Edebiyatımızda İstanbul Gözü ve Köylü Sevince’nin Çırpınışı

 Edebiyatımızda İstanbul Gözü ve Köylü Sevince’nin Çırpınışı

Edebiyatımız Tanzimat Döneminden bugüne Anadolu’ya İstanbul gözü ile baktı. Bu göz yabancı ve ön yargılıdır. Sadece okunan ve duyulanla kanılara varıp acımasız bir eleştiri ile okuyucusuna bilgi vermiştir. İstanbul ve ülkenin batısı da bu gözle Anadolu insanını haksız ve adil olmayan bir anlayışla uzun yıllar yıkılmayacak bir çerçevenin içine haps etti.

Anadalu’nın yerel ve bölgesel yazarları da İstanbul gözün etkisinde kalarak kalemlerini o yönde kullandılar. Belki Yaban’daki yabancıyı kendileri oynadı. Kendi insanlarına dair sosyolojik ve psikolojik analizleri romana ve öyküye dönüştüremediler. Tek tük yapılan çalışmalar hem yetersiz kaldı hem de seslerini duyuramadılar. Çünkü İstanbul’da yayıncılığı tekeline alanlar kitapları yayınlamaya değer bulmadılar çünkü Anadolu’dan gelen dosyaları açıp okuma zahmetinde bulunmadılar. Yayıncılıkta da ölçü İstanbul ve Batı yakası oldu. İkincisi ise kaçınılmaz acıların resmi olan yerel/bölgesel halkın ve yönetimlerin imansızlara rağmen basılan eserlere sahip çıkmamalarıdır. İstanbul’dan gelen eserlere ağızları sulanıncaya alanlar, diplerindeki yazarlara burun kıvırdılar, okumadan elli tane bahaneler ürettiler. Bu anlayış hala da en acımasız haliyle devam etmektedir. Yerel yazarlar gereken saygıyı görmemektedir. Tabii yerel yazarların da birbirini beğenmemesi ve hançerleme olayına girmiyoruz bile. Sanırım işin en üzücü tarafı yerel yazarların da ünlü ve popüler olma kültürün rüzgarıyla da yerelden İstanbul’u yazmalarıdır. 

İstanbul gözü Anadolu’yu sadece kitaplar üzerinden yanlış algılara neden olmadı. Bu göz sinema ve dizi sektörünü de etkisi altına aldı. Filmlerimiz ve dizilerimiz bölgede güzel manzaralarını karelerine alırken insanların ne kadar görgüsüz ve gelişmediğini de ekrana yansıttılar. İzleyenler manzaraya hayran kalırken bölgede yaşanlara da ne kadar geride kaldıkları kanısına vardılar. Ne ağalar ne kadınlar Anadolu’yu yansıtmadı ama kimse de ne oluyor da diyemedi. Dizilerin ve filmlerin ana kahramanları da yapımcıları da İstanbul gözüyle baktılar. İşin garibi de ortalığı karıştıran kadın karakterler bölgenin dışında gelmiş olmalarıdır. En azından yetişmiş ve asimile olmuşlardır. Velhasıl sinemada Anadolu’yu gerçekçi yansıtamadı. Yansıttığı ağaların aşk kavgaları oldu.

Edebiyatımız ve sinemamız ne zaman Anadolu’ya Anadolu gözüyle bakar, edebiyatımız köklerine inmiş olacaktır. Anadolu’daki konu zenginliği ve kültür derinliği başka yerde yoktur. Göbekli Tepe’yi bile yabancı yazarlar ve İstanbul gözlü olanlar romana, diziye dönüştürürken yerel yazarlar ancak Göbekli Tepe’ye giriş ücretlerinin çokluğu üzerine gündem oluşturmaya çalışırlar. Bakış ve ufuk işte.

Bütün bunları neden mi yazdım? Mehmet Yakup Aslan’ın “Köylü Sevince” roman dosyanın okumam için gönderilmesi ve genç bir yazarın kalemini kendi topraklarına realist bir anlayışla çevirmesi ve kurgulayarak romana dönüştürmesidir. Genç yazarın sosyolojik bakış açısıyla yaşananları dile getirme gayretini takdirle karşıladım.

Muhtarlık seçimleriyle başlayan roman köydeki bir seçimle halkımızın siyasete ve oy kullanma biçimini dillendirmesi, rakipleri köylü nasıl ikna ettikleri ve en önemlisi de söylemlerin ardındaki niyetleri görürüz. Muhtarlık seçimiyle ülkenin siyasetine göz kırpan yazar, romanın merkezine bir sevdayı yerleştirmiş. Bölgenin kanayan yarasına parmak basan yazar bölgedeki kadınlarımızın ve gençlerimizin içinde bulunduğu duruma ayna olmaya çalışarak sorunları dillendirmiş… 

Romana dair değerlendirmeyi kitap elime geçtikten sonra tekrar yapacağım detaylı olarak. Önemli olan içimizden birilerin bizi anlatma çabası ve takdir edilmesidir. Genç yazar Mehmet Yakup Aslan’a bize dair daha nice romana ve öykülere imza atması diliyorum. Nitekim buna ihtiyacımız var. Bizden olana sahip çıkmak umuduyla yazarımızın ve romanın yolu açık olsun. 

Osman Tatlı

Yorum Yap