Virüs ve Komplo Algıları I

 Virüs ve Komplo Algıları I

Virüs ve Komplo Algıları I

 

Bilim insanları, bilim kurgucular, sinema ve edebiyat dünyası insanlığın sonuna dair sürekli teoriler üretmektedir ve teorilerin halktaki karşılığı da komplo teorilerine dönüşmektedir. Tabii teorilerin hepsi varsayımlar üzerine kuruludur. Halklar ise bu varsayımları gerçek olarak algılar. Teoriler bilimdeki gelişmeler üzerine geliştirilir. Halktaki karşılığı ise devletlerin, siyasilerin ve zenginlerin insanları öldürme projesidir. Bütün teoriler senaryolarla kurgulaştırılır; maalesef halklar okuduklarını, dinlediklerini ve izlediklerini gerçekmiş gibi bir algıyla yaklaşır. Bu da öğrenmenin kaynaklarını ne kadar ciddiye aldıklarının göstergesidir. Halkların sadece duyduklarına ve izlediklerine inanmaları ve bunu kolaylıkla içselleştirmeleri iktidar sahiplerin halkları korkutmasını yani korku algısını yaygınlaştırmaktadır. Böylece korkan halklar devletlerin istediği sınırların içine çekilmesini kolaylaştırmaktadır.

Teknoloji ile beraber tarih boyunca doğaya boyun eğen insanlık üstünlüğü eline geçirdiğine inandı ve herkese inandırdı. Bu güç sarhoşluğu insanda kendini ölümsüzlüğe ve tanrının gereksizliğine götürdü. İnsan her şeyin efendisi algısı insanlarda bir böbürlenmeye ve büyüklük komplesine dönüştü. Doğaya karşı acizliğini unuttu. Gelişen teknoloji ve tıpla bütün sorunların üstesine geleceğine, doğadan kaynaklanan musibetlere çözüm bulabileceğine herkesi inandırdı.

Kendini doğanın efendisi ilan eden insan, artık ölümsüzlüğe çareler aramaya başladı. Çünkü evrenin akıllısı ve kendi kendini var edendi. Doğaya ve inanca ihtiyacı yoktu. Her şeyin efendisiyim anlayışıyla insanlığını yitirmeye başladı. Her şey kendisi için vardı. Öyle ise istediğini de yapma lüksüne sahipti. Doğa ve inanç hayatlarda dışlandı. Tüketim felsefesiyle insan salt doyumsuz egosunun peşinde koşarak erdem, inanç ve değerleri bir kenara bıraktı. Zaten bunları ne düşünecek ne zamanı vardı ne de bunlara ihtiyacı.

Tüketimin bencil rahatlığı içinde rahat uyku uyuduğu sandığı bir sırada doğa kendini acımasızca hatırlattı. İnsana haddini ve yerini işaret etti. Ama insan kendine o kadar güveniyordu ki uyarıları ciddiye almadı. Efendiler kölelerini önemsemezler anlayışı kendini burada da gösterdi. Ölüme uzak olduğu düşünen akıllı varlık, bir an kendini ölümün kucağında bulmaya başladı. Hafife alınan doğa, görünmez ve en küçük varlığı ile insana saldırdı, kendisine yapılanların intikamını alırcasına.

Gelin görün ki komplolara alıştırılan zihinler, bunu yine efendilerinden bir azap olarak anladılar. Komplo hastalığı hep insanı tanrılaştırma çabasının sonucu idi, mayası da tutmuştu. Bir şey oluyorsa altında insanın parmağı vardır, insansız hiçbir şey olamaz. Ölümü bile insan saçar. Ölüm nedenlerini bile insan laboratuarda hazırlar. İnsanın kudreti her şeye yeterdi. Birileri sürekli insanı insandan korkmasının hesabı içindeydi. Büyük güçler her şeyi yapar, onlardan korkmalı, onların bir dediğini iki etmemeli yoksa bizi ölüme mahkûm ederler. Bir virüs var ederler ve insanlık ölüme yelken açar. Yıllarca yapılan filmler, yazılan kitaplar ve devletlerin sızdırdığı sözde örgütler insanlarda yer edinmiş ve meyvesini vermişti.

Belki filmlerin, bilim insanların ve bilim kurgucuların niyetleri ve amaçları farklı idi. Gelin görün ki yansıması hiçte masumca olmadı.

Doğa kimin güçlü olduğunu bir daha insanlığa gösterdi. Ve insanlık ahlakı, inancı tekrar hatırladı. Yine insanlık o kadar da tanrılaşmadığını fark etti. İnsanlık acizliğini şimdi haykırıyor. Kaybetmenin ne demek olduğunu öğreniyor. Doğa insanlığı insanlara öğretiyor.

Keşke öğrenmenin bedeli bu kadar ağır, acı ve korkunç olmasa. Keşke insanlık insanlığı yitirdiği yerde musibetlere gerek kalmadan alabilseydi. Dünya eskisi gibi olmayacak deyişi, dileriz ki değerlerine dönen bir insanlıkla karşılığını bulur, insanın ve doğanın yaratıcısına olan inançlar tazelenir.

 

Osman Tatlı

osmantatli@gmail.com

Yorum Yap