Sarı Saltuk Kimdir?

Alevî-Bektaşî geleneği içerisinde Hacı Bektaş-ı Veli’den sonra adı en fazla geçen Türkmen babası olarak kabul edilebilecek Sarı Saltuk, XIII. yüzyılda yaşamış, gerçek kimliği menkıbe ve efsanelerle iç içe geçmiş biridir.
 Sarı Saltuk Kimdir?

Günümüzde ise özellikle Balkanlar’da millî-dinî bir semboldür. Kaynaklara göre, gazâ ve cihat ideolojisini sürdüren, Balkanlar’da İslamlaşma hareketini başlatan bir gazi-derviş olarak karşımıza çıkar Sarı Saltuk.

Sarı Saltuk’un menkıbevî hayatından bahseden eserlerden ilki, 14. yüzyıla ait İbn-i Batuta Seyahatnamesi’dir. Tanınmış Arap gezgini, Sarı Saltuk’un ölümünden yaklaşık yarım yüzyıl sonra, İstanbul’a gidişi sırasında Dest-i Kıpçak’taki Soğdak şehrine uğrayıp, Baba Saltuk adlı yerleşim yerine varmıştır. Türklerin yaşadığı bu topraklarda Baba Saltuk’un insanüstü güçlere sahip biri olarak algılandığını yazmıştır.

Sarı Saltuk’un hayatıyla ilgili en önemli çalışma, 15. yüzyılın sonunda Ebu’l Hayr-ı Rumî’nin derleyip yazdığı Saltuknâme adlı eserdir. Babadağı’ndaki Sarı Saltuk türbesini ziyaret eden ve müritlerinden Sarı Saltuk’un kerametlerini işiten ve bunların toplanmasını isteyen Cem Sultan’ın teşvikiyle yazılır. Ebu’l-Hayr-ı Rumî bu eseri, yedi yılda tamamlar.

Sarı Saltuk’un hayatına ışık tutan bir diğer eser ise Hacı Bektaş-ı Veli Velayetnamesi’dir. Velayetname’ye göre Sarı Saltuk çobandır. Hacı Bektaş, bir gün Arafat Dağı’ndaki çilehaneden çıkıp, Zemzem Pınarı denen pınarın yanına gelir. Çobanı görür, yanına gider, adının Sarı Saltuk olduğunu öğrenince “Haydi, seni Rûm ülkesine saldık.” diyerek onu irşada yollar.

Sarı Saltuk’tan bahseden bir diğer eser ise 17. yüzyıla ait Evliya Çelebi Seyahatnamesi’dir.

Sarı Saltuk’a dair bilgi veren bir diğer kitabı ise İbn Serrâc yazar: “Şeyh Saltuk, evliyanın büyüklerinden, tarikat önderlerinden ve seçkinlerden olup, pek çok kerametleri, açık burhanları, muazzam halleri, sayısız ve her zaman geçerli güzel menkıbeleri vardır.”

Türkiye’de tarihi kaynakların dışında, bilimsel anlamda Sarı Saltuk’tan ilk bahseden kişi Şemsettin Sami’dir. Kamûsu’l-Âlam’ında, Sarı Saltuk’un Rumeli’de kerametler gösteren ve gazalarda bulunan bir evliya olduğunu söylemektedir.

 

Sarı Saltuk’un adı hakkında da değişik görüşler bulunur. Saltuknâme’ye göre asıl adı Şerif Hızır’dır. Babasının adı Seyyid Hasan, annesinin adı Rabia’dır. Sarı Saltuk 99 yıl yaşamış, düşmanları tarafından zehirlendikten sonra hançerlenerek şehit edilmiştir. Son nefesini vermeden önce de, kendisini zehirleyen ve hançerleyen düşmanını öldürmüştür.

Evliya Çelebi Seyahatnamesi’ne göre ise Sarı Saltuk’un asıl adı Muhammed Buhari’dir. Ahmet Yesevi; “Saltuk Muhammed’im, Bektaşı’ım, Seni Rum’a gönderiyorum.” diyerek Anadolu’ya gönderir.

