Islak uçurumda söylenen türküleri kim dinler?

 Islak uçurumda söylenen türküleri kim dinler?

Acı bir kere insan bedeniyle tanışmaya görsün, o günden sonra sürekli ziyaret edip, bedenin bir parçası oluyordu. Zamanla acılarımla beraber yaşamaya alışıyordum sanırım. Acının bir de beraberinde getirdikleri ve kovdukları vardı. Hüznü ve gözyaşını bir daha kovmamak üzere bana armağan etmişti acı. Uyku, neşe, gülücük bana artık binlerce kilometre uzaktaydı. Kısa süreli gözlerimi kapadığımda, kendimi toz pembe bir dünyanın eşiğinde görüyordum. Sonra babamın sesi, ağabeyimin yılan gibi tıslayan kahkahaları ve Kenan’ın mahzun bakışlarından sonra bir uçuruma yuvarlanıyordum.

Ben kendi dünyamın dehlizlerinde yuvarlanırken, bahar gelmiş, okullar kapanmıştı. Hiçbir arkadaşıma veda edememenin burukluğu vardı içimde. Okulun son günü babamdan habersiz evden çıkıp okula gittim. Altı yıl boyunca beraber olduğum arkadaşlarımı görmeden ayrılmak bana çok ağır gelecekti. İlle de Yasemin! Meraktan her gün
ölüp ölüp dirilmişti garibim. Bütün arkadaşlarımla gözyaşları içinde vedalaştım. Yasemin’den ayrılmanın acısını yaşamım boyu yüreğimde hep aynı tazelikte hissedecektim. Akşam eve dönerken, bir dönem Mine’nin bize yaptığı gibi beni ziyarete gelmesi için sıkı tembihte bulundum.

Çaresizliğin olgunlaştıran yüzünü keşfetmiştim. Aniden parlamıyor, kimseye kolay kolay kızmıyor, kimseyle konuşmuyor, daha doğrusu dünyayı umursamıyordum. Evimiz yansa, kaçıp kurtulmak için kılımı bile kıpırdatmazdım eminim.
Okullar kapandıktan 15 gün sonra beklemediğimiz misafırler bir akşam çıkageldiler. Kapıyı annem açtı. Karşısında kız kardeşi ve kocası duruyordu. Yanında Kenan’ın anne ve babası da vardı. Okul kapanalı on beş gün olmuştu babam, kendisinden beklemediğim bir sükunetle karşıladı konuklarını. Aslında izzet ve ikram sahibi bir insandı babam.
Misafırlere hürmette kusur etmedi. Onlara son derece nazik davrandı.

Söz dönüp dolaşıp yine benimle Kenan’ın evliliğine geldiğinde kararının değişmeyeceğini söyledi:
‘Aysel’i vermem için otuz yıllık yuvamı dağıtmam lazım.
Herhalde bunu siz de istemezsiniz.’ dedi.
Teyzem de çaresizdi.
‘Aman Allah korusun enişte. Böyle bir şeyi asla düşünmeyiz .’
Onlar konuşurken Kenan’ın annesi odadan dışarı çıktı.
Yanıma geldi. Gözlerimden yaşlar akıyor, kendimi tutamıyordum.
Ellerine sarıldım. Çaresizdim, kimsesizdim, sahipsizdim. Elleriyle yanaklarımı tuttu. Yüzüne baktı, o da ağlıyordu.
‘Benim kadersiz yavrum.’ dedi.
‘Üzülmenin artık faydası yok. Ne yapalım kısmet değilmiş. Kenan da kan ağlıyor. O senden daha perişan.’ dedi.
Kadın boynuma sarıldı. Beraberce ağlıyorduk. Çantasını açıp bana bir zarf uzattı. Bu Kenan’dan mektup olmalıydı. Sonra tekrar yüzümü okşadı.
‘Müsaade ederseniz size anne demek istiyorum.’ dedim.
‘Tabii memnun olurum evladım.’
‘Kenan‘a söyleyin onu ölene kadar seveceğim. Asla başkasıyla evlenmeyeceğim, bunu yeminle söylüyorum. Onun için merak etmesin. Yıllar sürse bile, ömrüm yetmese bile onu bekleyeceğim. Babam ölene kadar bekleyeceğim…’
Benim bu kararlı tavrım, onu daha çok etkiledi, tekrar bana sıkıca sarılıp, ‘Benim talihsiz yavrum.’ dedi.
‘Elbette söylerim. Sen de kendini üzme güzel kızım Allah Kerim’dir.’
‘Lütfen anne, ona ölene kadar yazacağımı da söyleyin.’
Kadın başını ‘evet’ gibilerden sallayarak gözyaşlarını silerek içe

Yorum Yap