Türk Sinemasında Unutulmaz Aşk Filmleri

 Türk Sinemasında Unutulmaz Aşk Filmleri

1. Acı Hayat (1962)

Yönetmen: Metin Erksan, Oyuncular: Ayhan Işık, Türkan Şoray, Ekrem Bora, Nebahat Çehre ve Hüseyin Baradan

Senaristi ve yönetmeni Metin Erksan olan Acı Hayat, özgün sinema diliyle Türk sinemasının en önemli klasiklerinden ve dönemin baş yapıtlarından sayılmaktadır. Birbirinden ayrı gibi görünen dünyaları bir düzleme çekerek karakterlerine incelikli ve derin iç hesaplaşmaları yaratan bir yönetmen Metin Erksan. Acı Hayat, daha sonraki yıllarda birçok film ve diziye ilham kaynağı olur. Bugüne kadar yapılan en iyi aşk filmlerinden biri olan Acı Hayat’ta, Ayhan Işık piyango milyarderi olan fakir bir tersane kaynakçısını, Türkan Şoray kuaförde çalışan kızı, Ekrem Bora şımarık, züppe zengin çocuğunu, Nebahat Çehre’de onun kız kardeşini oynar. 1964 yılında 1. Antalya Film Şenliği’nde, Türkan Şoray En İyi Kadın Oyuncu, filmin görüntü yönetmeni Ali Uğur ise En İyi Görüntü Yönetmeni Ödülü’ne layık görülürler.

2. Sevmek Zamanı (1965)

Yönetmen: Metin Erksan, Oyuncular: Müşfik Kenter, Sema Özcan, Kemal Ergüvenç, Fadıl Garan, Süleyman Tekcan

Kısıtlı olanaklarla gerçekleştirilen çekimleri, ilk kez denenen çeşitli sinema teknikleriyle birlikte, dönemine göre deneysel bir film olan Sevmek Zamanı’nın değeri günümüzde çok daha iyi anlaşılmıştır. İçerdiği şiirsel İstanbul manzaralarıyla, daha çok Doğu Edebiyatı’nda, Divan Edebiyatı’nda rastladığımız, surete aşık olma konusunun ilk defa ele alındığı ve işlendiği bir filmdir.

Toplumsal bir arka plana, sınıf farklılığına dayanan işçi sınıfından boyacı bir erkekle çok zengin bir burjuva kız arasındaki aşk temasını işleyen Sevmek Zamanı, ilk defa denenen çekim teknikleri, müzikal altyapısının sağlamlığı ve eski aşk motiflerini yeniden dü­zenlemesiyle modernist bir film olarak değerlendirilmeyi fazlasıyla hak eder. Aşk dediğimiz olguyu betimleme iddiasından uzak, ancak aşkın imkansızlıklarını ve sınırlarını akıllıca çizmeyi başarabilen yapısıyla Sevmek Zamanı, hala aşılamamış ve hatta Türk sinema tarihinde birçok yapıtın yaratılmasında etkin rol oynamıştır.

3. Vesikalı Yârim (1968)

Yönetmen: Ömer Lütfi Akad, Oyuncular: Türkan Şoray, İzzet Günay, Ayfer Feray, Aydemir Akbaş, Zeki Sezer

Sait Faik’in Menekşeli Vadi öyküsü ve Orhan Veli’nin Tahattur isimli şiiri filmin hareket noktası olsa da, filmin senaryosu ve diyalogları Safa Önal’a aittir. Filmde Manav Halil, pavyonda konsomatrislik yapan Sabiha’ya ilk görüşte tutulur. Vesikalı Yarim, imkansız aşk tasvirini bambaşka bir boyuta taşır. Filmde bu ulaşılamazlık, bir imkansız aşk olarak seçilen şarkılardan, diyaloglara, kostümlerden mizansene ve çerçeve düzenlemesine kadar etkileyici bir atmosfer içinde sahnelenmiştir. Sabiha ile Halil arasına çeşitli engeller koyarak aşkın imkansızlığını kanıtlamaya çalışmaz film. Yeşilçam’da alışık olduğumuz üzere iki aşığın arasına aile fertleri, kötü kadın veya adamlar, yanlış anlaşılmalar ve tesadüfler girmez. Aşklarının, bizzat kendileri yüzünden imkansız olduğu vurgulanır.

