İhtiyaçlar Hiyeraşisi ve Hümanist Psikoloji Abraham Maslow Kimdir?

Abraham Maslow, Rusya’dan göçmüş ve eğitim olanağı bulamamış Yahudi bir ailenin 7 çocuğunun en büyüğü olarak 1 Nisan 1908’de New York’ta dünyaya gelir. Ailesi kendi eğitim durumlarının da etkisiyle çocuklarını akademik başarı için ciddi şekilde baskı altına alır; bu baskı Maslow’un çocukluk yıllarının yalnızlık ve depresyonla geçmesine sebep olur.
 İhtiyaçlar Hiyeraşisi ve Hümanist Psikoloji Abraham Maslow Kimdir?

Dindar bir ailenin çocuğu olması da, annesinden sürekli hangi hareketi yaptığında ne şekilde cezalandırılacağı ile ilgili sözler işitmesine, dolayısıyla dine olan güveninin sarsılmasına ve ateizme yaklaşmasına neden olur. Birinci Dünya Savaşı sonrasında meydana gelen anti semitik hareketlerden dolayı o yıllarda çocukluk ve gençlik yıllarını geçirmekte olan Maslow, bu vicdani tercihini açıklamaz.

O yıllarda kendisini “Yahudi olmayan mahallenin Yahudi çocuğu” olarak tanımlar; “Beyazların okuluna giren ilk zenci çocuk gibi dışlanmış ve mutsuzdum. Kütüphanelerde kitaplarla ve arkadaştan yoksun büyüdüm.” diye anlatır.

Maslow, babası ve kardeşleriyle

Brooklyn Erkek Lisesi’ni bitirince, Maslow aile baskıyla branş seçiminde de karşılaşır. İstememesine rağmen ailesinin isteğiyle New York Şehir Koleji’nde hukuk öğrenimine başlar. Bu yıllar Maslow’un iç dünyasındaki çalkantıların dış dünyaya yansıdığı yıllar olur. Kimsenin beklemediği bir anda Cornell Üniversitesi’nde Felsefe ve Psikoloji alanında eğitimi almaya karar verir. Ne var ki hocası Edward B. Titchener ile anlaşamayan Maslow sadece üç yarıyıl okuduktan sonra şehir kolejine geri döner.

Bu geri dönüşün ardından ailesinin pek de sıcak bakmadığı bir evlilik gerçekleştirir. Kuzeni Bertha ile Aralık 1928’te evlenir. Evliliğini Wisconsin’e yerleşmek için mi yaptı yoksa buraya yerleştiği için mi Wisconsin Üniversitesine devam etti bilinmez, ancak 1930 yılında bitirdiği lisans eğitiminin hemen ardından tam bir yıl sonra idealindeki alanlardan birinde, felsefe alanında yüksek lisans yapma fırsatı bulur.

Abraham Maslow, Bertha Maslow

Ardından psikoloji ile ilgilenerek bu alanda doktora yapar. Maslow, doktorasını bitirdiği 1934 yılında hem İkinci Dünya Savaşı yıllarında pek de hoş karşılanmayan Yahudiliği dolayısıyla hem de büyük buhranın ekonomik etkisiyle pek de kısa sayılamayacak bir süre akademik çalışmalardan uzak kalır. Bu süre zarfında kendi alanının dışında olan tıp gibi alanlarda çalışmalar yapsa da, hukuk gibi tıbbın da kendisine uygun olmadığını fark etmesiyle psikolojiye tekrar ağırlık verir.

1930-1940 yılları arasında Nazi tehdidinden kaçarak ABD’ye göç eden birçok ünlü Psikanalist Psikolog ile irtibat kurma şansını elde eder. Bunların arasında Alfred Adler, Erich Fromm, Karen Horney, Max Wertheimer ve Kurt Golstein gibi isimler de bulunur. Özellikle Alfred Adler’den ciddi şekilde etkilenerek uzun bir süre Adler’in seminerlerine devam eder. Bu sıralarda Antropolog Ruth Benedict’den de etkilenerek Kanada’da yaşayan yerliler ile ilgili antropolojik çalışmalar yapar. Bu çalışmaların ileride ortaya koyacağı “İhtiyaçlar Hiyeraşisi Kuramı’nın” ortaya çıkmasında hatırı sayılır bir etki gösterdiği söylenir.

