Türk Edebiyatı’nın Şiir ve Önemli Dönemleri

 Türk Edebiyatı’nın Şiir ve Önemli Dönemleri

Türk şiiri de diğer uluslarda olduğu gibi ilkin dini törenlerden doğmuş, daha sonra da din dışı konularda gelişimini sürdürmüştür. Sözlü olarak Asya’da başlayan Türk şiirine yır adı ile önce Orhun Yazıtları’nda, daha sonra da Dîvânü Lugati’t-Türk’te rastlanmıştır.

Yüzyıllarca edebiyatımızın ana anlatım aracı şiir olmuştur. Binlerce dizeden oluşan destanlarımız manzum olup çeşitli serüvenleri işleyen şiir parçalarından oluşmuştur. Türk şiirinin bilinen en eski örneği Çin yıllıklarında bulunmakta ve 329 tarihini taşımaktadır.

Abidin Elderoglu, Kaligrafik Soyut, 1968

Abidin Elderoğlu, Kaligrafik Soyut, 1968

1. Tanzimat Dönemi (1860 – 1896)

Tanzimat’ın I. dönem sanatçılarının üçünün de şair olması, edebiyatımızda ilk yenileşen türün şiir olmasını sağlar. Tanzimat şiiri, dilin bir an önce konuşma diline yaklaştırılması gerekliliğini savunur. Buna rağmen dilinin sade olduğunu söylemek zordur. Tanzimat şirinin Divan şiirine bağlı kaldığı unsurlar daha çok biçim alanındadır. Bu dönemde halk şiirine ve hece veznine olan ilgi biraz artmışsa da, divan şiiri ve aruz eski hakimiyetini sürdürmüştür.

Tanzimat Dönemi şiiri, I. Dönem ve 2. Dönem olarak ele alınır. Her iki dönem şairleri de biçim yönünden Divan şiiri geleneğine bağlı, klasizm ile romantizmin etkisinde kalmışlardır. İki dönemin şairleri de şiirde parça güzelliğini bırakıp, bütün güzelliğine ve konu birliğine önem vermişlerdir. 1. Dönem şairleri, toplum için sanat anlayışını, vatan, millet, adalet gibi konuları ele alırken, dilde sadeleşmeyi amaçlamış, ancak bunda başarılı olamamışlardır.

Hürriyet Kasidesi, Namık Kemal

Ne mümkün zulm ile bîdâd ile imhâ-yı hürriyet
Çalış idrâki kaldır muktedirsen âdemiyyetten

2. Dönem şairleri, sanat için sanat anlayışını, aşk, doğa, ölüm gibi konuları ele alırken, ağır olan bu dili daha da ağırlaştırmışlardır.

Tagannum, Abdülhak Hamit Tarhan

Neden çünki şâhânı gaddar imiş
Ehâlis-i menhusu murdar imiş
Hamiyyetde bî-behre himmetde hiç
Sadâkatde hiç istikâmetde hiç

Tanzimat Dönemi 1. Dönem şairlerine Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa örnek verilebilir. Tanzimat Dönemi 2. Dönem şairleri arasında Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit Tarhan, Muallim Naci yer alır.

Erol Akyavas, Vav, 1984

Erol Akyavaş, Vav, 1984

Divan şiirini yaşatmak isteyen ve içlerinde Namık Kemal ile Ziya Paşa’nın da bulunduğu şairler, 1861 yılında Encümen-i Şuarâ adıyla bir grup kurarlar. Yaklaşık bir yıl süren Encümen-i Şuara, bazı edebiyat araştırmacılarına göre Türk Edebiyatı’nın ilk edebi grubu kabul edilir. Tanzimat I. Dönem sanatçılarının, Encümen-i Şuara üyeleriyle edebi bağları vardır. Namık Kemal ve Ziya Paşa’nın edebi kişiliklerinin ilk evreleri adı geçen topluluk içindedir.

Encümen-i Şuarâ, Divan şiiri türünde eserler vermekle kalmaz, dönemin sosyal ve siyasi yapısının şekillendirdiği meseleleri de şiirlerinde işler. Yeni mazmunların ve temaların kullanımı, Sebk-i Hindî üslûbunu (Hind üslûbu veya Hind tarzı demek; derin, kapalı ve girift anlamı olan, aşırı hayalci, derin ıstırap ve tassavufi aşkın anlatıldığı şiirler) taklit, terkiplerin ve süslü ifadelerin az kullanıldığı sade şiir ve sadece Türkçe kelimelerden oluşan Türkî-i Basît’in bir başka ifadesi olan safi Türkçe şiir denemeleri, Encümen-i Şuara şiirinin göze çarpan unsurlarıdır.

