Güvenmek ve İnanmak

 Güvenmek ve İnanmak

Sen güvenmedin; ben inanmadım. Bu iki sorunlu hal aramıza aşılması zor engellere yol açtı. Aşılmamasına rağmen bu iki sorun görünmez ama sinsi bir şekilde de aramızda gezindi. İkimizde dillendirmedik. Yokmuş gibi davrandık. Bile bile bu oyunu oynadık. İşimize de geliyordu, gündem edip de polemiklerden, tartışmalardan uzak durduk ve zamanında kaçması gereken huzuru kaçırtmadık. Gündem etmeye korktuk. Korkumuzda gündem olursa var olan ilişkinin sarsılmasıydı. İkimizde göze alamadık. Sessizliğimize gömdük.

Ne sen bana neden güvenemediğini izah edebildin, ne ben sana neden inanmadığımı anlatabildim. Belki kendi iç dünyamızda bunu çok seslendirdik, kendi kendimizle çok konuştuk; ama asla birbirimize hissettirmemeye çalıştık. İşin aslında ise, ikimizde durumu farkındaydık. Bir gün bu konular açılırsa, işin içinden çıkılmaz bir hal alacağını.

Halbuki daha ilk günlerde bu dile getirilseydi, yıllar sonra içinden çıkılmaz derin yaralara neden olmayacak ve aşılması kolay olacaktı. Sonraya bırakmak, içimizi kemiren kurtlar büyüdü de büyüdü. İçimizi parçaladı.

İnanmanın ya da inanmamanın kaynağı kalp iken, güvenmenin ya da güvenmemenin kaynağı akıldır. Güvensizliğin temelinde tecrübeler ve söylemler yatar. Çevrenin ve ailenin sürekli yaptığı telkinlerin büyük etkisini aşamaman, sürekli kontrol mekanizmanı güçlendirmiş. Tecrübe diyemiyorum, çünkü bunu tecrübe edecek bir yaşantıdan uzaktın hem yaş hem yaşanmışlık olarak.

İnanmamak ise, karşı tarafın davranışlarından, konuşmalarından, imalarından ve gizledikleri ve söylemediklerinden beslenir. Sen zannediyordun ki kendimi gizleyebiliyorum. Kim kendini uzun süre gizleyebilmiş ki. Sana hiç kimse bakışlarındaki tereddüt ve fark edilme endişesinin yüzüne yansıdığını. Belki de başkaları fark edememiştir. Bize söylenmeyince zannederiz ki kimse anlamıyor. Bu yanılgı kaybetmenin başlangıcıdır.

Gün olur, her şeyle yüzleşme zamanı gelir. Bu kaçınılmaz sondan ne kadar kaçınılsa da benliğin isyanıyla gün yüzüne çıkmaya mahkumdur. Şok etkisi yapar, yıllarca içsel savaşın artık dışarıya taşmıştır. Şaşkınlıkla, beklenmedik yüzleşmeden dolayı daha önce hazırlanan yüzlerce cevap unutulur. Kelimeler boğazda düğümlenir. Sözcükler sırasını şaşırır, bazıları da unutulur; kısa süreliğine akıl tutulması yaşanır.

Diller çözülür; ama gerçeği yine kayıplara karışır. Gerçekler nasıl dile getirileceği bilinmez. Kaçamak cevaplar birbirini kovalar. Sonrasında karşılıklı suçlamalar başlar. Onca tartışmaya ve açıklamalara rağmen ne güven geri gelir, ne de inanmak. Çünkü değişen ne bir kalp vardır ne de bir akıl. Değişim hissedilmedikten sonra, iki tarafta korkularını içlerinde yaşamaya devam eder.

Aslına balkırsa yanlış yola çıkıldı; üzücü olan ise yanlış yolda yürümeye ısrarla devam edildi. Umutla bir beklenti içine girildi. Bu umutla yanlış yolda yıllarca yüründü. Alışkanlıklar kökleşti. Alışkanlık duygusal bir görüntü kazandı. Beraber geçirilen zamanın getirdiği paylaşım bazı şeyleri içselleştirdi. Ama bunların hiçbiri kurtarıcı olamadı ve gerçeğin önüne geçemedi. İnsan bilerek, isteyerek yanlış yola zevkle girer mi? Biz girdik hem de kör kütük sarhoş bir anlayışla. Sorunlu ikili de bizimle yürüdü. Artık ne sen ne ben bununla yaşayamaz hale geldik. Kopması gereken kıyamet koptu. Kızıl alevlerle dolu dumanlar etrafa yayılmadı; ama bilmem yerin kaç katında deprem etkisi yaptı. Yine de bizim dışımızda sarsıntıyı hissetmedi. Bizim dışımızda da kimse etrafa savrulmadı. Bakışları ve durgunlaşan yüz ifadeleri okuyabilenler dışında.

Yorum Yap