İhtiyaçlar Hiyeraşisi Kuramı, Maslow’un 1943 yılında yazdığı bir yazıyla hayatımıza girmiştir. Maslow bu teoriyi oluştururken aslında insan doğasına dair önemli tespitler de yapmıştır. Maslow’a göre bir insan eğer susamış ise, o insan için en öncelikli ihtiyaç susuzluğunu gidermektir. Maslow bunu “en güçlü gereksinim” olarak adlandırmıştır. Eğer aynı susamış insan aynı zamanda nefessiz kalırsa, bu durumda öncelikler değişecek daha temel bir fizyolojik ihtiyaç olan nefes alma gereksinimi “en güçlü gereksinim” olarak sıradüzende yerini alacaktır.

Maslow gereksinimleri şu şekilde kategorize etmektedir:

1. Fizyolojik gereksinimler

2. Güvenlik gereksinimleri

3. Ait olma gereksinimleri

4. Değer gereksinimi

5. Kendini gerçekleştirme gereksinimi

Söz konusu piramit bir bireyin yaşam önceliklerini göstermektedir. Piramidin mantığı oldukça basittir. Buna göre birey gereksinimlerini en alttan başlayarak yukarı doğru takip eden bir sırayla karşılar. Birey bir alt kademede bulunan ihtiyaçlarını belirli bir düzeyde tatmin edemediği takdirde bir üst kademeye geçemeyecektir.

Maslow’a göre alt kademe gereksinimini karşılamamış birey üst kademe gereksinimleri algılamayacaktır. Maslow, ortalama bir bireyin fizyolojik gereksinimlerinin %85’ini, güvenlik gereksinimlerinin %70’ini, ait olma gereksinimlerinin %50’sini, özsaygı gereksinimlerinin %40’ını ve kendini gerçekleştirme gereksinimlerinin %10’unu tatmin etmiş olabileceğini ileri sürmüştür.

Fizyolojik Gereksinimler: Bireyin yaşamını sürdürebilmesi için hayatı boyunca sürekli gidermek zorunda olduğu; oksijen, yemek, içmek, barınmak, dinlenmek, korunmak, uyku, faaliyet, cinsellik gibi ilkel ve temel ihtiyaçlardır. İhtiyaçlar içerisinde en güçlü olanıdır ve sürekli olarak giderilmemeleri halinde daha üst düzeydeki ihtiyaçların ortaya çıkabilmeleri mümkün değildir. Karnı aç olan bir insanın başka bir şeye ihtiyaç hissetmesi mümkün değildir. Ancak kişinin karnı belirli aralıklarla devamlı olarak doyabiliyorsa, açlık o kişi için önemli bir ihtiyaç olmaktan çıkar ve başka ihtiyaçları belirebilir.

Maslow yaptığı araştırmalar sonunda fizyolojik gereksinimlerin insanlarda çok farklı şekilde de görülebildiğini saptamıştır. Örneğin Maslow’a göre bir insanın portakal suyuna gereksinim duymasının öncelikli sebebi bedeninin c vitaminine gereksinim duymasıdır. Aynı zamanda Maslow hamile bayanların aşermesinin de aynı doğrultuda gerçekleştiğini savunur.

Güvenlik İhtiyaçları: Bireyi hem fiziksel hem de psikolojik zararlardan koruyan ihtiyaçlara güvenlik ihtiyacı denilmektedir. Birey, hastalandığı, yaşlandığı ya da bir kaza sonucu çalışamadığı zamanlarda veya işsizlik durumlarında biyolojik olarak hayatını idame ettirebilecek çeşitli güvenceler arayışına girer. Bu tarz olumsuz durumları yaşamadan evvel tedbir amaçlı ileriye yönelik bir takım tasarruflarda bulunur. Sigorta yaptırır ya da işten çıkarılma durumunda destek alabileceği sendikalara üye olur. Bireyin geleceğini hedef alan bu tarz davranış ve girişimleri, risk ve belirsizlikleri en aza indirme amaçlıdır. Bu durumda bireyin güvenlik ihtiyacı içerisinde olduğunu söylemek gerekir.

