Yunan Mitolojisi ve Tanrıları

 Yunan Mitolojisi ve Tanrıları

Meşhur Yunan tarihçisi Herodot’a göre, Yunanlıların tanrılar sistemini yaratan Homeros (M.Ö. 9. yüzyılda Antik Yunan’da yaşamış ozan) ve Hesiodos (M.Ö. 700’lü yıllarda yaşayan ozan) idi. Onlar, Yunanlılar için tanrıların soy zincirlerini hazırlayıp, tanrıların sıfatlarını, görevlerini, kendilerine özgü niteliklerini ve görünüşlerini anlatmışlardır.

Yunan tanrılar sistemi göz önüne alındığında, Herodot’un haklılık payı olmakla beraber, destanlarda adları geçen tanrıların bir kısmının doğu kökenli olması son derece düşündürücüdür. Ayrıca hepsi Yunanlı olmayan tanrılara şairler tarafından belirli şekiller verilmiştir. Yunanlılar, tanrıları o çağın aristokratlarını örnek alarak teşkilatlandırmışlar, aristokrat ailelerin krallar etrafında toplanması gibi, tanrıları da baş tanrı Zeus’un etrafında toplamışlardır. Bu nedenle, tanrılar ilk önce aristokrat çevrede yayılmış, daha sonraları aşağı sınıflar tarafından da kabul edilerek bütün Yunan dünyasının tanrıları haline gelmişlerdir.

Luca Giordano, Triumph of the Medici In The Clouds of Mount Olympus, 1684-1686

Bu şekilde oluşan Yunan panteonundaki (bir mitoloji ya da dine ait tüm tanrıların birliği) tanrılar, Yunanlılar tarafından tıpkı Mezopotamya’da olduğu gibi insan biçiminde düşünülmüş ve öyle betimlenmişlerdir. Toplumun diğer fertleri gibi tanrıların da çeşitli olaylara karıştığı, bazı olağanüstü olaylarda belirleyici rol oynadığına inanılmıştır. İnsan şeklinde düşünülen tanrıların insanlardan tek farkları, ölümsüz olmaları ve kutsal yiyecekleri olan ambrosia (ölümsüz anlamına gelen, birçok çiçek özünün katıldığı bir çeşit bal) ve nektar (ölümsüzlük içeceği) ile beslenmeleridir. Tanrıların dikkati çeken en önemli özellikleri ise göz alıcı güzellikleri ve zarafetleridir. Onlar merhametli ve adil değillerdir, taraf tutarlar, dalavere ve intikamla dolup taşarlar, özellikle de aralarındaki rekabetle anılırlar. Ayrıca tanrıların insanlardan daha zeki oldukları düşünülse de, Zeus bile kaç kere oyuna getirilmiştir.

François Lemoyne, The Toilet of Venus

Yunan halkı tarafından bu özellikleri taşıyan Yunan tanrı ve tanrıçalarının Olimpos Dağı’nda yaşadıkları düşünülmüştür. Yunanlılar her şeyin bir tanrısı olduğuna inanmışlar ve tanrılar arasında tıpkı Yunan şehirlerinde olduğu gibi hiyerarşi ortaya koymuşlardır.

Olimpos’ta oturan birçok tanrı ve tanrıçadan on iki tanesinin daha büyük ve güzel meziyetlere sahip olduğuna inanılmış, onlar bütün diğer tanrıların üstünde görülmüş ve yetkilerinin diğerlerinden daha üstün olduğu kabul edilmiştir. Bu on iki büyük tanrı ve tanrıçalar arasında Zeus baş tanrıydı ve en üstte yer almaktaydı. Yunan panteonunun başında bulunan büyük tanrıların altısının erkek, diğer altısının ise dişi ilah olduğu düşünülmüştür.

Bu resimde, Olimposlular olarak isimlendirilen 14 tanrının isimlerini, aralarındaki ilişkiyi ve sembollerini görebilirsiniz. Bazı kaynaklarda, bu listede 12 tanrı olduğunu görebilirsiniz. Aradaki farka sebep olan 2 tanrı Hades ve Hestia’dır. Hades, yeraltında yaşadığı için sürekli Olimpos’ta yaşamaz. Hestia ise yerini Dionysos’a bırakarak insanlar arasında yaşamaya başlamıştır. Ama biz yine de ilişkileri daha iyi göstermesi adına yazımızda bu 2 tanrıya yer verdik.

