var? Bir fıstık” sözlerine başımı kaldırıp baktım. İki kişilerdi. Güvenilir görünmüyorlardı. Çünkü bakışları üzerimde hoş değildi. Korktum ve cevap vermeden yerimden kalkıp yürümeye başladım. Dur! Sesine korkum çoğaldı ve koşmaya başladım. Nereye kadar kaçabilirdim ki ardımda koşanlar erkekti.

Bir tanesi yetişti ve kolumu kavradı ”Dur bakalım nereye? Ürkek ceylan.”

Neler yaşıyordum filim gibi. Gözümden yaşlarım iniyordu yanaklarımdan aşağıya. İçim sen bittin kızım sözlerini söylüyordu. Haklıydı içimde ki ses. Çünkü etrafta kimseler yoktu. Ağaçlar ve çalı çırpıdan başka hiç bir canlı varlık yoktu. Anca bir mucize beni kurtarabilirdi.

“Lütfen bırakın gideyim. Ananızı bacınızı düşünün lütfen bırakın gideyim. ”

Oldukça esmer ve sakallı olanı ”Ne o bizi beğenmedin mi? Herkese şapur şupur bize Yarabbi şükür mü?.  ”

“Lütfen bırakın gideyim. Bir jandarma bulmalıyım. Sevdiğimi bıçakladılar. Onun hastaneye gitmesi lazım. Lütfen bırakın gideyim.”

 

Kısa boylu sarışın ve şişman olanı ”Nasıl bıçaklandı? Kim yaptı? Yoksa sen mi yaptın?”

“yo… Hayrı! Arkadaşı Ahmet yaptı” tamam aradığımız bu dediler birbirlerine.

“ Anlamadım sizi kim gönderdi?”

“Kim olabilir Ahmet. Aptal şey şahidi bırakmış. Bizde önce şahidin tadına bakacağız ve sonrada yok edeceğiz kanıtı. İyi bir seçim yapmışız güzel kızsın.”

Kendi mi mengeneye sıkışmış gibi hissediyordum. Sanırım önce tecavüz ve sonrada yok etmeyi düşünüyorlardı. Anneciğim aklıma geldi. O bensiz ne yapacaktı. Tek varlığı olan benden aldığı darbeyle nasıl yaşayacaktı. Birden var gücümle İmdat yardım edin diye bağırıp, koşmaya başladım. Uzun boylu esmer olan yakaladı yine beni ve elimi tutup içeriye doğru sürüklemeye başladı. Ben hala bağırıyordum yardım edin!. Kimse yok mu yardım! edin Yüzüme bir yumruk attı sus kurtuluşun yak güzel bayan deyip üzerimdeki bluzumu yırttı. Yapmayın yalvarırım diye avazım çıktığı kadar bağırmaya devam ettim. Çırpınıyordum her ikisinin ellerinde. Birden bir silah sessi duydum ve her ikisi de üzerimden kalktı. Hemen toparlanıp silah tutan adamın yanına gittim. O bir avcıydı. “Lütfen yardım edin sevdiğimi yukarıda vurdular” Adam yaşça büyüktü. Aksakalı, ak saçlı biriydi. Ama yüzünde iyilik akıyordu. Abi ne olur bir ambulans getirelim diye adama yalvarmaya devam ettim. Adam sağ cebimde telefonu al ve jandarmayı ara dedi. Hemen onun dediğini yaptım ve jandarmayı ardam. Neredeyiz bilmiyordum ve adam mikrofonu aç dedi ve açınca jandarmaya yerimizi bildirdi. Ahmet’tin gönderdiği adamlar silah doğrultan adama karşı gelemiyorlardı ve pis pis bakıyorlardı. Uzun boylu hareken yapmak istedi ama adam affım olmaz dizlerinden vururum sonrasını sen düşün dedi.

Jandarma çok geçmeden geldi ve onları kıskıvrak yakalayıp ekip arabasına koydular ve Serkan’ın olduğu yere yol aldılar. Serkan’ın yanına gelince arabadan hızlıca inip çalıları üzerinden aldım. Jandarmanın biri Serkan’ın yanına gidip nabzını dinledi ve başını iki yana salladı. Sevdiğimi kan kaybından orada kötü bir sonla hayatını kaybetmişti.

Ahmet ceza alırken polisin baskın yaptığı evinde çokça içici madde buldu. İçici yanı sıra yaptığı bu yanlış için iki kere suç cezası aldı. O adamlarda suç ortaklığından cezaları hafif olmadı. Ağır bir cezayla onların sayfaları kapandı. Çünkü Ahmet’le iş birliği çalışıyorlarmış. . Bağımlı olunca Ahmet onların isteklerinde yürümeye başlamış. Bana olan aşkı doğru, çok arkadaşına bu aşkını anlatmış.

Kapanmayan sayfa benim sayfamdı, o anlar hiç aklımdan çıkaramadım ve doktor yardımı aldım.

Tuba da yanlış bir insanla başlattığı arkadaşlığından büyük bir darbe aldı. Çünkü onu yolda indirip bayağı darp etmiş. Sakın sessini çıkarma senide sürüklerim kendimle bir diye tehdit etmiş. Ailesinden korkan Tuba sessiz kalmış.

Beni arayıp Tuba: “Ne olur bu işe beni karıştırma. Zaten benim hiç suçum yok. Onun bağımlı olduğunu inan ki bilmiyordum. Ailem tutucu. Ahmet’le arkadaşlığımı öğrenirlerse okul hayatımı bitirirler.”

Suçsuz muydu? Evet suçluydu. O sessiz kalışının suçunu işlemişti. Çünkü polisi arayabilirdi. Bir ambulans yollayabilirdi. Yaşar mıydı bilmiyorum ama belki bir umut doğabilirdi. Yine de insanlık yanım suçsuzluğuna karar vermese de adını vermedim. Tanımıyorum kız arkadaşını dedim.

Ciddi ilişkilerden kaçarak başarılı bir avukat oldum ve okumaya devam edip sonrada hâkim oldum. Serkan hayatımda hep var oldu onu hiç unutamadım. Çünkü o kibar, nazik, anlayışlı ve beni yüreğiyle seven biriydi. Onun sevgisi bir kenara çekilip, yeni bir sevgi inşa edilir miydi?

 

Şimdi nasıl mıyım?

Hatıralar mezarlığına,

Gömdüm ben sevgimi.

Sonrası mı?

Sonrası yok.

 

                 Gülsüm Ayışığı

Yorum Yap