Saltuk adını alışı ise cihada başladığı dönemlere rastlar. Gazâların birinde, Alyon-ı Rûmî adlı Hristiyan cengâverini yenerek onu Müslüman eder; onunla yakın arkadaşlık kurar ve adını İlyas-ı Rûmî koyar. O da karşılık olarak Şerif Hızır’a kendi dillerinde çok güçlü erkek anlamına gelen Saltuk adını verir.

Saltıknâme’de, Sarı Saltık’ın soyunun Seyyid Battal Gazi’ye ulaştığı ve Danişmend Gazi ile akraba olduğu dile getirilir. Ayrıca, Sarı Saltuk’un diğer isim ve lakapları da verilir: Seyyid Şerif, Şerif Gazi, Seyyid Sultan, Sultan Baba, Sultan-ı Gaziyan, Sultanu’l Evliya, Saltık Baba, Saltık-ı Rumî.

İbn-i Serrâc, Sarı Saltuk’un vefatından 18 yıl sonra yazdığını belirttiği eserinde, görünümü hakkında sarışın olduğu gibi bazı bilgiler verir. İbn-i Serrâc’ın, kendisine Şam’da çokça nasihat ettik gibi ifadelerinden ve aktardığı bilgilerden, Sarı Saltuk’u çok iyi tanıdığı ve Sarı Saltuk’un Deşt-i Kıpçak bölgesine gelmeden önce Suriye’de bulunduğu ortaya çıkar. Bu bağlamda Sarı Saltuk’un özellikle gençlik yıllarında Memluklular’la bir irtibatının olabileceği de iddia edilir.

Arnavutluk’taki Sarı Saltuk Heykeli

Sarı Saltuk, 13. yüzyılın ikinci yarısında Moğol baskı ve hâkimiyeti altındaki Selçuklu Anadolu’sunda, II. Gıyaseddin Keyhusrev’in oğulları arasındaki saltanat mücadelesi sırasında ilk defa tarih sahnesinde görünür. Moğol otoritelerinin desteğini arkasına alan kardeşi IV. Rükneddin Kılıçarslan’a birkaç defa üst üste yenik düşen II. İzzeddin Keykâvus sonunda, ailesi efradı ve yakın adamlarıyla birlikte, anne tarafından akrabası olan Bizans imparatoru VIII. Mihail’e sığınarak 1262 yılında Konstantinopolis’e ayak basar.

Uzun ve mücadeleli bir dönemden sonra, yaklaşık yirmi yedi yaşında, bir daha geri dönmemek üzere gurbet hayatına adımını atan İzzeddin ve yakınları Konstantinopolis’te iki yıla bir misafirlikten sonra; şehir hayatından sıkılır. İzzeddin, kendilerine kışın kışlayacak, yazın da yaylayacak bir arazi tahsis edilmesini ve Anadolu’dan kendisine tâbi olan Türkmenleri getirterek oraya birlikte yerleşmek istediğini bildirir. VIII. Mihail, bu arzusunu kabul eder ve Bizans ve Altın Ordu egemenliğindeki Deşt-i Kıpçak arasında bulunan (günümüzde bir kısmı Bulgaristan’da, bir kısım da Romanya sınırları içinde ve Karadeniz’e de kıyısı olan) Dobruca’ya yerleşmelerine izin verir.

İşte Sarı Saltuk’un tarih sahnesinde görünmesi ve tarihsel rolü de tam bu olayla başlar. Bizans imparatoru VIII. Mihail’in kendilerine tahsis ettiği Dobruca’ya iskan edilen konar-göçer büyük bir Türkmen oymağının reisidir Sarı Saltuk. Bu oymak bir görüşe göre Çepni Türkmenlerinin bir kolu, bir görüşe göre de Kıpçak Türklerinden bir oymaktır.