Zeus (Jüpiter)

Zeus, Roma Mitolojisi’nde Jüpiter, Yunan Mitolojisi’nde Olimpos Dağı’nın ulu tanrısı, dünyanın sahibi, tanrıların ve bütün insanların babası olarak bilinir. Zeus, hava olaylarının efendisidir ve böylece toprağın bereketini de yönetir. Bu sebeple tarım çalışmaları başladığında ona Khtonios (Khton: toprak, yer) adı verilmiştir. Bunların yanında Zeus’un aile hakları ile evin koruyucusu, yasaların uygulayıcısı olduğu da kabul edilmiştir.

Annibale Carracci, Zeus and Hera, 1597

Zeus, Kronos’un en küçük oğludur. Kronos, her doğan çocuğunu yutmaya başlamıştır. Bunun üzerine, gözlerden uzaklarda bir çocukluk geçiren Zeus daha sonra babasının tahtını ele geçirmiştir. Zeus, Olimpos tanrılarının egemenlik alanlarını ayırmıştır. Bu sınıflandırmada yer ve göğün saltanatını kendisine tahsis etmiştir. Denizlerin egemenliğini kardeşi Poseidon’a, yeraltı dünyasının saltanatını ise Hades’e vermiştir.

Zeus’un adı göklerin hakimi oluşuyla doğrudan doğayı ifade ederken, adının anlamının da tanrısallığına uygun olduğu görülür. Öfkesiyle yıldırımlar ve şimşekler savuran Ζeus’un adı parlayan anlamına gelir ve parlamak anlamındaki div kökünden türemiştir. M.Ö. 8. yüzyılın Yunan ozanı Hesiodos, Tanrıların Doğuşu’nu anlattığı Theogonia’da, yıldırım saçan, yıldırımları yeryüzünü titreten, bulutlarda gümbürdeyen, bulutları devşiren Zeus gibi unvanlarla tanrının gökyüzü ile olan ilişkisini çok açık bir şekilde ifade eder.

Poseidon (Neptün)

Poseidon, Zeus ve Hades’in kardeşi, Roma Mitolojisi’nde Neptün olarak bilinen, Yunan Mitolojisi’nde denizlerin tartışmasız efendisiydi. Sularla ilişkili yeryüzü olayları ile arasında bir bağ vardı. Ege’yi sarsan depremlerin ve öteki doğal yıkımların tanrısı olarak da kabul görmüştür. Bu sebeple ona, üç dişli yabasının bir vuruşuyla rüzgarları, toprağı, denizi allak bullak edebilen tanrı kimliğiyle toprağı sarsan anlamında Enosigaios da denilmiştir.

Rafał Mruszczak, Poseidon

Yunanlılar tanrının, denizin mavi derinliklerinde yaşadığını düşlemişlerdir. Onun muhteşem bir sarayda oturduğu ve bütün deniz bitkilerinin süslediği sarayın, dalgaların koşuştuğu denizin derinlerinde olduğu hayal edilmiştir. Poseidon’un sarayından çıktığı zaman eline üç çatallı yabasını alıp, dört atın çektiği arabası ile denizde dolaştığı varsayılmıştır. Kaynaklarda Poseidon’un acımasız bir kişiliğe sahip olduğu görülmektedir. Poseidon, kendisinden bir şey istenecek güç olmaktan çok, gücendirilmemesi, hoş geçinilmesi gereken bir güç olarak düşünülmüştür. Ona yönetilen dualar, kendisinden yardım etmesini istemek değil de, herhangi bir konuya olumsuz yönde müdahale etmesini önlemek için edilmiştir.

Hestia (Vesta)

Kronos ve Rhea’nın en büyük çocuğu olan Hestia, iktidardan devrilmeyi engellemek için çocuklarını yiyen babasının ilk kurbanı olur. Onun kustuğu son çocuk olmasından dolayı kardeşlerin hem en büyüğü, hem de en küçüğü sayılır. Hestia, tanrıların içinde en kibarı ve en uysalı olduğu için, Olimpos Dağı’ndaki sarayı sarsan kavgalara karışmaktan kaçınır. Zeus, yumuşak mizacına saygı duyduğundan, onu aile yaşamının ve sönmesine izin verilmeyen ocak ateşinin koruyucusu olarak görevlendirir.

Sebastiano Ricci, Hestia, 1722-23

Hestia hem Apollon’un hem de Poseidon’un kurlarına maruz kalır; ama ikisiyle de evlenmeyi reddeder, bir bakire olarak kalmaya ant içer. Zeus’un bu isteğini kabul etmesiyle, Yunan Mitolojisi’nin üç bakire tanrıçasından biri olur. Artemis erkeklerle birlikte ok atmayı ve ava çıkmayı, Athena savaşla ve zanaatkarlıkla uğraşmayı yeğ tutar; Hestia ise evlerin ve kamusal yerlerin ocak ateşlerini koruma yolunu seçer. Roma geleneğinde Vesta rahibelerinin bakire olması zorunluydu.