Bireyin güvenlik ihtiyacı, yani tehlikelerden korunma, güvenli bölgede bulunma isteği çocukluğunda yabancılarla yabancı olmayanları ayırt edebilmesiyle başlar. Çocukların yabancılardan çekinerek tanıdıklarına sığınması güvenlik ihtiyacı ile ilişkilidir. İnsanların kendilerini güvende hissetmek istemelerine rağmen bazen fizyolojik ihtiyaçların önceliği çok olduğunda güvenlik ihtiyacı tehlikeye atılarak en temel ihtiyaç giderilmeye çalışılabilir. Örneğin, talihsizlik sonucu bir ormanda yalnız kalan ve açlıktan ölmek üzere olduğunu hisseden biri dışarıda vahşi bir hayvanla karşılaşma ihtimali çok yüksek olmasına rağmen, sığındığı mağaradan çıkarak açlığını gidermeye çalışabilir.

Ait Olma Gereksinimi: Birey bu adımda fizyolojik ihtiyaçlarını doyurmuş, kendine güvenli bir iş bulmuş ve büyük ölçüde bu gereksinimlerini doyurmuş olmalıdır. Birey bu durumda bir arkadaşa, sevgiliye veya bir çocuğa sahip olma ihtiyacı hisseder. Maslow’a göre eğer hem fizyolojik hem de güvenlik gereksinimleri oldukça iyi tatmin ediliyorsa, sevgi, etkileme ve aidiyet gereksinimleri ortaya çıkacak ve daha önce anlatılan tüm döngü bu yeni merkez ile tekrarlanacaktır. Şimdi kişi, daha önce olmadığı gibi, arkadaşlarının veya sevgilisinin, eşinin ya da çocuklarının yokluğunu oldukça yoğun hissedecektir. Birey genel olarak grup ya da aile ortamındaki sevecen ilişkilere özlem duyacak ve bu amacında başarı elde edebilmek için yoğun bir çaba harcayacaktır.

Değer Gereksinimi: Toplumumuzdaki tüm insanlar (patolojik istisna dışında) kendilerini, saygılarını, benlik saygısı ve başkalarının saygınlığı için istikrarlı, sağlam temelli, çoğunlukla yüksek değerlendirmelere ihtiyaç duymaktadır.

Maslow bu kısmı iki adımda incelemiştir:

a) Düşük Özsaygı: Bu durum bireyde saygı görme ihtiyacını ortaya çıkarır. Birey statü, ün, şöhret, tanınma, dikkat çekme, takdir edilme gibi gereksinimleri beraberinde getirir.

b) Yüksek Özsaygı: Bunu diğerinden ayıran en temel özellik biraz daha bireysel olması. Birey bu adımda kendine saygı duyma ihtiyacı hissedecek, bu esnada kendine güvenecek, kendisinde rekabet gücü bulacak, başarıyı tadacak ve tüm bunları gerçekleştirirken özgürlüğü ve bağımsızlığı hissedecektir. Bütün bunlardan sonra Maslow’un bu adımı neden yüksek olarak nitelendirdiğini anlamak daha da kolaylaşmaktadır. Keza Maslow insanın kendine olan saygısını, başkalarına duyduğu saygıdan daha zor kaybedebileceğini söyleyerek duruma açıklık getirmiştir.

Özsaygı gereksiniminin de olumsuz yanları bulunmaktadır. Bunlar bireylerde özgüven eksikliği ve pasif kalma olarak gözlemlenmektedir. Adler’in, bireylerin psikolojik sorunlarının büyük bir bölümünün bu aşamada görüldüğünü belirtmesi Maslow tarafından dikkat çekici bulunmuş ve bu gereksinimlerin tatmin edilmesinin oldukça zor olduğu vurgulanmıştır.

Maslow, buraya kadar olan tüm ihtiyaçları hayatta kalmak için zaruri olarak kabul etmiştir. Öyle ki bu durumu, canlıların hayatta kalmak, istikrarlı koşulları sürdürebilmek için kullandıkları işlemler anlamına gelen “homeostasis” aşamaları olarak nitelendirmiştir. Buna göre homeostasis bir nevi termostat vazifesi görmektedir. Genetik ve içgüdüsel olarak meydana çıkan bu ihtiyaçlardan birini doyurduğumuz anda termostat devreye girmekte ve o gereksinimi hissedilebilir olmaktan çıkarmaktadır.

