Kültür Sanat Uygarlık

 Kültür Sanat Uygarlık

 

Uygarlık, bir toplumun kültürü ile bütünleşen sanat, düşünce, bilim ve teknoloji ürünlerinin tümüyle pratik yaşama yansımasıdır. Binlerce yıl süren gelişmelerin sonucunda insan aklının, emeğinin duygularının bilim ve teknolojinin desteği ile ortaya çıkan birikimidir. Uygarlık bu dünya üstündeki insanoğlunun yaşamını hem kolaylaştırır hem de geliştirir.

Bir ülkenin ekonomisi, sanayi gücü, tarım sektörü, çalışma hayatı, yaşam tarzı ve düzeyine bakıldığında o ülkenin sanat ve kültür anlayışı ile birlikte uygarlık düzeyi de ortaya çıkar. İlerlemek, gelişmek isteyen ülkeler de öncelikle uygar olmak zorundadırlar. Uygarlık adına da kültürü ve sanatı baş tacı etmek zorundalar. Çünkü bu iki üst düzey süzgecinden ve kontrolünden geçmeyen, desteğini almayan sanayi düzeyi, tarım gücü ve ekonomi asla medeni ülkelerin düzeyine ulaşamaz. Gandhi’nin “Kültür yoksunluğunun sonu hep aynıdır; sefil bir uygarlık ve eli kulağında bir çöküş,” deyişinde yatan gerçek gibi…

İnsan kültürsüz yaşayamaz
Uygarlık, kültür sayesinde insan yaşamına bilimsel düzeyde yeterlilik kazandırırken sanatın katkısı ile de güzelleştirir. Teknoloji ve donanımlar ne kadar gelişirse gelişsin kültürün ve sanatın inceliği, güzelliği, yol göstericiliği olmadan, olmaz. Birde dilin önemine vurgu yapan büyük Alim Ahmed-i Xani nin işaret ettiği “Dilin önemi insanlığı kucaklayıcı sömürgeciliğe ve bölücülüğe karşı koyduğu tavrıyla ve bunun yanında Hoşgörü, , koşulsuz sevgi”den üdün vermeden oldugu gibi tam anlamıyla tam hız geleceğe büyük edebi şah eser bırakmıştır. Ancak böyle insanları rol model olarak gürenler hayat yolunda yürür ve dahada gelişir.

Dünyada insanlığının doğudan batıya giden göç savaş ve kıyım Dünya uygarlıklarını doğurmuştur. Mezopotapotamyanın Rıha kentinde ortaya çıkan Gübekli tepe günümüzde tarihi bir çok tezi çürütmeye yeterli konumdadır. Tarihin derinliklerinden başlayarak Avrupa aydınlanma çağının insanlığın ilk ortaya çıkışı olan Mezopotamyadan, aydınlandığı ve Çin, Hindistan, Yunan, Mısır, Roma medeniyetlerinin, , Amerika’nın, Japonya’nın da
geri kalmadığı gerçeği tartışılamaz. Gök kubbenin altında yaşayan her tolpum doğudan dağılımla etkilenmeyle birlikte kendi öz kültürünü oluşturmayıda başarmıştır.

Kültür, toplumun kimliğidir. Yaşam tarzı, dili, düşünce ve duygu birikimidir. İnançlar, normlar, gelenek ve görenekler, düşünce biçimleridir. Bu manevi öğelerin yanında şehirlerin yapısı, mimarisi, araç ve gereçleri, teknikleri, sanat yapıları, parkları, ibadethaneleri, müzeleri de maddi kültür varlıklarını oluşturur.

Kültür de, akıl birikimi, bilim çalışmaları ve toplumun yaşama süreci ile çoğunluğun benimsediği yaşam tarzı oluşur. Toplumun bireyleri de kültürü taşıyan canlı unsurlardır. Antropolojinin kurucularından Edward Burnett Tylor’ ın kültür tanımlaması; “Kültür bilgilerden, inançlardan, sanattan, ahlaktan ve insanın toplum içinde yaşaması nedeniyle edindiği bütün diğer yetenek ve alışkanlıklardan oluşan karmaşık bir bütündür,” şeklindedir.