Hestia, ocak ve ocak ateşi tanrıçası olduğundan, aile yaşamındaki uyumun, konukseverliğin, yemek ve ekmek pişirmenin koruyucusu sayılır. Ocak ateşinde yemek pişirmenin, aynı şekilde ocak üstüne konan tencerenin kutsallığı onun varlığına bağlıdır. Her tapınağın ortasında onun ocak ateşi yer aldığından, Hestia bir adağın ilk sunularını alır, hatta adına tören yapılan tanrılardan bile önce gelir.

Hades (Plüton)

Yunan Mitolojisi’nde adı görünmez anlamına gelen, Roma Mitolojisi’nde Plüton olarak bilinen Hades, yeraltındaki ölüler ülkesinin tanrısı olarak bilinir. Hatta Yunan Mitolojisi’nde ölüler ülkesi de Hades olarak anılmıştır. Yunan Mitolojisi’nde hem Hades hem de karısı Persephone amansız, insafsız ve yürekleri hiçbir sunu ya da kurbanla yumuşamayan korkunç tanrılar olarak kabul edilmişlerdir.

Jan The Elder Brueghel, Aeneas and The Sybil In The Underworld, 1600

Zeus ile toprak ve bereket tanrıçası Demeter’in kızı olan Persephone, Hades tarafından kaçırılıp, Hades’in sunduğu meyveyi yedikten sonra ölüler ülkesinin tanrıçası olmuştur. Tüm dünyaya buğday ekmekle görevli tanrıça Demeter, çok sevdiği kızını Zeus’un yardımıyla kızını yeraltı dünyasından çıkarmak ister. Ölüler ülkesinde bir şey yiyenlerin yeryüzüne çıkma hakları bulunmamaktadır. Yediği dört tane nar tanesi yüzünden Persephone yılın üç ayını yeraltı dünyasında, dokuz ayını ise dünyada geçirmeye mahkum edilmiştir. Kızını çıktığı zamanlar görmenin coşkusuyla Demeter, toprağı çiçekler ve yapraklarla kaplar, böylece ilkbahar olur. Kızının yeraltın dünyasında geçirdiği üç ayda ise kış olur. Yunan Mitolojisi’nde baharın başlangıcı olarak Demeter anılır. Kimi söylencelere göre sihirli narı yediği için Persephone yavaş yavaş aşık olur Hades’e.

Yunanlılar Hades’in yönetiminde olan ölüler ülkesinin üç bölümden oluştuğunu düşünmüşlerdir. Birinci bölge Erebus (Erebos)’tur ve burası geceyle ölünün kişileştirildiği yer olan Thanatos krallığı idi. Tartarus (Tartaros) olan ikinci bölge ise, kötü ruhların toplandığı, işkence ve acının olduğu bölgedir. Üçüncü bölge olan Elysium (Elysion) günahsız ve sevap işlemiş olan iyi ruhların mekanıdır.

Ayrıca yeraltı dünyasından gizemli sular geçtiğine de inanılmıştır. Söz konusu sular, İniltiler Irmağı Kokytos (Kokitos), Kharon’un sandalıyla bir yakasından ötekine geçtiği çürümüş ve durgun büyük ırmak Acheron ve suları ölmezlik veren Styx Irmağı idi. Yunanlılar ölülerinin yanlarına obolos adı verilen sikkeler koyarlardı; bunun sebebi ölülerin ruhu Hades’e indiğinde, Skyx Irmağı’nın öbür yakasına geçebilmek için bu parayı kullanmalarıdır. İnanışa göre, geçişi zor olan Tartaros Kapısı’na vardıklarında ölüler, asık yüzlü kayıkçı Kharon’un ücretini bununla öderler ve Skyx’in öte yakasına geçerlerdi.

Demeter (Ceres)

Homeros destanlarında güzel saçlı kraliçe, güzel örgülü diye anılan toprak ve bereket tanrıçası Demeter, Kronos ile Rheia’nın kızıdır. Demeter, insan eliyle işlenmiş yerlerin, ekilmiş tarlaların tanrıçasıdır. O, insanı besleyen toprağı ve onun verdiği her türlü meyveleri, ürünleri özellikle de buğdayı temsil eder. Yunan panteonunda, Tanrı Dionysos üzüm tanrısı olarak kabul edilirken, Tanrıça Athena zeytinin koruyucu tanrıçası, Tanrıça Demeter ise tahılın tanrıçası sayılmıştır.