Türk sinemasının auteur’lerinden (yaratıcı yönetmen) biri olarak kabul edilen Ömer Lütfi Akad’ın üslubu, onu kendinden önceki yönetmenlerden ve aynı zaman diliminde film çeken diğer yönetmenlerden ayıran en önemli özelliktir. Akad’ın belirli teknik öğeleri sürekli kullanması ya da bazılarını kullanmaktan ısrarla kaçınması, zoom gibi mizanseni kişilerin birbirleri ve çevreleriyle ilişkilerini anlatmak üzere düzenleyerek karakterlerini toplumsal bir bağlam içine yerleştirmesi, duruşlara, hareketlere ve bakışlara önem vererek sözü öne çıkarmadan duygusal atmosferi yaratması, kurguyu devamlılık esasına dayandırarak anlatımda yalınlığı sağlaması, onun bu tarzını belirginleştirir.

4. Ah Güzel İstanbul (1966)

Yönetmen: Atıf Yılmaz, Oyuncular: Sadri Alışık, Ayla Algan, Feridun Çölgeçen, İhsan Yüce, Danyal Topatan, Diclehan Baban

Atıf Yılmaz Ah Güzel İstanbul’da, biri parlak ışıklar altında kurulan taptaze düşleriyle, diğeri ise geçmişi büyük ama bıkkın, çaresiz ve hayatın kıyısında sürüklenen, savrulan iki insanın öyküsünü anlatır. Komedi, taşlama ve melankoli dozunun ustaca dengelendiği filmde, seyyar fotoğrafçılık yapan görmüş geçirmiş, fakat iflas etmiş eski bir İstanbul beyefendisinin, İzmir’den İstanbul’a artist olmak için gelen genç kızla kesişen yolunu anlatır. Haşmet, Ayşe’yi yolundan döndürmek ve bu işlerin sandığı kadar kolay olmadığına ikna etmek için çalışsa da, Ayşe vazgeçmez, fakat başarısız olur ve Haşmet’in yanına döner. Sadri Alışık’ın ağzından hiç düşmeyen Sipahi marka sigarası, yer yer komik ve dramatik diyalogları, iç monologu ve müthiş oyunculuğuyla, Ayla Algan’ın başarılı oyunculuğu ve  fonda yer alan Türk müziği ile Atıf Yılmaz’ın kuşkusuz en güzel filmlerinden. 18 yaşındaki Erdal Özyağcılar da filmde ufak bir rolde fotoğrafçı olarak yer alır. Fondaki İstanbul, sanki Ara Güler’in o çok bilinen fotoğrafları gibidir. Film 1967’de İtalya’da San Remo yakınlarındaki Bordighera kasabasında her yıl yapılan Uluslararası Mizah Şenliği’nde düzenlenen 10. Komik ve Mizahi Filmler yarışmasında, jüri özel armağanı olan Gümüş Ağaç Ödülü’nü kazanır.

5. Ah Müjgan Ah (1970)Yönetmen: Mehmet Dinler, OyuncularSadri Alışık, Esen Püsküllü, Salih Güney, Güzin Özipek, Nubar Terziyan, Mualla Sürer, Necip Tekçe

Mutlu sonla bitmeyen en gerçekçi, samimi Türk filmlerinden biridir. Başrolde İstanbul’un yanı sıra, sınıf atlama özlemi gibi alt metinlerde işlenmiştir. Film, Müjgan ve Hüsnü’nün hikayesi, Sadri Alışık’ın bir başyapıtıdır.Manav çırağı Hüsnü, mahallenin güzel kızı Müjgan’a aşıktır. İki genç, huzurlu ve mutlu yaşayacakları sıcak bir yuvanın hayalini kurmaktadır. Müjgan, annesini rahat ettirmek, biraz para biriktirmek için bir işe girer. Hüsnü, bu durumdan rahatsız olur. Bir terzihanede çalışmaya başlayan Müjgan, zengin bayanları gördükçe lüks yaşama imrenir. Üstelik işyeri sahibinin oğlu da Müjgan’a ilgi duymaktadır. Diğer yandan Müjgan’ın, zengin bir damat isteyen paragöz annesi, kızının Hüsnü’yle evlenmesini istemez ve Faruk’a verir. Filmin senaryosu gücünü, unutulmaz can alıcı repliklerden alır.6. Üç Arkadaş (1958)

Yönetmen: Memduh Ün, Oyuncular: Muhterem Nur, Fikret Hakan, Salih Tozan, Semih Sezerli 

Alfred Hitchcock (The Man Who Knew Too Much,1934 ve 1956) ve Michael Haneke (Funny Games, 1997 ve 2007) örnekleri dışında, sinema tarihinde pek az yönetmende rastlanan, kendi filmini tekrardan çekme fikrini bizim sinemamızda da Memduh Ün yapar. Üç Arkadaş’ı ilk kez 1958 yılında Fikret Hakan ve Muhterem Nur ile, ikinci kez de 1971’de Kadir İnanır ve Hülya Koçyiğit ile çeker.