Arz-ı Muhabbet, Şinasi

Eşi yok bir güzeli sevdi beğendi gönlüm
Kıskanır kendi gözümden yine kendi gönlüm

Gâhi hasret iken ol sîneye sînem kavuşur
Sanma gönlümde olan derd-i muhabbet savuşur

Selim Turan, Kompozisyon, 1951

Selim Turan, Kompozisyon, 1951

2. Servet-i Fünun (Edebiyat-ı Cedide) (1896 – 1901)

Recaizade Mahmut Ekrem’in çabasıyla, Servet-i Fünun Dergisi etrafında toplanan sanatçıların oluşturduğu akım, sanat için sanat anlayışına sahiptir ve daha çok şairlerden oluşur. Doğal olarak yenilikler de daha çok şiir üzerinedir. Şiirlerinde parnasizmin ve sembolizmin etkisi görülür. Şiirde konu bütünlüğü ilk defa bu dönemde sağlanır ve aruz ölçüsü kullanılarak, kafiye kulak içindir anlayışını benimserler. Edebiyat-ı Cedide sanatçıları şiirde 3 değişik biçim kullandılar.

  • Sone: Batıdan alınan, iki dörtlük ve iki üçlükten oluşan şiir biçimi.
  • Terza rima: Üçer dizelik bentlerle yazılan, dizelerin birer atlayarak birbiriyle kafiyeli olduğu (A-B-A, B-C-B) İtalyan Edebiyatı’ndan alınan bir şiir biçimi.
  • Müsteza: Divan Edebiyatı’ndan aldıkları her dizeye ekli bir küçük dizeden oluşan şiir biçimi

Kendilerine mahsus bir şiir dili yaratmak isteyen Servet-i Fünun şairleri, ağır, karmaşık bir dil kullanmaya çalışmışlardır. Kendi estetik anlayışlarına uygun, müzikalite yönünden ahenkli kelimeler kullanmışlar, hatta Arapça ve Farsça’da bulunan kelimeleri kendilerine uydurmuşlardır. Servet-i Fünun Dönemi şairleri arasında Tevfik Fikret, Cenap Şahabettin, Süleyman Nazif, Faik Ali Ozansoy, Celal Sahir sayılabilir.

İlel-ebed, Tevfik Fikret

Güler görür de o çeşm-i siyâhı ağlardım,
Cihânda bir bu iken rûhumun temennâsı;
Evet, ben anlardım:
O tatlı giryelerin ayrılıktı ma’nâsı.

Feyhaman Duran, Hatli Levhali Naturmort, 1945

Feyhaman Duran, Hatlı Levhalı Natürmort, 1945

3. Fecr-i Ati (1909 – 1912)

Fecr-i Âtî sözü, yarının şafağı anlamına gelir. Fecr-i Ati Edebiyatı, II. Meşrutiyet’in ilanından sonra Servet-i Fünun Dergisi’nde yayımlanan bir bildiriyle başlar. Servet-i Fünunculara tepki olarak ortaya çıktıklarını söyleseler de, sanat anlayışı bakımından onların devamı olmaktan öteye geçememişlerdir. Sanat, sanat içindir görüşü hakimdir. Şiirlerinde, daha çok tabiat ve aşk temalarını işleyip, genellikle aruz ölçüsünü kullanmışlardır. Kulak için kafiye anlayışını esas alıp, serbest müstezat nazım türünü daha da geliştirmişlerdir. Sembolizm, parnasizm ve empresyonizm akımlarının etkisinde, Arapça, Farsça kelime ve tamlamalarla yüklü, ağır, süslü bir dil ve şiirde müzikaliteyi, ahengi ön plana çıkaran bir sanat anlayışı hakimdir.