Kültür durağan değildir ve zaman içinde değişir. Farklı kültürler birbirlerini etkiler. Kültür alış verişi sonucu toplumsal değişimler yaşanır. Bu alış veriş insanların birbirini tanımasını, daha sevecen ve hoşgörülü olmasını sağlar. Tam aksine kendi öz kültüründen kopmuş başka kültürlerin etkisinde erimeyi başka kültürlerin tahakümü altında yaşamayı kabullenen her toplumda asimile olmaya yozlaşmaya öz kimliğini benliğini kaybetmeye mahkümdür . Toplumsal kültürler zamanla dünyanın ortak kültürü haline dönüşebilir. Örneğin, Kürdlerin en çok lezetli yemek ve içecek çeşitleri ve nazar boncuğu şahmeran figürü zaloğlu rüstem , demirci kawa kahramanlığı nasıl ki kendilerin’den, tütün içimi Amerika yerlilerinden yayılmışsa, spagetti de İtalya’dan yola çıkarak dünya yemeği olmuştur. New York şehrinin daha çok yeni Kürd böreğiyle tanıştığına yakından tanık olduk.

Toplumdaki kültürel değişim maddi öğelerde daha hızlı gerçekleşir. Manevi değişimler ise zaman alır. Hatta bu hızlı değişim ve gelişim toplum tarafından çok çabuk kabul görmesine rağmen, yaşama kültürüne aynı hızla ayak uyduramayabilir. Örneğin 1990’ların başında kullanılmaya başlayan “Cep telefonu” çok kısa zamanda dünyayı sarmıştır. O kadar ki, cep telefonunu ulu orta her yerde yüksek sesle konuşarak kullanan, sinema, tiyatro, konser, seminer gibi ortamlarda bile açık tutan çok sayıda kullanıcı bulunmaktadır.

Kültür düzeyi yükselen toplumlarda “Sanat”ın yükselişi de yadsınamaz. Sanat, insanın duygu, düşünce, coşku, ilham ve hayal dünyasının; çizgi, ses, biçim, renk, ritm aracılığıyla güzel, özgün, etkileyici ve işiterek, görerek, okuyarak izleyeni de bir üst boyuta davet eden biçimde ifade edilmesidir.

Dilimizde gür boğazdan gırtlaktan sık olarak kullandığımız, ileti tipi “Etkileme sanatı” ” kahramanlık, yiğitlik ” söyleyişi hitabet “Güzel konuşma sanatı” “Yaşama sanatı”, sanat kelimesinin çağrışım gücünden yararlanılarak oluşan kelime grupları dilin ne denli kuvetli zengin olduğunu gösterir. Diğer bir deyişle, dilde bir işte, bir etkinlikte, bir eylemde güzel ve etkileyici niteliklerin bulunması, dilin sanatsal zenginliğini gösterir. Bir işi ne kadar yüceltebiliyor, coşku ve içtenlikle yapıyorsak, yaptığımıza ne kadar güzel, etkileyici ve özgün bir hava katabiliyorsak, “Sanat Boyutu”na o kadar yaklaşmış oluruz.

Buradan yola çıkarak, sanat konusunda aydınlanmamız gereken ince bir noktaya da değinmeden geçmek istemem. Sanat, yalnızca duvardaki bir tablo, şehir parkındaki bir heykel, bir süs eşyası değildir. Gösteriş ve övünme nedeni de değildir.

Sanat yaşamdır, yurtseverliktir, medeniyettir , ve bir yüce insanlıktır. Sanat insanı üzüne kavuşturur, kopuşları engeller asimlasyona karşı güçlü kılar, birleştiricidir , uyandırır , benliğini öğretir , umut cesaret verir. Sanat ile beslenemeyen toplum , bir halk başarısız olur. Çünkü sanat’ta zeka, yatıtıcı hayal , yapıcı kişilik, geniş bakmak , sürekli gelişme vardır; insanı insana dost kılar.

Toplum bu kavramları gündelik yaşamında uygularsa insanların yaratıcı güçleri, daha güzeli, daha iyiyi görme, tanıma ve yaşama aktarma güçleri bilenmiş olur. “Sanatsız kalan bir millet ölü topraktan farksızdır” Sanat ruhun ihtiyacıdır ” deyişiyle ******** ********
bir daha saygıyla anarken, kültür ve sanatın insanlık için ne denli önemli olduğu düşüncemi, “Sanat ve kültürde bir yere varamamış hiç bir ülke sanayide, ekonomide ve teknolojide gelişemez,” diyerek noktalamak istiyorum.

Sevgilerimle

Recep Fırat / Araştırmacı Yazar

Yorum Yap