Bizans imparatoru kuvvetle muhtemeldir ki, Deşt-i Kıpçak’taki Tatarların saldırılarından sınırlarını korumak ve onlarla arasında bir tampon bölge oluşturarak kendini emniyete almak maksadıyla Dobruca’yı İzzeddin’in ve Türkmenlerinin yerleşmesine tahsis etmişti. Fakat İzzeddin ve Türkmenler bir müddet sonra rahatsız oldukları bazı olaylar sebebiyle Dobruca’dan Altın Ordu devletine sığınmak zorunda kalırlar ve Deşt-i Kıpçak’a geçerler.

Dobruca’dan Türkmenler ile birlikte Deşt-i Kıpçak’a gelen İzzeddin, Berke Han tarafından büyük bir hüsnükabulle karşılanır. Oğulları Gıyaseddin Mesut ve Rükneddin Keyûmers de kendisi ile birlikte bulunuyordu ki, Mesut daha sonra Anadolu’ya geçecek ve orada Selçuklu sultanı olarak tahta çıkacaktır. Bu olay Saltuknâme’ye de yansımıştır. 1280’de İzzeddin’in vefatına kadar Türkmenler yaklaşık on yıldan fazla burada kalırlar ama sultanın vefatıyla tekrar Dobruca’ya dönerler.

Bu Türkmenlerin Dobruca’da, Sarı Saltuk’un 1200’lü yılların sonlarındaki vefatına kadar kaldıkları; sonrasında Bulgarların saldırılarından zarar görmeleri üzerine bir kısmının Anadolu’ya döndüğünü, bir kısmının ise Hıristiyanlığı kabul ederek Dobruca’da kaldığını biliyoruz.

İznik Sarı Saltuk Türbesi

Yazıcızâde’den (Ahmed Bîcan Efendi) başka hiçbir Bizans ve Türk kaynağı Sarı Saltuk’tan bahsetmiyor, onu tanımıyor? Acaba gerçekte böyle biri bazı tarihçilerin iddia ettiği gibi  hiç yaşamadığı için mi; yoksa sözü edilen karmaşık olayların akışı içinde öne çıkan siyasî rolü bulunmadığı, dolayısıyla devlet merkezlerinde oturmakta olup, olaylar ve kişiler ile ilgili haberleri ancak kendilerine ulaşabildiği kadarıyla kaydeden zamanın Selçuklu ve Bizans tarihçileri tarafından farkına varılacak biri olmadığı için mi?

Çağdaşı olan Bizans kroniklerinde, Dobruca göçünden bahsedildiği halde; ne bunlarda, ne de Selçuklu kroniklerinde Sarı Saltuk’tan bahsedilmemesi, böyle birinin gerçekte mevcut olmamasından değil; muhtemelen Dobruca göçünün gerçekleştiği tarihte göçebe bir çevrede yaşaması sebebiyle, siyasi birtakım mücadele ve çekişmelere karışarak adını duyurmadığı için bilinmiyor olabilir. Nitekim aynı durum Hacı Bektaş-ı Velî için de söz konusudur. O da aynı nedenden dolayı döneminin hiçbir resmî kaynağına yansımamıştır.

 

Sarı Saltuk’un içinde bulunduğu, Dobruca’ya göç eden aşiretin, 1240 yılındaki Babaîler isyanına katıldığını bildiğimiz Çepni boyu olduğu, Fuat Köprülü, Zeki Velidi Togan ve Faruk Sümer gibi bazı tarihçilerce çok muhtemel görülür. Bu mümkündür; çünkü isyanda  faal bir rol oynayan bu boyun, isyanın bastırılması sonrasında merkezden uzak yerlere çekilmesi çok normaldir. Nitekim Çepnilerin bir kısmının isyandan sonra Sinop taraflarına yerleştiği biliniyor. Gerek Saltuknâme’de gerekse Velâyetnâme-i Hacı Bektaş-ı Velî’de; Sarı Saltuk’un Sinop üzerinden Dobruca’ya geçtiği rivayet edilir. Hattâ Saltuknâme’de Sarı Saltuk sık sık Sinop’tan Kırım taraflarına, Kırım’dan Sinop’a geçer. Buna dayanarak bazı araştırmacılar Sarı Saltuk’un, üstelik sarışınlığını da delil göstererek Çepni aşiretinden değil, Kıpçak Türklerinden olduğunu iddia etmişlerdir.