Ölmek, Ahmet Haşim

Firaz-ı Zirve-i Sinâ-yı kahra yükselerek
Oradan,
Oradan düşmek, ölmek istiyorum
Cevf-i ye’s-âşinâ-yı hüsrâna…
Titrek
Parıltılarla yanan bir mesâ-yı mezbaha-renk
Dağılırken suhûr-ı uryâna,
Firaz-ı Zirve-i Sinâ-yı kahra yükselerek
Oradan,
Oradan düşmek, ölmek istiyorum

Fecr-i Ati Dönemi şairleri arasında Ahmet Hâşim, Celâl Sâhir (Erozan), Emin Bülent Serdaroğlu, Faik Ali Ozansoy, Fazıl Ahmet Aykaç, Mehmet Behçet, Tahsin Nahit sayılabilir.

Bedri Rahmi Eyuboglu, İbrikli

Bedri Rahmi Eyüboğlu, İbrikli

4. Milli Edebiyat Dönemi (1911 – 1923)

Milli Edebiyat Dönemi şiiri, o yılların sosyal, siyasal ve psikolojik yapısı altında cereyan eder. Osmanlı İmparatorluğu’nun kabuk değiştirdiği ve dönüşüm geçirdiği bir dönemde, aydın bilincinin getirdiği sorumlulukla hareket eden Milli Edebiyat şairleri, eserlerinde yeni toplum kimlik inşası için çalışırlar. Dönemin şairleri milli hassasiyetleri ön plana çıkaran eserler yazarlar. Şiirlerini milli unsurlar belirler ve temelinde Türkçülük fikri akımı yer alır.

Turan, Ziya Gökalp

Nabızlarımda vuran duygular ki tarihin
Birer derin sesidir, ben sahifelerde değil
Güzide, şanlı, necip ırkımın uzak ve yakın
Bütün zaferlerini kalbimin tanininde
Nabızlarımda okur, anlar, eylerim tebcil.

Milli Edebiyat Dönemi şairleri arasında Ziya Gökalp, Mehmet Emin Yurdakul, Ömer Seyfettin, Yahya Kemal, Mehmet Akif Ersoy sayılabilir.

Devrim Erbil, Mavi İstanbul, 2008

Devrim Erbil, Mavi İstanbul, 2008

5. Beş Hececiler

Beş Hececiler, Hecenin Beş Şairi ya da Hececiler olarak anılan, Faruk Nafiz Çamlıbel, Orhan Seyfi Orhon, Yusuf Ziya Ortaç, Halit Fahri Ozansoy ve Enis Behiç Koryürek’in oluşturduğu şairler topluluğu, 1911’de Genç Kalemler’de yayımlanan Yeni Lisan makalesi ile milli edebiyat meşalesini 1914’ten sonra taşımaya devam eder. Hecenin Beş Şairi’nin bireysel sanat anlayışları ve üslup özellikleriyle kaleme aldıkları şiirleri dışında, milli edebiyat oluşturma düşüncesi etrafında, ortak bir duyuş tarzıyla, benzer konu, tema ve motifleri kullanarak, halk Türkçesi ve hece ölçüsü ile yazdıkları şiirlerinde işledikleri milli ve mahalli unsurlar arasındaki bütünlük dikkat çekicidir.

Beş Hececiler’in şiirlerinde, milli hafızamızda yer eden tarih şuuru, bu doğrultuda şekillenen millet olma bilinci ve aidiyet duygusu, fetih anlayışı, kahramanlık, mekan-insan ilişkisi içerisinde daha da önem kazanan coğrafya, bu coğrafyaya anlam katan insan, tarihi ve temsili değerler, gelenek ve görenekler, sosyal hayattan kesitler ve yeni temalar işlenir.

Çoban Çeşmesi, Faruk Nafiz Çamlıbel

Leyla gelin oldu, Mecnun mezarda,
Bir susuz yolcu yok şimdi dağlarda,
Ateşten kızaran bir gül arar da,
Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi,

Ne şair yaş döker, ne aşık ağlar,
Tarihe karıştı eski sevdalar.
Beyhude seslenir, beyhude çağlar,
Bir sola, bir sağa çoban çeşmesi..

Adnan Coker, Cemberler, 2011

Adnan Çoker, Çemberler, 2011

6. Yedi Meşaleciler (1928 – 1933)

Yedi Meşaleciler, Fecr-i Âti edebi topluluğundan sonra, 1928 yılında Yaşar Nabi Nayır, Sabri Esat Siyavuşgil, Muammer Lütfi Bahşi, Kenan Hulusi Koray, Ziya Osman Saba, Vasfi Mahir Kocatürk, Cevdet Kudret Solok gibi biri hikayeci, diğerleri şair olan yedi gencin bir kitap çıkararak başlatmak istedikleri edebi harekettir. Topluluğa ad olarak Yedi Kollu Şamdan, Yedi Dağın Çiçeği, Yedi Veren Yedi Ses, Yedi Yıldız gibi isimler düşündükten sonra Yedi Meşaleciler ismine karar verirler.

