İZDİVAÇ- EMRAH KORKMAZ

                                                                        

Çok hürmetli ve de kıymetli bir kişilik olan  Fikret, namı diğer Fiko evlenmek istediğini anasına söylediğinde yirmi yaşında var yoktu. Bir kış mevsiminin bilmem kaçıncı gecesinde uykuya dalacakken evlenmeye karar vermişti. Zira o sene kış oldukça soğuk ve karlı geçiyordu. Fiko’nun da yapacak herhangi bir işi olmadığından boyuna düşünmeye zamanı olmuştu. Zaten ya çok işi olanlar düşünür, ya da hiç işi olmayanlar. Fiko işi olmayanlar kervanındaydı ve o da o gece çok ama çok düşünmüş ve evlenmeye karar vermişti.

Sabahına hemen anasına vardı:

” Ana be, artık vakti gelmedi mi evlenmenin, ne zaman evereceksin beni?”

Odun sobasını yakmaya çalışan anası bir sobaya baktı bir Fiko’ya baktı, kafasını o yana bu yana salladı. Bir şey demedi, sobayı yakmaya devam etti. Fiko yine söylendi.

“Ana kız, kime diyorum ben, duymuyor musun beni? Ne zaman evereceksin beni?”

Anası sobayı yakmayı bıraktı. Fiko’ya sert bir şekilde döndü.

” Ne evlenmesi lan it soyu, işin yok gücün yok, daha kendine bakamıyorsun bir de el kızını mı alıp başıma bela edeceksin. Hem sen daha askerliğini bile yapmadın. Evlenecekmiş, bak hele bak.”

Fiko tek kelime etmeden sobanın yanına oturdu. Küçük bir odun parçası düşmüştü, onu aldı eline, gözlerini yerden ayırmadan o küçük odun parçası ile halının üzerinde desenler çizmeye başladı. Sinirden ve üzüntüden gözleri çakmak çakmak olmuştu ama bu sinirini kafasını kaldırıp anasına göstermeye niyeti yoktu. Anasının yaptığı çayı da içmedi. Uzun bir süre öylece oturduktan sonra kalkıp kahvenin yolunu tuttu.

Akşam eve döndüğünde anası kapıda karşıladı   Bakıp gülümsüyordu Fiko’ya. Belki de anasını daha önce hiç böyle görmemişti Fiko. İstemsizce o da anasına bakarak gülümsedi. İçeri geçip sobanın yanına oturdu usulca.  Sofra kuruldu. Anası çorbayı koydu önüne. Yine Fiko’ya bakıp gülümsedi.

“Demek evlenmek istiyorsun ha,  sabah kızdım ama düşündüm de bana da bir gelin lazım aslında, artık yaşlandım. Bana da yardımcı olur. Everelim seni. Var mı gönlünde biri?”

“Yok ana gönlümde kimse yok, ben sana bıraktım o işi, lakin tek şartım var bir evin bir kızı olsun ana. Ben bir evin bir oğluyum o da öyle olsun.”

O günden sonra umutla beklemeye başladı Fiko. Yatağa girdiğinde türlü türlü hayallere dalıyordu. Mutlaka çok güzel biri olmalıydı, zaten anası neden çirkin birini bulsun ki, insan hiç oğluna çirkin birini yakıştırır mı? Hem narin biri olur, belki gözleri de yeşil olur, inci gibi dişleri, dal gibi boyu…Fiko her gece uykuya dalmadan önce bu hayalleri kuruyordu. Hatta kahvede bile bazen dalıp dalıp gittiği oluyordu. Hayalleri gerçekleşecekti, öyle düşünüyordu. Gerçekleşmeyecek olsa insan neden hayal etsin ki?

Yine karlı bir akşamın karanlığında eve dönünce  anası yine Fiko’ya kapıyı gülümseyerek açtı. Fiko heyecanlandı. Mutlaka bir haberi vardı ona.

“De hele ana var mı bir haber?”

“He ya, sana kız buldum, güzel mi güzel, ahlaklı mı ahlaklı,  tam ailemize göre. Haftaya mübarek cuma gününde istemeye gideceğiz.”

“Ben kızı görmeyecek miyim ana, önce bir görseydim belki ben beğenmeyeceğim.”

“Ben beğendim ya lan it soyu, kız bulduk daha bir de beğenmeyecekmiş, sen hiç aynada kendine bakıyor musun acaba. Sözü aldık Cuma günü istemeye gideceğiz.”