Demeter rejoiced, for her daughter was by her side

Demeter’in yaşamındaki en önemli serüven, Zeus ile gizli birlikteliğinden olan, bir adı da Kore olan kızı Persephone’dir. Kızı, yeraltı tanrısı Hades tarafından kaçırılır. Persephone kaçırılınca çok üzülen Demeter, kızını aramak için yollara düşer, ancak hiçbir yerde bulamaz. Bunun üzerine yaşama küserek ıssız bir köşeye çekilir. Demeter’in küsmesiyle toprağın bereketi gider, kıtlık baş gösterir. Tanrı Zeus duruma müdahale ederek sorunu çözümler. Zeus’un kararına göre Persephone kışı kocası Hades’in, bahar ve yazı Demeter’in yanında geçirecektir. Bunun üzerine toprağa yeniden bereket gelir. Persephone, önceleri bereket ve toprağı simgelerken, Hades tarafından kaçırılmasından sonra ölüler ülkesinin tanrıçası olur.

Hera (Juno)

Hera, Zeus’un yasal karısı ve Olimpos’un en yüksek mevkiindeki dişi tanrıdır. Evlilik Tanrıçası olan Hera, evli kadınların ve evlilik bağının temsilcisidir. O, baş tanrının yasal karısı olarak, evlilik bağını koruyan ve güvence altına alan tanrıça olarak düşünülmüştür. Yunanlılar, Hera’nın da Zeus gibi bazen göğün en yüksek yerinde gürlediğini varsaymışlardır. Onun, mevsimlere de hükmünü geçirdiği ve bazen yıldızlara bile karıştığı kabul edilmiştir.

Ubaldo Gandolfi, Zeus With Hera Expelling Hephaestus

Hera ile Zeus’un aile içindeki ilişkileri, Yunanlı şairler tarafından bazen iyiliğe, bazen ise kötülüğe yorumlanmıştır. Mavi semanın bulutlarla kaplı veya günlük güneşlik açık olması iki tanrının aile hayatıyla özdeşleştirilmiştir. Zeus ile Hera yalnız iyi günlerin değil, aynı zamanda gökyüzünün kara bulutlarla kaplandığı kasvetli günlerin de tanrılarıdır. Hera, aynı zamanda evrensel bereket tanrıçalarından birisi olarak kabul edilmiştir. Bu ana tanrıça özelliği, Yunanlıların Hera’ya doğu kökenli tanrıçaların özelliklerini de yüklediklerini göstermektedir. Yunanlılar tanrıçalarının büyük çoğunluğuna bereket tanrıçası özelliğini yüklemişlerdir. Hera’nın yanı sıra Athena, Artemis, Aphrodite (Afrodit) ve Demeter de diğer özelliklerinin yanında aynı zamanda birer bereket tanrıçasıdır.

Ares (Mars)

Zeus’un Hera’dan olan oğullarından biri savaş tanrısı Ares’tir. Roma Mitolojisi’nde Mars olarak bilinir. Ares olmayacak işlerden kavga çıkarmayı ve savaşmayı çok sever. Ne var ki bu kavgalarda aklını kullanmaz ve bu özelliğinden dolayı babası Zeus tarafından pek sevilmez. Kalplere kin tohumları atanın, araya nifak sokanın Ares olduğu düşünülmüştür. Savaşları, ona tatlı heyecan verdiği, yaralı ve ölü görmekten hoşlandığı için sevdiği düşünülmüştür.

Anthony van Dyck, Thetis Receiving The Weapons of Achilles From Hephaestus, 1630-32

Tanrıların arasında en çirkin olan olmasına rağmen, hem onlar hem de insanlar arasında en sevilen tanrıdır. Olimpos’taki görkemli saraylar onun elinden çıkmıştır. Tanrılar ve kahramanlar için en güzel silahları yapmıştır. Zeus’un emriyle insanları cezalandırmak için gönderilen ilk kadın Pandora onun kızıdır. Hephaistos, İlyada’da Kharis (zerafet, neşe ve sevinci temsil eden tanrıçalardan biri) ile evlidir, Odysseia’da ise Aphrodite (Afrodit) ile evlidir.

Gök ile yerin ateş ve demir tanrısı olan Hephaistos, sadece ilahi bir demirci olarak kalmamıştır. Yunanlılar, yanardağların ağzından çıkan alevler ve dumanların, onun yeraltındaki demirhanelerinin ocaklarından yükseldiğine inanmışlardır. Ayrıca depremlerle beraber yeraltından gelen müthiş uğultuların da onun muazzam imalathanesinden geldiği düşünülmüştür.