Yedi Meşaleciler, Milli Edebiyat şairlerine ve Beş Hececilere tepki olarak bu akımı oluşturmuşlardır. Yalın, kolay anlaşılır, düz anlatımlı, milli temalarla dolu bu şiir anlayışına karşı çıkarlar ve Servet-i Fünun Dergisi’nin 22 Mart 1928 tarihli sayısında Yedi Meşale isminde bir kitap çıkaracaklarını ilan ederler.

Yedi Meşalecilere göre, sanat, sanat için olmalıdır. Hece ölçüsünde yazdıkları ve kullandıkları çarpıcı imge ve benzetmelerle zenginleştirdikleri şiirleri, ustalıkla yapılmış birer tablo değeri taşır. Fransız sembolistlerin etkisinde kalmışlardır. Yedi Meşalecilere göre Türk Edebiyatı’ndaki asıl eksiklik, canlılık, samimiyet ve yeniliktir. Ferdi duygulardan uzaklaşılması gerektiğini savunsalar da, bunları eserlerine yansıtamadılar.

Sebil ve Güvercinler, Ziya Osman Saba

Çözülen bir demetten indiler birer birer,
Bırak, yorgun başları bu taşlarda uyusun.
Tutuşmuş ruhlarına bir damla gözyaşı sun,
Bir sebile döküldü bembeyaz güvercinler…

Nihayetsiz çöllerin üstünden hep beraber
Geçerken bulmadılar ne bir ot ne bir yosun,
Ürkmeden su içsinler yavaşça, susun, susun!
Bir sebile döküldü bembeyaz güvercinler…

En son şarkılarını dağıtarak rüzgâra,
Beyaz boyunlarını uzattılar taslara…
Bir damla suya hasret gideceklermiş meğer.

Şimdi bomboş sebilden selviler bir şey sorar,
Hatırlatır uzayan dem çekişleri rüzgâr
Mermer basamaklarda uçuşur beyaz tüyler.

Sabri Berkel, İstanbul, 1942

Sabri Berkel, İstanbul, 1942

7. Öz (Saf) Şiir Anlayışı

Türk Edebiyatı’nda Saf Şiir (Öz Şiir) eğilimi Ahmet Haşim’in Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar adlı makalesiyle başlar. Bu şairler için önemli olan iyi ve güzel şiir yazmaktır. Bu anlayışla, kendilerine özgü özel bir imge düzeni oluştururlar. Özgün ve yaratıcı olan bu imgeler, dilin mantığına uygun ve dilin anlam alanını genişletip dile yeni olanaklar sunacak bir yapıya sahiptir. Dilde saflaşma düşüncesi, kendini rahat şiir yazma şeklinde başat öğe olarak gösterir. Şiirde her türlü ideolojik sapmanın dışında kalarak sadece okuyucuda estetik haz uyandıran şiir yazma eğilimi, bu şairleri her türlü eğiliminin dışında kalıp müstakil şahsiyetler olarak şiir yazmaya yöneltmiştir.

Şiirlerinde düşsel ve bireysel yön ağır basar. Saf şiir anlayışında estetik tavır ön plandadır. Şiirde anlama fazla önem vermezler. Anlaşılmak için değil, duyulmak, hissedilmek için şiir yazarlar. Şiirde biçim endişesi duyan bu şairlerde dize ve dil baş tacıdır. Gizemsellik, simgecilik, bireysellik, ruh, ölüm, masal, rüya, mit temalarının yoğunca işlendiği bu şiirler zekâ ve bilincin disipliniyle bütünleştirilerek yazılmıştır.

Raks, Ahmet Hamdi Tanpınar

Ve gülümseyerek öyle derinden
Her lâhza başka şey ve hep kendisi
Bir başka yıldızdan veya alevden
Anın ve hareketin mucizesi.

Arkasında ritmin geniş rüzgarı
Bir gül kasırgası gibi enginde.
Savruluyor yüzü, çılgın kolları
Yarattığı zaman bahçelerinde.