Oyunculuktan, teknisyenliğe, yapımcılıktan kurguya kadar sinemanın neredeyse her alanında çalışmış bir sinema sevdalısı olan Memduh Ün, Türk Sineması’nın sinema dilinin oluşmasında katkı sağlayan yönetmenlerden biri olarak yaptığı filmlerle birçok ilke imza atar. Sinema dilini yetkin biçimde kullanarak yalın ve akıcı bir üslubu tercih eder. Sinemada en çok sevdiği alanlardan biri olan kurgu tekniğini kusursuz bir şekilde filmlerine uygulayarak ritmi yüksek aksiyon ve polisiye türünde önemli örnekler üretir.

Üç Arkadaş’ın senaryosu, Charlie Chaplin’in 1931’de çektiği City Lights (Şehir Işıkları) filmini hatırlatır. Fakat hikâyesinin geliştirilmesi, işlenişi, filmi taklit olmaktan çıkarır. Artin fotoğrafçılık, Mıstık ayakkabı boyacılığı, Murat ise tavşanı ile birlikte niyetçilik yapar. Ansızın karşılarına çıkan gözleri görmeyen Gülperi, hepsinin hayatını değiştirir ve Gülperi’nin karanlıktan aydınlığa uzanan yolculuğunda ortak bir hayalin eşliğinde yaşarlar. Film, arkadaşlık, özveri, aşk gibi konuları masalsı bir havada işler. Üç Arkadaş’taki karakterler yoksulluklarına rağmen mutlulardır.

7. Pisi Pisi (1975)

Yönetmen: Zeki Ökten, Oyuncular: Müjde Ar, Kadir İnanır, Mehtap Ar, Diler Saraç, Muadalet Tibet

Bir tarafta hastalıkla boğuşan genç ve güzel bir kadın, diğer tarafta ise yakışıklı ve neşe dolu bir fotoğrafçı. Sonu hazin biten bir aşk hikayesi. Özellikle başrol hüviyetine yerleştirdiği müzikleriyle dikkat çeken Pisi Pisi, hiç şüphe yok ki Yeşilçam döneminin en kayda değer aşk filmlerinden biri. Müziklerini Bülent Ortaçgil’in yaptığı Pisi Pisi’de, Zeki Ökten iki sevgilinin evliliğe giden aşklarını belli bir toplumsal çevre içerisinde anlatır. Sinan’ın (Kadir İnanır) fotoğraflarında, o yılların Türkiye’sinden ve mahalle kültüründen insan manzaraları bulunur. Zeki Ökten’in Türk sinemasındaki diğer birçok yönetmenden en belirgin farklılığı, filmlerine konu ettiği olaylara, insanlara, topluluklara ve tarihsel dönemlere sosyolojik, kimi zaman da antropolojik bir bakış açısıyla yaklaşabilmesinden kaynaklanır. Ökten, özellikle bazı filmlerinde sinemayı, yaşadığı ülkenin, toplumun ve dönemin bütününün ya da bir bölümünün tarihsel/toplumsal ya da ekonomik bir modelini kurmanın aracı olarak kullanır. Ökten’in 1970’li yıllarda çektiği filmler de toplumsal özellikler yan tema olarak görülür. 1974 yılından sonra yaptığı güldürü filmlerinde toplumsal unsurlar yavaş yavaş ön plana çıkar ve 1970’li yılların sonunda Yılmaz Güney ile yaptığı filmlerde artarak devam eder.