Aphrodite (Afrodit) (Venüs)

Yunan Mitolojisi’nin en meşhur tanrıçalardan birisi de aşk ve güzellik tanrıçası Afrodit’tir. Doğuşuna dair iki ayrı kaynak vardır. Bunlar hemen hemen aynı dönem, yani M.Ö. 8. yüzyılda yaşamış olan, ünlü Yunan ozanlar Hesiodos ve Homeros’a aittir. Hesiodos, Theogonia adlı eserinde tanrıçanın denizin köpüklü dalgalarından doğduğunu anlatır. Yunanca aphros köpük demektir. Yunan halkı bu kelimeden türediğine inansalar da adının anlamı belirsizdir. Bu yakıştırma büyük olasılıkla onun doğum hikayesinden kaynaklanmaktadır.

Uranos, Gaia’dan doğan çocuklarını, doğar doğmaz toprağın bağrına soktuğu için Toprak Ana giderek şişmekte ve acı verici sancılarla kıvranmaktadır, bu yüzden son oğlu Kronos’a bir tırpan verir. Kronos da o tırpanla babasının hayalarını keser ve denize atar. Denize düşen bu ölümsüz aza beyaz köpükler içerisinde yüzmeye başlar ve içinde Aphrodite (Afrodit) büyür ve Kıbrıs’ta doğar.

Afrodit doğduktan sonra Kıbrıs’tan Olimpos’a gitmek üzere hazırlanır. Tanrıça, Kıbrıs’ta tanrısal kıyafetler giydirilip süslenip, başına değerli taşlarla süslü tacı takılıp, değerli mücevherlerle donatılır. Bunlar onun ölümsüzlük giysileridir. Tanrıça Olimpos’a götürüldüğünde bütün tanrılar onun güzelliği karşısında şaşırır ve ölümsüzlerin gönlünü fetheder. O, bu andan itibaren Olimpos’un büyük ilahlarının arasında yerini alır.

Francis Podesti, Triumph of Venus, 1833

Kişiliği ile tanrılar arasında böylesine önemli bir yer tutan Afrodit, çirkinliği ile bilinen Hephaistos ile evlendirilir, ama sadık bir eş olmaktan uzaktır. Nitekim aralarında Dionysos ve Ares’in de olduğu pek çok tanrıdan çocuklar doğurur. Savaş tanrısı Ares’le beraberliğinden Phobos (bozgun) ve Deimos (korku), bir de Harmonia doğar. Afrodit, haberci tanrı Hermes ile de birlikte olur, bu birliktelikten erkek ve dişi cinsini birleştiren insanların atası Hermaphroditos adında bir oğlu olur.

Afrodit’in en büyük aşkının bir Batı Asya tanrısı olan genç ve yakışıklı Adonis olduğuna kuşku yoktur. Rivayete göre Afrodit’e tapınmayan ve güzelliğiyle bilinen Suriyeli kralın kızı olan Myrrha’ya, Afrodit bir ceza vermek ister. Kızı babasına karşı arzu duyması ve onunla beraber olmasını sağlayacak şekilde büyüler. Efsaneler babasıyla kızın yedi gün yedi gece beraber olduğunu ve adamın kızı ancak sonradan tanıdığını göstermektedir. Kızın babası durumun farkına varınca onu öldürmek ister, fakat tanrılar acıyarak kızı mersin ağacına dönüştürürler ve bu ağacın gövdesinden dokuz ay sonra Adonis dünyaya gelir.

Afrodit, Adonis’e doğar doğmaz aşık olur ve onu herkeslerden kaçırıp yeraltında saklaması için Persephone’ye verir. Fakat Persephone de Adonis’e aşık olunca iki tanrıça arasında kavga çıkar. Araya giren tanrılar Adonis’in yılın yarısı Afrodit’le, diğer yarısı yeraltında Persephone’nin yanında kalmasına karar verir. Erkeklerde oluşan bir kas çeşidine de ismini veren Adonis, günün birinde avlanmaya çıkmışken yaban domuzunun saldırısına uğrayarak ölür. Bazı kaynaklar ise, Adonis’in ayağına diken batarak öldüğünü ve kanının değdiği her yerde laleler (adonis lalesi ya da mersin lalesi de denmektedir) açtığını söyler.