Bu iki kaynaktaki Sinop vurgusunun muhtemelen, burasının Karadeniz’e çıkış için I. Gıyaseddin Keyhusrev döneminde fethedilmiş Selçuklu hâkimiyetindeki bir liman olmasının yanında; Sinop’taki Çepni yerleşimiyle bir bağlantısı da olmalı. Ne var ki Sarı Saltuk’un Sinop üzerinden Kırım’a geçtiği rivayeti, Saltuknâme ve Velâyetnâme’de yer almaktadır ve aynı dönemde kaleme alınan iki eserin aynı rivayetleri kullanmış olmaları da uzak bir ihtimal değildir. Her iki kaynağın da menkabevî içerikte eserler olduklarını bir yana bırakırsak; Türkmenlerin Konstantinopolis’te ikamet eden İzzeddin’in maiyetinde Dobruca’ya yerleştikleri, Sarı Saltuk’un da onlarla beraber olduğu hatırlanacak olursa, Konstantinopolis’ten Sinop’a, oradan da Kırım üzerinden Dobruca’ya geçmiş olabileceklerini, dolayısıyla Sarı Saltuk’un Kıpçak Türkü olduğunu kabul etmek bir hayli zorlaşır.

Dolayısıyla Türkmenlerin ve Sarı Saltuk’un doğrudan İstanbul Boğazı üzerinden geçip İzzeddin’e katılmak suretiyle birlikte oradan Dobruca’ya gitmiş olduklarını düşünmek daha mantıklıdır. Bu sebeple de Sarı Saltuk’un Kıpçak değil, Çepni Türkmenlerinden olduğu, daha güçlü bir ihtimaldir. Diğer yandan, Çepnilerin bir kısmının, diğer pek çok Türkmen aşireti gibi batıdaki Bizans uçlarına yerleşmiş bulundukları da tarihî gerçeğe daha uygundur.

Sarı Saltuk, tıpkı Selçuklu ve Osmanlı döneminde yaşamış diğer Türkmen babaları gibi aynı zamanda hem şeyh hem aşiret reisi olmalıdır ki, böyle bir göç hareketini yönetebilsin. Türkmen babalarının hem aşiret reisliği hem de şeyhlik statüsünü bir arada taşıdıkları zaten bilinir.

Önemli bir soru: İzzeddin’in Sarı Saltuk’la alakası nereden kaynaklanıyor? Başka bir deyişle, neden Selçuklu Sultanı Dobruca’ya götürmek için Sarı Saltık ve aşiretini seçmiştir? Bu konuda herhangi bir bilgi mevcut olmamakla beraber, bazı tahminlerde bulunabiliriz. İzzeddin, Anadolu’da Moğol hâkimiyeti karşıtı bir politika izliyordu; bu sebeple, kendi gibi Moğollardan hoşlanmayan Türkmenlerle yakınlık kurmuş ve onların desteğini sağlamıştır. Bu nüfuzlu Türkmen babasının desteği sultan için muhakkak ki çok önemliydi; çünkü Bizans’ta iken yalnızca onun aşiretini yanına çağırması herhalde bundandı.

