El-Mucib  

 El-Mucib  

 

(Kullarının dilek ve dualarına karşılık veren, icabet eden.) 

 

O, her şeyin Rabbidir. Kâinattaki bütün varlıkların tek Yaratıcısıdır. Merhamet sahibidir. Onun rahmeti her şeyi kuşatmıştır. Canlılara hayat veren O’dur. O hayat vermeden hiçbir canlı yaşayamaz. Onun izni olmadan hiçbir şey olamaz. O ol dediği için her şey olur . Göklerde ve yerde ne varsa hepsi kendi diliyle Allah’ı över. Ona şükreder, ondan istekte bulunur.

 

İnsanlar dua ile Allah’tan ihtiyacını ister, dileğini bildirir ve gücünün yetmediği şeylerde O’nun sonsuz kudretine sığınarak, Ondan yardım ümit eder. Allah’u Teala yarattığı kulların kendisinden bir şey istemelerini ister. Dua ve ibadetle verdiği sonsuz nimetlere şükretmemizi ister.

 

Dua sevgidir. Dua Rabbe şükür vesilesidir. Dua, insanın gönlünü huzura ulaştırır. Hem dua ettikten sonra insan, gönlünde bir ferahlık hisseder. İsteğinin yerine getirileceği konusunda ümidi artar. Çünkü dua eden kişi bilir ki bu duayı kabul edecek birisi vardır. Dua eden insan anlar ki duasına icabet edecek bir Yaradan vardır. Dua eden insan bilir ki her ihtiyacını gören, sesini işiten bir Zat vardır.

Bir gün Peygamberimizin huzuruna bir bedevi gelir. Allah Resul’üne hitapla, “Sen Muhammed misin?” der.

Allah Resulü, gayet mülayim bir ifadeyle:

“Evet, ben Muhammed’im.” Bedevi,

“Hangi şeye davet ediyorsun?” der.

Efendimiz, “Aziz ve Celil olan Allah’a davet ediyorum. O, öyle bir Allah’tır ki, senin başına bir zarar gelse, O’na yalvarırsın. Kıtlık ve belâ zamanında O’na dua edersin. Yağmuru O gönderir ve otları O bitirir. Sen, uçsuz bucaksız çölde, herhangi bir şeyini kaybettiğinde O’na el açar, yakarırsın ve kaybettiğin şeyi, sana O buldurur.” der.

Bedeviye söylenen bu sözler harikadır. Bütün cümleler, onun can damarı olan hususlarla alâkalıdır. Kıtlık, belâ, musibet ve çöl ortasında çekilen sefaletin ne olduğunu çok iyi bilen bedevi imana gelmiştir.

 

Dua ki, mümine kalkandır. Tüm sıkıntı, belâ, musibet; mutluluk ve sevinç anlarında… Kişi dua ile Rabbinden yardım ister. Tıpkı bedevi gibi, derdine deva olacak, sıkıntısını giderecek olan tek Zat Rabbidir.  Ve O’na sıkıntını anlatmanın, O’ndan yardım ümit etmenin tek yolu ve çaresi duâ’dır.

Hz. Musa bir gün duası esnasında:

-Ya Rabbi! Cennette benim arkadaşım kimdir? Bana bildir de gidip onunla görüşeyim, diye duâ eder.

Yüce Allah:

-Ya Musa! Filan şehirde, filan çarşıda ve şu şekil ve isimde bir kasap vardır. O kimsedir, diye ilham eyler.

Hz. Musa hemen hareket eder ve o kasabı bulur. Dükkanının karşı tarafında, bir miktar seyrederek durumunu anlamak, fikir sahibi olmak için oturur. Görür ki: gayet gaddar ve zalim bir kimsedir. Hz. Musa’nın hatırına, bu kimse bana nasıl arkadaş olabilir? Herhalde o başka kimse olması lazımdır, diye gelir.

Tam o esnada Cebrail gelerek, o kimsenin olduğunu haber verir.

Hz. Musa akşama kadar dükkanın önünde oturur ve akşam olunca, kasap bir miktar et alarak elindeki zembiline koyar ve evine gitmek üzere iken, Hz. Musa:

-Ey kasap, beni misafir kabul eder misin? Diye sorar.

Kasap da:

-Buyurun, sizin gibi muhabbetli misafiri asla görmedim. Bu gece hizmetinizle şerefleneyim, der ve beraberce giderler.

Hemen Hz. Musa’nın önüne yemekler koyar ve:

-Ey mübarek zat isterseniz siz yiyin. Şayet beraber yiyelim derseniz, bir miktar beklemeniz gerekecek. Zira benim çok mühim bir işim vardır, müsaadenizle onu yerine getireceğim, der.

Getirmiş olduğu eti iyice pişirip, evin köşesinde asılı bir zembili aşağıya indirir. İçinden son derece küçük ve zayıf bir kadın çıkarır. Onun ağzına yavaş yavaş eti verir. Karnını doyurduktan sonra altını da temizler ve tekrar yerine asarak Hz. Musa’nın yanına gelir. Özür dileyerek birlikte yemek yemeye başlarlar.

Kadına yemek yedirirken kadının dudakları bir kaç defa hareket etmiş ve konuşur gibi olmuştu. Bu hali Hz. Musa fark etmiş olduğu için o kimseye:

-Ey kişi bu senin annen midir?

-Evet, annemdir. Çok ihtiyar ve mecalsizdir. Yaşlılık onu takatten düşürdü. Ben işteyken herhangi bir hayvan ona zarar vermesin diye böyle zembilde tutuyorum. Dükkanımdan gelip iki öğün yemek yediriyor, ihtiyaçlarını görüyor ve ancak o zaman gönül rahatlığıyla işime gidiyorum. Her gün böylece dükkandan geldiğim zaman da anneme hizmet ederim.

-Yemek yedirirken dudakları kıpırdadı. Sözü anlaşılır mı?

-Evet anlaşılır. Her ne zaman karnını doyurup hizmetini yaptığımda:

“Ya Rabbi, bu oğlumu cennette Musa’ya arkadaş eyle.” Diye duâ eder.

-Ey kimse! Sana müjdeler olsun ki, annenin duâsı dergah-ı izzette kabul oldu. Musa benim, der ve ilham-ı İlâhî ile oraya geldiğini söyler.

O kimse de çok sevinir ve bütün günahlarına tövbe ve istiğfar ederek ibadet ile meşgul olmaya başlar.

Böylece annesine yapmış olduğu hizmet ve annesinin samimâne ettiği duâ sebebi ile Allah’ın sevdiği kullardan olur.”

Allah’u Teâlâ Kendisine el açıp yönelen, yalvarıp isteyen, kendisine dua edeni çok sever. Allah bize değer veriyor, bizi seviyor. Onun sevgisine mukabil biz de dua ve ibadetlerimizle karşılık veririz. Dua etmek öyle bir ibadettir ki, hem Allah’tan isteriz hem de istedikçe sevap kazanırız.

Yorum Yap