Kendini Gerçekleştirme Gereksinimi: Bu adım diğerlerinden çok farklı seyretmektedir. Bu adımı tam olarak gereksinim olarak adlandırmak da tam yerinde olmayacaktır. Maslow’a göre bu gereksinimi tam anlamıyla doyurmak mümkün değildir. Öyle ki bu gereksinim siz onu doyurdukça büyür, büyüdükçe gereksinim artar. Maslow’un bu adım için söylediği bir söz duruma açıklık getirmektedir: “Potansiyelini sonuna kadar kullan, olabileceğin ne varsa ol.”

Maslow, kendini gerçekleştirme kavramını deneysel yöntemle bulmuştur. Kendi döneminde ve geçmişte yaşamış seçkin kimselerle ilgili incelemelerde bulunup ve üstün özellikler belirlemiştir. Araştırmaları neticesinde Abraham Lincoln, Martin Luther King gibi bireylerin kendini gerçekleştirmiş kişiler olduğunu söylemiştir. Ancak bu özellikteki bireylerin sayısı bir hayli azdır.

Maslow’un kendini gerçekleştirme olarak adlandırdığı basamak bireyin sınırlarını zorlayarak ulaşabileceği alan olarak düşünülebilir. Diğer bir ifadeyle bireyin kapasitesini en üst seviyede kullanarak, becerilerini geliştirmesi, hayal ettiği ideal insan tipine ulaşmak için çaba sarf etmesi kendini gerçekleştirme olarak tanımlanır. Kendini gerçekleştiren kişiler bilim ve sanat gibi alanlarda faaliyet ve buluşlarıyla kendilerini göstermektedirler. Filozoflar, büyük ressamlar, yazarlar, mistikler gibi hayatlarının doruk deneyimlerini gerçekleştirenler bu gruba girmektedir. Ancak her zaman kendini gerçekleştirmiş birey denildiğinde şöhretli, tanınmış kişiler akla gelmemelidir, çünkü hayatının her saniyesini dolu dolu geçiren ve bu yaşantılarını anlamlı bulan bir kişi de kendini gerçekleştirmiş gibi düşünülür.

Maslow en fazla eleştiriyi, teorinin sıra düzensel yapısından dolayı almıştır. Bir alt gereksinim doyurulmadan bir üsttekine geçilemeyeceğini savunmuş ve özellikle Yoshio Kondo tarafından ciddi şekilde eleştirilmiştir. Kondo’ya göre birey tüm gereksinimlere aynı anda sahip olabilir. Bunların önceliklerini belirleyen şey ise yaşam standardıdır. Örneğin bir annenin yemeyip yedirmesi, giymeyip giydirmesi, kendi fizyolojik gereksinimlerinden feragat ederek bir başkası için yaşayabilmesi yerinde bir örnek teşkil etmektedir. Bir başka örnekse kültürel değerlerin belirleyiciliği noktasındadır. Bol okuyan bir aileden gelen birey, tatlıya para vermek yerine kitaba para vermeyi seçebilir. Gerek Kondo gerekse diğer bilim insanları tarafından dile getirilen eleştirilerin çıkış noktasının bu yönde olduğunun görülmesi, Maslow’un değindiği diğer hususlardaki tespitlerinin ne kadar yerinde olduğunun birer göstergesi sayılabilir.

Maslow aynı zamanda davranışçı yaklaşım ile hümanistik psikoloji arasında köprü kuran bir kuramcıdır. Başlangıçta davranışçı bir uzmandır ve mekanik doğa bilimi yaklaşımlı bir psikolojinin dünyanın tüm problemlerine çözebileceğini düşünmüştür. Daha sonra özel yaşantısındaki sorunlar, İkinci Dünya Savaşı’nın başlaması, insan doğasına ilişkin değişen felsefi düşünceler, Gestalt ve Psikanalitik psikoloji ile tanışması Maslow’un davranışçılığa ilişkin fikirlerini değiştirir. Ayrıca İkinci Dünya Savaşı’nda ABD’ye gelen Adler, Horney, Koffka, Wertheimer gibi Avrupalı psikologlarla olan temaslarından da etkilenir. Max Wertheimer’a ve Amerikalı antropolog Ruth Benedict’e karşı duyduğu büyük saygı, Maslow’u psikolojik olarak sağlıklı, kendini gerçekleştirmiş insanlarla ilgili ilk araştırmasını yapmaya yöneltir.