8. Selvi Boylum Al Yazmalım (1977)

Yönetmen: Atıf Yılmaz, Oyuncular: Türkan Şoray, Kadir İnanır, Ahmet Mekin, Hülya Tuğcu, İhsan Yüce, Nurhan Nur

Sevgi ve emek ilişkisi üzerine tekrar tekrar seyretmekten bıkılmayacak, asla eskimeyecek bir klasik olan Selvi Boylum Al Yazmalım, unutulmaz sahneleriyle birçoğumuzun hafızalarına kazınmıştır. Film bir taraftan hayatı, sevgiyi, sadakati sorgularken diğer taraftan da Türk toplumundaki kadın sorununada ışık tutmaktadır. Müzikleri Cahit Berkay imzasını taşır. Cengiz Aytmatov’un Kızıl Cooluk Calcalım (Al Yazmalım) adlı hikayesi, uçarı bir kişiliğe sahip İlyas ile Asel’in saf aşkını, evlenmelerini ve bir süre sonra yollarının ayrılmasını konu edinir. Bu hikaye, 1977 yılında Selvi Boylum Al Yazmalım adıyla Atıf Yılmaz tarafından sinemaya aktarılır. Türkiye’de çekildiği için, filmsel anlatılar bizim geleneklerimizi yansıtır. Roman ve filmin ortak olan yanı, söylem ve anlatıda aşk-emek konusunun ustaca kullanılmasıdır.

Asya ile İlyas’ın dillere destan olan aşkları,kıskançlık, içki düşkünlüğü, başka kadın vb. nedenlerle sarsılır. Gerçekte karısını çok seven, ama kişiliği giderek zayıflayan İlyas’ın, işindeki sorunların da büyümesiyle evini terk etmesi üzerine Asya çocuğuyla birlikte çaresiz kalır. Günlerce kocasını bekler. Genç kadının bir süre sonra tanıştığı ve oğlunun baba bildiği Cemşit’le beraberliği ise hiçbir şeyin eskisi gibi olmamasına yol açacaktır.

9. Eşkiya (1996)

Yönetmen: Yavuz Turgul, Oyuncular: Şener Şen, Uğur Yücel, Sermin Şen, Özkan Uğur, Kayhan Yıldızoğlu, Yeşim Salkım, Kamuran Usluer

Baran adlı eşkıya arkadaşlarıyla birlikte yakalanır ve 35 yılı hapishanede geçer. Dışarı çıkınca ilk işi köyüne dönmek olur; hikaye de burada başlar. Doğduğu topraklar baraj suları altında kalmıştır. Geçmişin izlerini sürmeye çalışan Eşkıya, hapse düşme nedeninin en yakın arkadaşının ihaneti olduğunu öğrenir. Bu arkadaşı, Eşkıya’nın sevdiği Keje’yi de İstanbul’a kaçırmıştır. Keje’yi aramaya çıkan Eşkıya’nın yolu, Beyoğlu’nun arka sokaklarında büyümüş Cumali ile kesişir.

Eşkıya filminin temelinde  zaman zaman tek, zaman zaman birbiriyle iç içe geçmiş öyküler yer alır. Bunlar içinde aşk ve doğu teması masalsı bir anlatımla ifade edilir. Yavuz Turgul’un hem senaryosunu yazdığı hem de yönettiği  filmde, yiten değerlere, yozlaşmışlıklara ve ahlaki değerlerin kaybolmasına değinilir. Eşkıya, bu bozuk düzen içerisindeki saflığı, iyiliği ve güzelliği simgeler. Filmde, yalnızca iki kuşak arasındaki kültürel değişmeden değil, geçmişle şimdiki zaman arasındaki sevgi anlayışının çarpıklığından da bahsedilir. Yavuz Turgul’un yönetmenliğini, senaristliğini üstlendiği filmleri ele aldığımızda, kurgunun en temelde makro düzeyde gerçekleşen köyden kente göç gibi toplumsal değişimlerle farklılaşan toplumsal yapı ve kaybolan değerlerin bireyler üzerindeki etkisi üzerinde görselleştiğini söylenebiliriz.