Her an değişiyor, yelken, gül, kanat
Bütün burçlarıyla uzanmış gece.
Defneler önünde şaha kalkan at
Zihnin eşiğinde ürkek düşünce

Öz (Saf) Şiir Dönemi şairleri arasında Necip Fazıl Kısakürek, Yahya Kemal Beyatlı, Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Muhip Dıranas, Cahit Sıtkı Tarancı, Asaf Halet Çelebi sayılabilir.

Adnan Turani, Peyzaj Soyutlaması, 1999

Adnan Turani, Peyzaj Soyutlaması, 1999

8. Toplumcu Gerçekçi Şiir (1920 – 1960)

Şiirimizde toplumcu gerçekçi anlayış, Nazım Hikmet’in öncülüğünde başlamış, daha sonra da Garip şiirini yeterince toplumcu bir şiir olarak görmeyen, hatta gerici bir tutumun ürünü kabul eden 1940 kuşağı şairlerinin şiirleriyle yaygınlık kazanmıştır. Nazım Hikmet’in Yeni Sanat Dergisi’nin Nisan 1923 tarihli sayısında‚ Ayağa Kalkın Efendiler ve Aydınlıkçılar başlıklı şiirleri, birer edebiyat bildirisi niteliğindedir. 20. yüzyılın başında Milli Edebiyat akımına bağlı kimi şairlerin halkın şairi olmak istediklerini beyan etmeleri gibi, Nazım Hikmet de bu şiirlerinde, işçilere yandaş olanların ve emekçilerin şairi olduğunu ilan eder. Daha sonra sanat anlayışını açıklarken sanatçı ve sanat eseriyle toplumsal olaylar arasındaki ilişkilere de değinir.

Serbest nazımla yazdıkları şiirlerine toplum için sanat anlayışı hakimdir. Materyalist-Marksist dünya görüşünü benimserler ve gelecekçilik (fütürizm) akımından etkilenmişlerdir. Şiirlerinde köy, halk, işçi, emek, sömürü, baskı, başkaldırı gibi kavramları devrimci bir söylemle ele alırlar.

Güneşi İçenlerin Türküsü, Nazım Hikmet

Emret ki ölelim
emret!
Güneşi içiyoruz sesinde!
Coşuyoruz,
coşuyor!..
Yangınlı ufukların dumanlı perdesinde
mızrakları göğü yırtan atlılar koşuyor!

Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaaaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!

Toprak bakır
gök bakır.
Haykır güneşi içenlerin türküsünü,
Hay-kır
Haykıralım!

Toplumcu Gerçekçi şairler arasında Hasan İzzettin Dinamo, Rıfat Ilgaz, Suat Taşer, Mehmet Başaran, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Niyazi Akıncıoğlu, Cahit Irgat, A. Kadir, Enver Gökçe, Mehmed Kemal, Ömer Faruk Toprak, Ahmet Arif, Şükran Kurdakul, Attila İlhan, Arif Damar sayılabilir.

Sadan Bezeyis, Atlar

Şadan Bezeyiş, Atlar

9. Garip Hareketi

XX. yüzyıl Türk Edebiyatı’nın en önemli şiir hareketlerinden biri Garip Hareketi’dir. Orhan Veli, Oktay Rifat ve Melih Cevdet’in okul yıllarında başlayan ve ortak şiir zevkinin de katkısıyla gelişerek devam eden dostlukları, yeni şiirin oluşmasına zemin hazırlamıştır. Manifesto niteliğindeki görüşlerini toplu halde ifade etmeden önce, düşüncelerine ve yapmak istedikleri yeniliklere uygun şiir örnekleri veren bu üç genç, istedikleri ilgiyi çekmeyi başardıktan sonra bir önsözle düşüncelerini açıklamışlar ve haklarında çoğu olumsuz, bir kısmı olumlu eleştirilerin doğmasına, Türk şiirinin gündemini belirlemeye başlamışlardır. Her ne kadar Garip adı verilen kitabın önsözü Orhan Veli tarafından kaleme alınmış olsa da, diğer iki şair de bu önsözün altına imzalarını atmışlar, Orhan Veli’nin her düşüncesine katılmasalar bile başlangıçtan itibaren gösterdikleri birlikteliği devam ettirmişlerdir.

