Acıttıkça şiirleşen kadına…

 Acıttıkça şiirleşen kadına…

Ona yazılamayanların çoğu acı ve gözyaşının saf haliyle kaldı. Bazı yazılarım, üzüntü dolu kalemleşen ellerimde şiirleşemedi. Dökülmeyi unuttu ağaran saçlarım. Mutluluğu sadece sevgide aramadı bu canım. Yoksa nasıl sığlaşacaktı duygularım.

Belki de sana uzun gelecek yazılarım. Her kelimeyi tekrardan okumaya çalıştıktan sonra anlam veremeyip tekrar başa saracaksın. Bir süreden sonra başa sardığın her şeyi karalamaya başlayacaksın. Kalbin kabul etmediği güzelliği dudaklardan geçirmek zor. Bu gencecik yaşında aşk ağır geldi sana. Duyguları karşılamak için henüz hazır da değildin. Bu suçu üzerime alıyorum ama düşünceleri bastırmanın ne anlamı var. Bastırdıkça çoğalmıyorlar mı sanki?

Sabah çıkan güneşin bile hemen ısıtmadığını anlayamadın mı? Ne bu acele! Yazın da titremez mi insan? Güzellikler, zorluklar var diye anlamlı değil midir? Sevginin bazen göğüs kafesinde dolan bir sancı bazen de yutkunamayacak derecede hayatı engelleyen acı bir mutluluk olduğunu unuttun mu? Bile bile bunu istemedik mi?

Bekleyeyim ve sabredeyim. Ya ruhun bedenden ayrılmasını istemeyen ölümler de geç kalsa.  Sence o zaman bir kayayı yara yara büyüyen bir ağaca dönüşebilir miyim?

Acizliğim yazılarımdan anlaşılmıyor mu? Yanında ne kadar da küçük düşüyor ve aşağılanıyorlar. Seni anlatamamaktan kaçındığım, geri çevirdiğim o kadar çok saklı düşüncem var ki. Hepsi de yara oldu bedenimde.

Yörüngesinden çıkıp emrine boyun eğen şu çatlamış elli adamın kalbine bak. Şu zavallı kendisine ait olamayışından öteye bir adım ileriye gidemiyor. Karşında oturup gözbebeklerinde kendisini izlemese kaybedecek beni.

Beni sana bağlayan güzel kader, ayrılma korkusunu da eksik etmedi. Yok olma zamanının gelmiş olabileceğinden bir an tereddüt ettirmedi. Seni ortak ettiğim sevgim için her şeyden hesap vermeye hazırım. Gönlümün bu korkunç karanlıkta daha fazla can çekişmesine izin veremem. Akmaya devam etsin yazılar…

Mutlu bir kadının göz darbesine kurban gittim. Köklerimi sökerek beni silkeleyen can yakıcı bir kadındı. Unutmam deyişlerinin arkasında ağır bir yalnızlık gizlerdi. Umutların tükendiği bir anda ağlamayı göze almamak korkunç bir şeydi. Başka bir güneşte ısınmak için dünyasından göç etmem gerekirdi. Öyle de oldu.

Sevmelerin bir sonucu olsa sevgi terk edilmezdi, inançlar yitirilmezdi. Camlarımızı kırmayı düşünenler parçalamaya başlamışlardı bizi. Bir gün karşımıza çıktıklarında kestikleri yaprak ellerimizle onları sarmaya devam edecek miydik? Aşkın gereği böyle miydi? Daha bir cenaze kalkmadan üstüne toprak atılan ceset gibi miydi? Vicdanın kapsama alanına girmeyen bir duygu bu. Merhametsiz konuşmalardan sonra yanmamak elde midir?

Bir kadının gülüşü gözleriyle bütünleşmişse çoktan aşk olmuş demektir. Yaşamak istiyorsan kısaca budur aşk. Yaşa şimdi yaşayabildiğin kadar, cesaret edebildiğin kadar, yanabildiğin kadar…

Yorum Yap