Hümanist (insancıl) yaklaşım çağdaş bir psikoloji akımıdır. Bu ekol, psikolojinin insan boyutu ve psikoloji teorisinin insan bağlamı ile ilgilidir. Hümanist Psikoloji’nin kökleri, Avrupa ve Amerika kaynaklı çalışmalara dayanmaktadır. Carl Rogers Avrupa’daki çalışmaların yayılmasında, Abraham Maslow ise Amerika’da yayılmasında öncülük yapmıştır. Bu eğilim hem felsefenin insanın klinik incelenmesine uygulanması arzusu hem de psikanalitik ve davranışçı ekollerin insan anlayışlarına tepki olarak doğmuştur.

Hümanistik psikoloji, belirli bir ekolden ziyade bütünsel psikolojiye yöneliş olarak da tarif edilmektedir. Bireyin değerine ve farklılığına saygı duyarak, insan davranışının yeni boyutları üzerinde araştırma yapar. Bu boyutlar, sevgi, yaratıcılık, benlik, gelişim, organizma, temel gereksinim ve hazlar, kendini gerçekleştirme, yüksek değerler, öz, varoluş, oluşum, kendiliğindenlik, oyun, nükte, doğallık, sıcaklık, sevecenlik, egonun aşılması, nesnellik, özerklik, sorumluluk, anlam, aşkın bilinç deneyimleri, doruk deneyimler, cesaret gibi kavramlarla ilişkilidir.

Maslow, diğer hümanist psikologlar gibi Freud’u eleştirerek, “Freud, bizi psikolojinin hasta yarısıyla doldurdu. Şimdi diğer sağlıklı yanıyla bütünü tamamlamalıyız” görüşündedir. İnsanın potansiyelini anlamak için kendini gerçekleştirmiş insanları incelemenin gerekliliğine inanıyordu. Ona göre, bütünsel psikolojinin temeli kendini gerçekleştiren insanlar üzerinde yapılan çalışmalara dayanmalıydı.

Hümanist psikolojinin önde gelen isimlerinden biri olan Maslow, bu alana oldukça önemli katkılarda bulunur. 1962 yılında yayımlanan İnsan olmanın Psikolojisi (Toward a Psychology of Being) adlı kitabını psikoloji veya bilim karşıtı yeni bir akım ortaya çıkarmak değil, psikolojiyi zenginleştirmek ve psikolojide yeni bir dalın oluşmasını sağlamak için yazar.

“Hasta insanı tanıyoruz, peki ya sağlıklı insan? Uzun vadede bizler için neyin iyi olacağını aslında sağlıklı insanın seçimleri, hazları ve yargıları söyleyebilir.” (İnsan Olmanın Psikolojisi)

Yaşamı içerisinde pek çok sağlık sorunuyla karşılaşan Maslow, zaman zaman bu sorunlar dolayısıyla akademik hayata ara verip özel sektörde çalışır. 1970 yılında yürüyüş yaparken geçirdiği kalp krizi nedeniyle vefat eder.

Kaynak
Abraham Maslow Gereksinimler SıraDüzeni, Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi Kuramı Kapsamında İnsanların Turizm Hareketlerine Katılma Durumları Üzerine İlişkisel Bir Değerlendirme, Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisinin En Son Düzeyleri: Kendini Gerçekleştirme ve Kendini Aşmışlık, Maslow İhtiyaçlar Hiyerarşisi Bağlamında Toplumda Bireylerin Güvenlik Algısı ve Yaşam Doyumu Arasındaki İlişki, Yıldız Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi- Maslow’un Gözünden “Kendini Gerçekleştiren İnsan”, Çağdaş Psikoloji Akımları, Abraham Maslow’un İhtiyaçlar Hiyeraşisi Kuramı İle Bir Film Çözümleme Denemesi: Ratatouille

Yorum Yap