Garipçiler, vezin ve kafiyeye karşı çıktılar. Mecaza, süse önem vermedikleri şiirlerinde, günlük konuşma diline, sıradan insanlara yer verdiler. Halk şiirinin anlatım ve deneyimlerinden faydalandılar. O güne kadar şiirimizde kullanılmayan birtakım sözcükleri kullandılar.

Karmakarışık, Orhan Veli

Bir okla yaralı kalbim,
Boyacının sandığında;
Güvercinim kağıt helvasında;
Sevgilim kayığın burnunda;
Yarısı balık,
Yarısı insan;
İn miyim?
Cin miyim?
Ben neyim?

Zeki Faik İzer, Soyut Kolaj, 1976

Zeki Faik İzer, Soyut Kolaj, 1976

10. Memleket Şiiri (Hisarcılar)

Hisarcılar, 1950’lerde Hisar Dergisi etrafında toplanan bazı sanatçıların oluşturduğu edebi topluluktur. Derginin kurucusu Mehmet Çınarlı’dır. 1950’den itibaren Hisar Dergisi fasılalarla 1950-1957 ve 1964-1980 arasında çıkmıştır. Bu dergide sanatçılar, memleket edebiyatının bir devamı olarak belirli kavramları savunur, yozlaşmaya karşı mücadeleci tavırlarıyla dikkati çekerler.

Pek çok yazarı etrafında toplayan dergi, özellikle Garip anlayışı yüzünden Türk Edebiyatı’nın gelenekle zayıflayan bağını yeniden güçlendirmek, yazdıklarını sanat ve edebiyatseverlere ulaştırmak, kökü mazide olan ati çizgisinde eserler vermek, sosyalist sanat anlayışına karşı bir sanat hareketi oluşturmak gibi amaçlarla çıkarılır.

Hisarcılara göre, sanat ideolojinin baskısı altında olmamalı, belli bir dünya görüşünün propagandasını yapmamalıdır. Sanatçının dili yaşayan dil olmalıdır, sanat milli olmalıdır. Kaba ve çirkin kelimeler, dil akışına uymayan uydurma kelimeler kullanılmamalıdır.

Çağların Türküsü, Mehmet Necati Karaer

Yitmemiş sıcaklığıyla gelir de gelir
Köroğlu’nun çağırdığı eski türkü,
Bakarsın rüzgar, bakarsın yağmur,
Düş olsa bile güzel, ama nerde
Süt beyaz bir güvercin özgürlüğü

Hisarcı şairler arasında Munis Faik Ozansoy, Mehmet Çınarlı, İlhan Geçer, Mustafa Necati Karaer, Gültekin Samanoğlu, Nevzat Yalçın, Hasan İzzet Arolat sayılabilir.

Mubin Orhon, Maturin, 1963

Mübin Orhon, Maturin, 1963

11. Maviciler

Adını Kasım 1952 – Nisan 1956 tarihleri arasında Ankara’da 32 sayı çıkan Mavi adlı dergiden alan bu hareket, asıl 19. sayıdan itibaren Attila İlhan’ın dergiye katılmasıyla oluşmuştur. Maviciler, bu derginin etrafında toplanan Ahmet Oktay, Özdemir Nutku, Demirtaş Ceyhun, Orhan Duru, Demir Özlü, Ferit Edgü gibi sanatçıların oluşturduğu bir edebi topluluktur. Bu sanatçılar, şairane bir sanat anlayışının temsilcisi olmuşlardır. Daha sonra Mavi Dergisi Özdemir Nutku’nun yönetimine geçer ve Attila İlhan’ın savunduğu toplumsal gerçekçiliğin sözcüsü olur. Dergi, Nisan 1956’da çıkan 36. sayıdan sonra kapatılır.

Ay Vura, Ahmet Oktay

Arkası zindan bir duvara dönük
Üşümüş, uykusu haram
Bunlar namlulardır soğuk
Meyva verir, gül açar goncaların hışmında
Şavkı uçmuş ay parçam.
Yeni fermanlı ey
Sevdan büyür kaburgalarımda

Garip akımına tepki olarak çıkmıştır. Özellikle şiirin açık olması gerektiği anlayışına karşı çıkarlar, anlam kapalılığını savunurlar. Şairane söylem ve şiirde imgeyi öne çıkarırlar. Divan şiirinin biçim özelliklerinden yararlanmışlardır. Mavici şairler arasında Attila İlhan, Özdemir Nutku, Ahmet Oktay, Ferit Edgü sayılabilir.