Adonis öldükten sonra kendini suçlayan Afrodit onu geri getirmek için her şeyi yapar. Afrodit üzüntüden çirkinleşip güzelliğini kaybetmeye başlayınca, Yunan tanrıları Adonis’e tekrardan can verirler. Bahar ayı gelmiş, hava ısınmış, çiçekler açmış ve Adonis tekrardan doğmuştur.

Homeros’un İlyada’sına göre M.Ö. 2000 yıllarında Troya Savaşı arifesinde, ölümlü ve ölümsüz herkesin davet edildiği Peleus ve Thetis’in düğününe, sorun çıkaracağı düşüncesiyle nifak tanrıçası Eris davet edilmez. Bu duruma çok öfkelenen Eris ise Olimpos Tanrılarının oturduğu masaya, üzerinde En Güzele yazan altın bir elma fırlatır. Bu altın elma Afrodit, Athena ve Hera’nın ortasına düşer. Üç tanrıça, bu elma nedeniyle kavgaya tutuşurlar. Zeus, elmayı üçünden birine verme kararını Truva prensi Paris’e bırakır. Athena ona zeka, savaş becerisi ve en büyük savaşçıların yeteneklerini, Hera büyük bir politik güç ve bütün Asya’nın kontrolünü, Afrodit ise ona dünyanın en güzel kadını olan Spartalı Helen’in aşkını vereceğini söyler. Paris, elmayı Afrodit’e verir ve kıyamet kopar. Hera ve Athena, Paris’in kendilerini seçmediğine çok kızar ve ondan bunun intikamını çok acı bir şekilde alacaklarına yemin ederler. Aradan günler geçer. Paris, Sparta kralı Menelaos ve Agamemnon’un ordusu Troya’ya saldırır ve tarihin en kanlı savaşlarından biri başlar.

Apollon (Apollon)

Apollon, Zeus’un Leto’dan olan oğlu ve Artemis’in ikiz kardeşidir. Apollon lir çalan, şifacı olan ve güneşle ve atlarla ilişkili bir tanrıdır. Apollo adının kökeni hakkında çeşitli görüşler vardır. Truva halkının Apaliunas, Dorların Apellon, Etrüsklerin Apullu ve Hititlerle Hattilerin, hatta kadim Kıbrıs halkının Apelion adlı tanrıları vardı. Tüm bu isimlerde Apa-li-on, Evrensel Ulu Babadan veya Evrensel Ulu Atadan anlamını içerir.

Frederick Arthur Bridgman, Apollon Enlevant Cyrene (Apollo Abducting Cyrene)

Yapılan araştırmalar Apollon’ un artık Anadolu kökenli bir tanrı olduğunu ortaya koymuştur. Azra Erhat, Apollon’un asıl doğum yerinin Anadolu kıyıları, yani Lykia ve özellikle doğduğu kentin Patara olduğunu belirtmektedir. İlyada’nın bazı bölümlerinde Apollon, Lykegenos sıfatıyla da anılmaktadır. Likyalı anlamına gelen bu sıfat, onun Likya bölgesiyle bağlantısını gösterir.

Bir tanrı olarak Apollon’un nitelikleri çok fazladır. Müzik tanrısı, kahin tanrısı, ışık tanrısı, sağlık ve arınma tanrısı vb. İnsanları iyileştirir, onları suçlarından arındırır (bu niteliği oğlu Asklepios’a geçmiştir). Ama aynı zamanda oklarıyla etrafa veba ve ölüm de saçar (İlyada’da Troya Savaşı sırasında Akha ordularına oklarıyla veba salmıştır).

Tıp Tanrısı Asklepios’u dünyaya getirmekle insanlığa büyük iyilik yaptığı düşünülen Apollon, aynı zamanda tanrıların en güzel konuşanı ve Zeus’un en başta gelen sözcüsü olmuştur. Bu ayrıcalığı, onu en bilge ve insanlar arasında yasa koyucu görevindeki tanrı konumuna yükseltmiştir. Ayrıca Yunanlılar, şairlere, müzik ve güzel sanatlarla ilgilenenlere bu tanrının ilham verdiğine inanmışlardır. Kahinler de gizli sırları ondan öğrenmişlerdir.

Artemis (Diana)

Tanrıça Artemis, Zeus ve Leto’nun kızı, Apollon’un ikiz kardeşi olarak bilinir. Anadolu ile olan yakın bağlantısı nedeniyle onun adı Lydia ve Lykia tanrılarının arasında görülür. Lydia yazıtlarında Artimis ve Artimu, Lykia’da ise Ertemit olarak görülmektedir. Strabon’a göre tanrıça, ismini insana sağlık getirmesinden dolayı alır. En çok ileri sürülen türetme Artemes kelimesinden yapılmaktadır. Bu kelime, sağlam, sıhhatli, yaralanmamış, itina edilen, ihtimam gösterilen anlamındadır. Diğer bir görüş ise, baş kesen, kasap anlamlarına gelen Artamos’tur.