10. Gönül Yarası (2004)

Yönetmen: Yavuz Turgul, Oyuncular: Şener Şen, Meltem Cumbul, Timuçin Esen, Güven Kıraç, Devin Çınar

Yaşamını, Anadolu’nun ücra köşelerinde öğretmenlik yaparak geçirmiş ve bu uğurda eşiyle çocuklarından bile vazgeçmiş idealist öğretmen Nazım, emekli olduktan sonra İstanbul’a döner. Geceleri bir arkadaşının taksisinde çalışarak hayatını sürdürmeye devam eder. Kocasından kaçarak küçük kızıyla İstanbul’a gelen ve pavyonda türkücülük yapan Dünya ile Nazım’ın yolları kesişir. Filmin ana ekseni bir kadın için karşı karşıya gelen iki erkeğin, eşitsiz mücadelesidir. Senaryosunun Yavuz Turgul’a ait olduğu film, bir aşk hikayesini anlatsa da, yönetmenin bu hikayeyi sırf bir aşk hikayesi olarak sunmadığını film boyunca hissederiz. Çok çeşitli toplumsal ve siyasi göndermeleri bünyesinde barındırır.

11. Başka Dilde Aşk (2008)

Yönetmenİlksen Başarır, Oyuncular: Saadet Işıl Aksoy, Mert Fırat, Emre Karayel, Lale Mansur, Ayten Uncuoğlu, Metin Coşkun, Şebnem Köstem, Tuğrul Tülek, Tuna Kırlı

Senaryosunu İlksen Başarır ile Mert Fırat’ın kaleme aldığı filmde, işi ve ailesiyle sorunlar yaşayan Zeynep ile işitme engelli Onur’un aşkları anlatılır. On beşten fazla ödülün sahibi olan filmin müzikleri Uğur Akyürek’in imzasını taşır. Başka Dilde Aşk, etkin erkek – edilgen kadın kategorisinin dışına çıkar. Zeynep, ilişkiyi başlatan, bitiren, istediği zaman geri dönen taraftır. Çalışan bir kadın olması onun hem kamusal alanda yer almasını, hem de babasını kararlarına karşı koyacak gücü kendisinde bulmasını sağlar. İlksen Başarır, kadının toplum ve aile içinde kadın erkek ilişkileri çerçevesindeki ikincil konumuna karşı tavır alan, kadın ve erkek karakterlerini farklı bir bakış açısı çerçevesinde sunmaya çalışan bir kadın yönetmendir.

13. İncir Reçeli (2011)

Yönetmen: Aytaç Ağırlar, Oyunculuk: Halil Sezai, Melike Güner, Barbara Louress, Sinan Çalışkanoğlu, Mustafa Uzunyılmaz, Selim Akgül

Masal gibi başlayan, ancak sonunda trajik bir olaya sürüklenen hikayesiyle İncir Reçeli, Aytaç Ağırlar’ın ilk yönetmenlik denemesidir. Filmde, TV programlarına parodiler yazan Metin (Halil Sezai) ve aykırı, bir o kadar gizemli Duygu (Melike Güner) arasında tesadüfen başlayan ve vazgeçilmez bir tutkuya dönüşen aşk ve sonrasında yaşanan dramatik, ama bir o kadar da romantik anlar anlatılır. Filmde, Metin’in hayatına gizemli bir şekilde giren Duygu aynı şekilde bir gün çekip gider. Metin, Duygu’nun peşine düşer ve onu zor da olsa bulur ancak hiçbir şey tahmin ettiği gibi olmaz. Filmde çağımızın en önemli ve öldürücü hastalıklarından AIDS çok vurucu bir hikaye eşliğinde izleyiciye fark ettirilir. Filmin hüzünlü aşk şarkıları Halil Sezai’ye ait.

Kaynak
Yeşilçam’ın En Unutulmaz 20 FilmiÇok Tuhaf Çok Tanıdık: Vesikalı Yarim ÜzerineSinema Söyleşileri – Boğaziçi Üniversitesi Mithat Alam Film Merkezi Söyleşi ve Panel Yıllığı – 2012İstanbul Sokaklarında Tozpembe Bir MasalÜç Arkadaş (1971) – Fil’m HafızasıAtıf Yılmaz Batıbeki Sineması – EgedenTürkiye’de Toplumsal ve Siyasal Olayların Zeki Ökten Filmlerine YansımasıSelvi Boylum Al Yazmalım’ın Roman, Senaryo, Film Olarak Mukayesesi1990 Sonrası Türk Sinemasında Film Dilinin KullanımıMinimalist Sanat Akımına Dayalı Olarak Yavuz Turgul Filmleri ve Afiş ÖnerileriElektronik Kültürün Adam’ına Karşı Yazılı Kültürün Ada’sı: Issız Adam Filmine İletişim Sosyolojisi Açısından BakmakÇağan Irmak Filmlerinde Yeşilçam Sinemasının İzleri

Yorum Yap