Nejad Melih Devrim, Le Jardin Des Plantes, 1948

Nejad Melih Devrim, Le Jardin Des Plantes, 1948

12. İkinci Yeni (1954 – 1960)

İnci Enginün “İkinci Yeni, 1955 – 1965 yılları arasında kendini gösteren ve ortak nitelikleriyle beliren bir akım değildir. Yeniyi deneyen, dünya görüşü, yetişme şekilleri ve beslenme kaynakları bakımından çok farklı olan şairlerin eserlerinde sonradan tespit edilen benzerliklere dayanılarak ona bu ad verilmiştir.” der.

Garipçiler şiir dilinde kelimelerin yapısının değiştirilmesine, sözdizimi düzeninin bozulmasına karşı tavır almışlardır. Garip akımının bu dil anlayışına karşı çıkan İkinci Yeniciler, şiirdeki anlamı son sınırına kadar örtmeye çalışmışlardır. Bu akımın şairleri sözcük ile söz arasındaki alışılmış dengeyi bozmayı, kelimeleri bilinenin dışında sözdizimi düzenlemeleri içinde kullanarak onlara farklı anlamlar yüklemeyi, sözün sezgisel gücünü genişletmeyi amaçlamışlardır.

İkinci Yeni, dil üzerindeki yoğunlaştırdığı çabalarıyla şiir için dilin imkanlarını araştırma ve kullanma bakımından olumlu sonuçlara ulaşmıştır. Fakat bazı zorlamalarla dilin geleneksel yapısına ve yaygın şiir diline son derece ters düşen suni bir dil de ortaya çıkarmıştır. Anlamı gizli tutan, hatta anlamsızlığa kadar uzanan dil tutumları, hayallerin ve imgelerin şahsa ait olması, soyut ifadenin okuyucu üzerindeki ağırlığı, söyleyişte aklın zorlanması bu hareketin temsilcilerinin her zaman eleştirilmesine yol açmıştır.

Uyanınca Çocuk Olmak, Edip Cansever

Siz ne iyisiniz, ben sizi bir şeylere benzetiyorum
Bilmem bir testi, bir bakır sahan kolay mı sizinle
Çok rahat bir gökyüzü mü var sizinle
Güneş bir pazartesi olarak mı duruyor burnunuzda
Yoksa bükülmüş bir nehir gibi mi küpelerinizde
Siz küçük adıyla mı çağırırsınız sessizliği
Öyle mi, ya kim uyandırır sizde

İkinci Yeni şairleri arasında Cemal Süreya, Ece Ayhan, İlhan Berk, Edip Cansever, Sezai Karakoç, Turgut Uyar, Ülkü Tamer sayılabilir.

Erdal Alantar, Pathetique, 2000

Erdal Alantar, Pathetique, 2000

13. İkinci Yeni Sonrası Toplumcu Şiir (1960 – 1980)

Yeni Gerçek, And, Halkın Dostları, Militan gibi dergiler etrafında toplanan şairler, şiir anlayışlarını ve ideolojilerini bu dergilerde açıklamaya çalışmışlardır. Marksist felsefeyi benimseyen toplumcu gerçekçi şairler, daha çok sosyal ve güncel politikayı konu edinmişler, halkın ve işçi sınıfının sorunlarını politik bir bakışla ortaya koymaya çalışan şiirler yazmışlardır. Yerleşik düzeni eleştirmişler, sınıf anlayışı, halk ve işçi sınıfı, kadın hakları, kentleşme, kentleşme sorunları, toplumsal dayanışma gibi temaları işlemişlerdir. Şiirde içeriğe önem vermişlerdir.

Küçük Kızın Türküsü, Gülten Akın

Unutacak mısın yüreğim
Şimdi çocukları doyurup giydirdikçe
Parklara, çarşılara götürdüğünde
Kendini, kendi çocukluğunu
Unutacak mısın yüreğim
Dünya uçurtmayla balonken
Kırmızı ve mavi tayfın bütün renkleri
Sana zehir zindan edenleri
Bağışlayacak mısın
Sen, senin adına bağışlayabilirsin
O zaman
Ottan ve açlıktan ve bilcümle haşereden
Cümle dertten hastalıktan
Ölenler ve kalanlar seni bağışlamayacaklar
Duyuyor musun yüreğim
Unutma sakın unutma
Bağışlama sakın
Sakın düşmanını sevme, sakın susma
Bekle büyük kavgayı bekle
Anlıyor musun yüreğim.