Titian, Diana and Callisto, 1556-1559

Yunan dinsel düşüncesinde Artemis, kültleri en yaygın olan tanrıça olarak tanınır. Artemis’e Helenistik çağ öncesi Yunan, Kuzey Anadolu ve Girit’te yaşayan halklar tarafından tapınılmıştır. Değişik pek çok özellik taşıyan Artemis, insan hayatına hemen hemen her alanında etkide bulunan, ona yön verici güce sahip olan ve tüm doğaya egemen bir tanrıçadır. Fakat onun en önemli özelliği, bir doğa ve av tanrıçası olmasıdır.

Artemis’in yabani hayvanlarla olan ilgisi başka hiçbir Yunan tanrısında görülmez. Hayvanlarla beraber olan betimi ünlü Girit mühürlerinde ve bazı anıtlarda görülür. Artemis’e geniş bir alanda farklı dilleri konuşan farklı insanlar tarafından tapınıldığı için birçok farklı ismi olmuştur. Örneğin, Frigya’da onun adı, aslanları boyunduruğu altına almış arabasını çektiren Kybele’dir. Kapadokya’da ise Ma ismini almıştır.

Anadolu ve Yunanistan’da yoğun şekilde tapınım gören Artemis, aslında tek bir gücün, doğanın çeşitli özelliklerini benliğinde birleştirir ve bunları değişik yerlerde, farklı görünümler altında ortaya çıkıp farklı sıfatlar alarak temsil eder. Bundan dolayı tanrıçanın, pek çok yerde farklı sıfat ve kültlerine rastlanır.

Hermes (Merkür)

Zeus’un Titan (Altın Çağ’da dünyayı yönetmiş olan güçlü tanrı ırkı) soyundan gelen Maia’dan olan en becerikli ve açıkgöz oğlu Hermes, Zeus’un tanrılara ve insanlara göndereceği haberlerde aracı olarak görevlendirmiştir. Apollon’un kendisine ödül olarak verdiği altın değneği sayesinde de hem habercilerin hem de yolcuların koruyucusu olmuştur.

Francesco Albani, Apollo and Hermes, 1635

Hermes, Yunan tanrıları içinde en renkli kişiliklerden biridir, tanrı olarak nitelikleri çok fazladır. Sürülerin tanrısıdır. Arkaik dönem Yunan sanatında çoğu kez bir koçla tasvir edilir. Penelope ile birlikteliğinden de çobanların tanrısı Pan doğar.

Gezginlerin tanrısı olan Hermes, yeraltı ile yerüstü arasında habercilik yapar, ölenlerin ruhunu yeraltı ülkesine, Hades’e götürür. Ona, canlıları öbür dünyaya geçirmekle görevli tanrıların sıfatı olan Psychopompos de denilmiştir. Zeus’un gönderdiği uykuyu ve rüyaları insanlara iletmek onun görevidir. Hermes’in adının verildiği ve üzerinde tanrı başı figürü bulunan sütunlara, kötü talihi uzaklaştırma görevi yüklendiğine bakılırsa, bu tanrının bir başka niteliğinin de toprakların bekçiliğini üstlenme olduğu görülür.

Dionysos (Baküs)

Yunan Mitolojisi’ne göre Dionysos, Semele ile Zeus’un oğludur. Tanrılar arasında annesi ölümlü olan tek tanrıdır. Dionysos, Yunan tanrılarına sonradan eklenen şarap tanrısıdır. İnsanların şarap içip sarhoş olarak doğanın sırlarına erişmelerini ister. Dionysos, Yunan tanrıları içinde en fazla sayıda ada sahip olanıdır: Bakkhos, Bromios, Euhios, Dithyrambos, İakkhos ve İobakkhos gibi çeşitli isimlerle çağrılır.

Sébastien Bourdon, Bacchanalia, 17. yy

Dionysos’un başlangıçta, Sümerlerin bira tanrısı olan Ninkasi gibi bira tanrısı olduğu sanılmaktadır. Yunanistan’da üzüm ve şarabın öneminin artmasıyla Dionysos’a şarap tanrısı olma özelliği yüklenmiştir. O, bitkiler dünyasının, mevsimlerin yenilenmesinin tanrısıdır, ama bunlardan daha çok insanların ve hayvanların üretkenliğinin tanrısıdır. Mezopotamya’nın kutsal evlilik töreninin aynısı, Yunanlılar’da Dionysos ile ilgili olarak Anthesteria Bayramları sırasında gerçekleştirilmiştir.

