ÖLÜM MELEĞİ

 ÖLÜM MELEĞİ

BÖLÜM 1

 Gün, gümüş gri bulutların gökyüzünü kapatması ile başlamıştı. Hafiften bir rüzgâr eserken evlerin üstüne, sarı ince bir yağmur yağıyordu San Francisco’da. Hala yanan sokak lambalarının ışıkları, yağmurun damlalarında parlamaya devam ediyordu. Sabahın bu erken saati ile birlikte sakin olan yirmi dördüncü cadde, yağan yağmurun altında yavaş yavaş yerini canlılığa bırakıyordu. San Francisco da mayıs aylarında fazla yağış olmadığı halde bugün yağışlıydı. Koşuşturanlar, arabasıyla gidenler, okul servisleri de caddede dolaşarak çocukları evlerinin önünden alıyordu. Caddeyi boydan boya kapatan iki katlı evlerin içi bile bulutların griliği ve yağmurun etkisiyle karanlığa gömülmüştü. Sanki kış yağmuru yağar gibi şiddetlenmişti. Evlerin önlerinde bulunan küçük bahçelerdeki yemyeşil çimenler etrafa bir güzellik katarken ince, uzun boylu, esmer bir genç, bindiği bisikleti ile posta kutularına gazete ve mektup yerleştirmeye çalışırken adeta yağmurla savaşıyordu. Esen rüzgâr, elinde tuttuğu gazete ve mektupları adeta uçurmaya çalışıyordu. İşi olmayan ve bir yere gitmeye niyeti olmayan yaşlı insanlar, sıcak evlerinin penceresinden gazeteci çocuğu seyrediyorlardı. Yağmur inadına hızlanıp dururken hava bir yandan da soğumaya devam ediyor ve sis her tarafı kapatmıştı. İşe gitmeyen ve evde kalanlar daha şanslı görünüyorlardı. Evlerindeki insanlar ya kahve keyfi yapıyor ya da çayını demlemiş pencere kenarında yağan sarı ince yağmuru seyrederek çayını yudumluyordu. Caddede bekleyen sarı renkli okul servisleri sıklıkla geçmeye devam ederken çocuklar fazla ıslanmamak için koşmak zorunda kalıyorlardı. Anneleri bir yandan yağmurla savaşıyor bir yandan da çocuğu servise bininceye kadar arkasından bakarken telaşlı yüzleri şekilden şekle giriyordu. Çocuk servise bindiği an bir oh çekip derin bir nefes alınca o da sıcak evin odasında giyinip işe gitmek için hareketleniyordu. Yani hayat bir mücadele, herkes yaşamak için ayakta durmaya çalışıyordu.  İşe gidenler, küçük çocuklarını bakıcıya bırakıp gidiyorlardı. Bu saatten sonra evde bakıcıların saati başlıyordu. Aynı sokakta iki katlı, güzel boyalı bir evde sıcak dakikalar yaşanıyordu. Dışarıdaki yağmur onların sıcak sohbetini bölemiyordu. Fidel ve eşi Lara, evde sabah keyfini çıkarmak için erkenden kalkmışlardı. Fidel’in cep telefonu çalmasıyla sohbet bölündü. Fidel, beklemediği bu telefon karşısında şaşkına döndü. Telefon ısrarla çalınca açıp pencere kenarında telefonda konuşmaya başladı. Fidel, konuşurken canının sıkıldığı söylediği kelimelerden anlaşılıyordu, sanki istemediği bir şey olmuştu. Telefonu kapattıktan sonra elleri ile saçlarını karıştırıp yüzünü buruşturdu çünkü bu telefon bugünkü planlarında yoktu. Dün şirketten ayrılırken kimse bir şey söylememişti. Salonda oturan eşi Lara’ya:
“Bizi işten çağırıyorlar”
“Neden?”
“Proje üzerinde görüşeceklermiş.”
“Hani bugün izinliydik?”
“Neyse, çağırıyorlarsa gideceğiz.”dedi Fidel.

Fidel ve Lara, her zaman olduğu gibi işlerine gitmek için hazırlanmaya başladılar. Dört yaşındaki kızı Helen’i ise her zaman olduğu gibi evdeki bakıcısı Melisa’ya teslim edeceklerdi. Fidel ile eşi hazırlıklarını tamamlamış ve gitmeye hazırdılar. Fidel, başını perdenin arasından cama uzatarak son kez dışarıdaki hava durumuna baktı. Havanın gri ve siyah bulutlarca kapandığını ve yağmurun hala yağdığını gördü. Aslında bunları fazla önemsemiyordu fakat sis onu korkutuyordu çünkü görüş mesafesi çok az ve bu havada araba kullanmak çok zordu. Sonra eşi Lara’ya:
“Hazır mısın hayatım?”
O sırada Lara, son hazırlıklarını yapıyordu.
“Tamam, işim bitmek üzere.” dedi
Aslında Fidel bu gün hava şartları kötü olmasa bile işe gitmeyecekti. Çünkü eşi ve kendisi izinliydi. Fakat telefonun gelmesi onun gün içindeki bütün planlarını alt üst etmişti. Neyse ki gideceği yer fazla uzak olmadığı için arabayla rahat gidilecek bir yerdi. Havanın fazla sisli olması araba kullanmak için biraz riskliydi fakat fazla hız yapmadan rahat bir şekilde gidebileceğini düşünüyordu.
“Ben hazırım.” diyen Lara’nın sesi ile Fidel kendine geldi.
Lara, çantasını alarak dış kapıya kadar gelirken Melisa ile Helen onları uğurlamak için oradaydı. Lara, kızı Helen’i kucağına alıp doyasıya öptükten sonra:
“Kızım, Melisa ablanı üzme, onun sana çok iyi bakacağına inanıyorum.” dedi.
“Elbette iyi bakacak, Helen’in büyümesinde bizden çok onun emeği var. İki yıldan beridir ona Melisa bakıyor, bizden çok Melisa’yı dinliyor. Zaten biz de akşam döneceğiz. ” dedi Fidel.
Fidel, Melisa’ya dönüp:
“Helen’e kendi kızın gibi baktığını ve onu çok sevdiğini biliyorum, sana çok teşekkür ederim. Bu nedenle gözümüz arkada kalmıyor, kızımız sana emanet.” dedi.
“Kendi kızım gibi ona bakacağımdan emin olabilirsiniz. Akşam dönmenizi ikimizde dört gözle bekliyoruz.” dedi Melisa.
Melisa, Fidel’in bu yaptığı konuşmadan bir şeylerden şüphelendiği ancak emin olmadığı gibi bir izlenim hissetti.
Helen ise onlara bakarak:
“Çabuk dönmeye çalışın, bizi yalnız bırakmayın.”
Oradaki herkes gülüşmeye başladı. Fidel ile eşi Lara dışarıda duran arabalarına bindiler. Hava yağmurlu olduğu için Melisa ile Helen onları oturma odasının penceresinden seyrediyordu.

Yorum Yap