 

Sarı Saltuk’un menkıbevî şahsiyetinde en fazla ön plana çıkan husus onun, tahta kılıçlı bir mücahit evliya oluşudur. Yeryüzünde Sarı Saltuk’un gaza etmediği hemen hemen hiçbir yer yoktur. Saltuknâme’ye göre onun gezdiği yerler şunlardır: Batı Anadolu toprakları, Trakya, Bulgaristan, Romanya, Karadeniz’i kuzeyden çevreleyen yerler ve Deşt-i Kıpçak bölgesi, Portekiz, İspanya, Almanya, Lehistan, Bosna Hersek, Çekoslovakya, Yunanistan, Rusya, İran, Türkistan, Afganistan, Çin, Fas, Cezayir, Tunus, Libya, Mısır, Habeşistan ve Arabistan’ı içine alan hemen hemen bütün eski dünya. Sarı Saltuk’un gazalarının bu kadar yaygın olması; Sarı Saltuk’un dinî ve siyasî etkinliğinin bir ifadesi olarak Alevî kültürüne “Sarı Saltık Kültü” olarak yansımıştır. Birçok yerde Sarı Saltuk ile uzaktan yakından alakası olmadığı halde onun makamlarına rastlanmasına neden olmuştur.

 

Sarı Saltuk’un türbeleri için ise şunları söylemek yerinde olacaktır. Kendisinin vefatından önce yedi tabut hazırlanmasını istediği ve her birinin kendi memleketine götürmesi için yedi krala verilmesini vasiyet ettiği Saltuknâme ve Vilâyetnâme’de aktarılmıştır. Evliya Çelebi’ye göre, Sarı Saltuk’un yedi mezarı Moskova, Lehistan, Danzing-Bohemya, İsveç-Litvanya, Edirne-Babaeski, Moldovya-Babadağı ve Dobruca-Kaligra’da bulunmaktadır. Ancak daha sonra yaygınlaşan Sarı Saltık Kültü’nden dolayı, bu türbelerin sayısı yedi rakamını bir hayli aşmıştır. Bu sebeple Balkanlar ve Anadolu’da Sarı Saltık’ın birçok türbe-makamlarına rastlanmaktadır.

Ülkemizde de, Bursa-İznik’te, Diyarbakır Urfa Kapısı’nda, Niğde-Bor’da, Tunceli-Hozat’ta ve İstanbul-Rumeli Feneri köyünde türbe ve makamı bulunmaktadır. Bunlar dışında Kırklareli, Sinop, Kütahya, Kocaeli ve Aydın’da Sarı Saltuk’a ait türbelerin bulunduğu söylentisi vardır.

 

Sarı Saltuk Kültü o kadar yaygınlaşmıştır ki, Hristiyan dünyasında Sarı Saltık’ın Aya Nikola diye bir Hristiyan azizi olarak tanındığını, Babaeski’de ona ait mezarın Aya Nikola’ya ait kabul edildiğini, Kaligra’daki türbesinin hem Müslümanlar hem de Hristiyanlar tarafından ziyaret edildiğini, Korfo’da Aya Spyridon’a ait olarak gösterilen mezarın, bazı Bektaşîler tarafından Sarı Saltuk mezarı olarak tanındığını, bazı yerlerde de onun Aya Yorgi ve Aya Naorum olarak bilindiğini, tarihçi, arkeolog Frederik William Hasluck’tan öğreniyoruz. Hristiyan dünyada Sarı Saltuk Kültü’nün yaygınlığının bir ifadesi de, onların savaşlarda düşmana saldırırken Hz. Meryem, Hz. İsa ve Saint Nicolas’ın adları yanında Sarı Saltuk’un adını da anıp ondan yardım istemeleridir.

Kaynak
Alevilik Araştırmaları Dergisi-Yaz/Summer 2011, Sayı/Volume 1Saltuknâme’de Sarı Saltuk Gazi’ye Atfedilen KerametlerBalkanlar’da İlk Müzlüman Türk İskânının Öncüsü Sarı Saltık’ın MakamlarıSarı Saltık Popüler İslam’ın Balkanlar’daki Destanı ÖncüsüSarı Saltık Baba: Balkanlar’da Bir İslam ÖncüsüSarı Saltık’ın Tarihî Ve Menkıvebî Hayatı

Yorum Yap