Yunan Mitolojisi’nde Dionysos, nemfler (peri) tarafından büyütüldükten sonra, Hindistan ve Arabistan yarımadası olmak üzere pek çok uzak ülkeye gitmiş ve buralarda bulduğu asma dalını gittiği her yere taşıyarak insanlara şarap yapmasını öğretmiştir.

Şarap tanrısı Dionysos, iyi yürekli ve yumuşak başlıdır, fakat bazen çok kötü de olabilir. Çünkü şarap, insanların içini ısıtır, onları neşelendirir, ama çok içilirse sarhoş eder. Dionysos tasvirlerinde çoğu kez genç bir adam olarak gösterilir. Kabarık, dalgalı saçları arasında üzüm ve asma yapraklarından oluşan bir çelenk, elinde kantharos (geniş ağızlı, iki kulplu içki kabı) vardır. Diğer elinde ise thyrsos (ucunda çam kozalağı takılı bir sarmaşık ya da şarabın simgesi olan asma dallarıyla sarılı bir değnek) tutmaktadır.

Athena (Minerva)

Haklı savaşların, bilgeliğin, aklın, tanrıçası Athena, adını taşıyan Atina şehri nedeniyle belki de yeryüzünde yaşayan tek mitolojik tanrıça özelliğini taşır.

Efsaneye göre Zeus, karısı Metis’den olacak çocukların krallığını ele geçireceği korkusu nedeniyle Metis’i yutar. Kendisinin bir parçası yapar. Ardından Zeus şiddetli baş ağrıları çeker, demir ve ateş tanrısı Hephaistos’u çağırır. Baltasıyla kafasını yarmasını ister. Hephaistos, baş tanrıya karşı gelmeye cesaret edemez ve baltasını Zeus’un alnına indirir. Zeus’un başının içinden zırhını giymiş, elinde mızrağı ile Athena doğar.

Louis-Hector Leroux, Adoration of the Goddess Pallas Athena, 1878

Bir adı da Pallas olan Athena, kabalık ve her türlü zulümden iğrenir, adaletten hoşlanır. Athena aynı zamanda şehirlerin bekçisi ve koruyucusudur. Sevdiği şehirlerin kalelerinde, surlarında canla başla savaşır. Barışı sever, barışın nimetlerini, medeni hayatın güzelliklerini, zafer kazanan kralların kalplerine sokar. Bu yüzden medeniyetle ilgili herşeyin koruyucusu sayılır.

Yunan Mitolojisi’nde gök gözlü olarak tabir edilen Athena’nın yanında daima bir baykuş yer almaktadır. Baykuş, Athena gibi bilgelik ve zekanın simgesidir. Bu bağlamda, Athena’nın Roma Mitolojisi’nde adı Minerva olarak yer alır ve baykuş da Minerva Kuşu olarak adlandırılır.

Savaşçı bir bakire ve sanatın bilge koruyucusu Athena’nın, dokuma işlerinde ince ve ileri bir becerisi vardır, atları evcilleştirmede konusunda da bilgisi vardır. Athena, sadece dokuma gibi kadın işlerinin mükemmel koruyusu olmakla kalmaz, esas olarak her türlü uzman işçinin esin kaynağı ve eğiticisidir. Demirci saban demiri yapmayı ondan öğrenmiş, çömlekçi ona yakarmıştır.

Yunanlılar, Athena’nın bazen yeryüzüne indiğine ve savaşlara karıştığına inanmışlardır. O, en çok kahramanların ve yiğitlerin safında çarpışmıştır. Bu yüzden ona hak uğrunda, ilk safta savaşan anlamında Promakhos ile düşmanı süren ve kovalayan manasındaki Alalcomenae de denmiştir. Yunanlılar bir savaş sırasında, Athena hangi tarafı tutarsa onların kazanacağına inanmışlardır.

Kaynak
Kapak Resmi: Peter Paul Rubens, The Fall of Phaeton, 1605, Eski Mezopotamya ve Yunan Dünyasında Din ve Tanrılar, Siphnoslular Hazine Dairesi, Tanrıların Günahları: Yunan Mitolojisi’nde Güç Arzusu ve Kıskançlık, Anadolu’da Artemis’in Sıfatları, Nikomedia Kenti ve Tanrıça Demeter, Mitoloji Klasik Ders Notlarım

Yorum Yap