İkinci Yeni Sonrası toplumcu şairler arasında İsmet Özel, Ataol Behramoğlu, Süreyya Berfe, Refik Durbaş, Nihat Behram, Can Yücel, Ahmed Arif, Gülten Akın sayılabilir.

Hakki Anli, Soyut Kompozisyon, 1950

Hakkı Anlı, Soyut Kompozisyon, 1950

14. 1980 Sonrası Şiir

Yeni Türk şiirinin 1980’den bugüne kadarki sürecine bakıldığında, dikkate değer bir şiir manifestosu, akım-grup-hareket-topluluk ya da diğerlerine göre fazlaca sivrilmiş bir şairle karşılaşmak pek mümkün görülmez. Bunda rol oynayan nedenler oldukça çeşitlidir. 1980 Kuşağı şairlerinin geçmiş dönemlerin şiirine ilgiyle baktığı görülebilir. Yani ister istemez gelenek konusu şiirin merkezine oturur. Ancak burada geleneğin şiir poetikası olarak ele alındığı düşünülmemelidir. Bu dönemde gelenek, geçmişi yadsımadan onun çeşitli yönleriyle rehber olabileceği, bir tecrübeyi ve birikimi yansıttığı anlamında başucu kavramı hâline gelir. İdeolojiyi şiirlerinde öncelikli bir öğe olarak görmemişlerdir. Düz yazıya yaklaşan bir üslupla, anlatmaya imkan veren temaları da şiirlerinde işlemişlerdir. İmge anlayışlarında uzak çağrışımlara önem vermeleri bakımından İkinci Yeni’yle yakınlıkları vardır.

Karamela, Haydar Ergülen

Yanık şekerim sert, hayatsa daha berbat,
ikisinin de aynı kağıttan çıktığını unuturdum
unutmasına da, ben tuttum birini sevdim,
hayatı nasıl sevdiysem onu da öyle sevdim:
Tarçın Kokulu Kız, Carmen, Ay Carmela…
O nane likörüne bayılırdı ama, ben onu
sıcacık bir kahvenin dumanına benzettim,
o da beni birine benzetmiş olmalı ki, tuttu
aşk derdine düştü, şimdiyse terketme sevdasında!
Aşk dünyaya bizden önce gelmiş de erkenden
açmış gibi dükkânını, onun kokusuyla tanıdım
aktarları, acı sözlerini aşkın tuzu biberi saydım,
onun huylarıyla karşılaştım eski tuhafiyelerde:
Aynalı Pasaj, Bonmarşe ve Altın Düğme…
Biri birine uymayan binbir huy, binbir çeşit,
bir dükkâna rastladım duvar taş, kapı kilit,
ne tatlı sözlerim açabildi ne iyi huylu şiirim,
karamela dükkânı olduğunu en sonunda öğrendim!
Şimdi yanık şekerim sert, hayat ondan da dert,
ben zaten tiryakiyim, ayrılık aşktan da berbat!
Ah karamela şekerim, aşk tatlı da insanlar berbat!

1980 Sonrası şairleri arasında Tuğrul Tanyol, Haydar Ergülen, Lâle Müldür, Metin Celâl, Seyhan Erözçelik, Şavkar Altınel, Roni Margulies, İhsan Deniz, Adnan Özer, Osman Hakan A., Vural Bahadır Bayrıl, Ali Günvar, Murathan Mungan, Nevzat Çelik, Emirhan Oğuz, Akif kurtuluş, Enver Ercan, Oktay Taftalı, Hüseyin Ferah sayılabilir.

Ferruh Basaga, Guvercinler, 2007

Ferruh Başağa, Güvercinler, 2007

Kaynak
Beş Hececiler’de Bir Değer Olarak Milli Romantik Duyuş TarzıII. Meşrutiyet Devri EdebiyatıEncümen-i Şuara’nın Tanzimat Birinci Dönem Sanatçılarına EtkisiFecr-i Ati TopluluğuArif Damar’ın Sanat Anlayışına Genel Bir BakışTürk Şiirinde Garip HareketiMilli Edebiyat Dönemi’nin Poetikası’nda Psikolojik Temayüller

Yorum Yap