 Fiko hem mutlu hem mutsuz, hem heyecanlı hem gergin. Anasına karşı gelmek ne mümkün. Boynunu büktü içeri geçti. O gece neredeyse hiç uyumadı. Hiç olmazsa bir kere görsem kızı diyordu. Kimin kızı olduğunu da söylemedi ki,  olsa gizliden gizliye gider bakarım diye düşünüyordu. Ama ne çare ki bunların hiç biri mümkün değildi. Çaresiz cuma gününü beklemeye koyuldu.

Cuma günü geldiğinde sabahtan hazırlanmaya başladı fiko, köy berberine gidip güzelce bir traşını oldu, babasından kalma takım elbisesi vardı onu geceden yatağının altına koymuştu kırışıklıklığı düzelsin diye. Takım elbisesi için bir de kravat gerekiyordu. Onu da köydeki Ali öğretmeden ödünç aldı. Nihayet kız istemeye hazırdı.

Kız komşu köydendi ve arabayla gidilmesi gerekiyordu. Köydeki tek araba sahibi Musa emmi arabasını hazır etmiş Fiko ve anasını bekliyordu. Nihayet arabaya bindiklerinde Fiko’nun kalbi neredeyse yerinden çıkacaktı. Dizlerinin titrediğini hissetti ama anası ve Musa emmiye belli etmemeye çalışıyordu. Köy esasında çok uzak değildi ama sanki kilometrelerce yol gitmişlerdi.

Köye vardıklarında kapıda kızın anası ve babası karşıladı misafirlerini. Babası altmışlı yaşlarda olmalıydı, başında kasketi olduğu in saçının olup olmadığı belli olmuyordu. Oldukça kilolu ve burnu da bir o kadar büyüktü. Anası ise kızın babasının tam aksine hem oldukça genç görünüyor hem de zayıf ve uzun boyluydu. Yüzü de oldukça güzeldi. Fiko kızın anasını görünce mutlu oldu anasına bak kızını al demişler dedi kendi kendine. Anası böyleyse kızı da bir o kadar güzel olmalıydı.

İçeriye girdiklerinde büyükçe bir salonun içinde oldukça kalabalık bir grup vardı. Hepsi teker teker hoşgeldiniz dedikten sonra kızın babası hepsini tek tek tanıtmaya başladı. Şu büyük oğlum, şu ortanca, şu üçüncü, şu bilmem kaçıncı kızım, şu damadım…

Fiko bir evin bir kızını almayı hayal ederken on kardeşli bir evin en küçük kızını almaya geldiğini görünce yüzü düştü, heyecandan neredeyse yerinden çıkacak olan kalbi şuan sıkışıyor nefes almakta zorlanıyordu. Oldukça üzgündü ama bu üzüntüsünü belli etmemeye çalışıyordu. En nihayetinde bugün onun için kız isteme merasimi vardı.

Biraz sonra  elinde bir kahve tepsisiyle uzun ya da kısa olduğu anlaşılmayan birazcık tombulca, burnu da babasını andıran Fiko’nun müsatkbel eşi içeri girdi. Fiko bir kez daha hayal kırıklığı yaşadı ama yine belli etmemeye çalıştı. Kız herkesin kahvesini verdikten sonra Fiko’ya kahveyi uzatırken hoşgeldin dedi. Fiko kafasını kaldırıp kıza baktığında kızın ön dişlerinden birinin olmadığını farketti. kahveyi bırakıp kaçmayı, evlenmek istemediğini bütün köye haykırmayı düşündü ama yapamadı.

Nihayet kız isteme olayı bitmiş Fiko nişanlanmış bir delikanlı olarak eve dönüyordu. Ama mutlu değildi. Eve gelene kadar ne anasıyla ne de Musa emmiyle tek kelime konuştu. Eve vardıklarında ceketini çıkrıp askıya astı ve anasının karşısına dikildi.

” Ana ben sana bir evin bir kızı olsun dedim sen on kardeşli bir kız bulmuşsun. Rahmetli babamdan büyük bacanağım var, ben o adama bacanak mı diyeyim, bey amca mı diyeyim bilemedim, hadi diyelim bir evin bir kızı olamadı, bari biraz güzel olaydı. Burnu babası gibi, dişleri yok, bana bunu mu beğendin ana.”

“Lan it soyu bu köylerde kimin bir kızı var sadece, her evde en az on çocuk var. Bir tek sen teksin, o da baban biz evlendikten altı ay sonra rahmetli oldu sen karnımdayken. Ben kızı beğendim, önemli olan huy güzelliği. Hem kız çok hamarat ev işlerinde bana da bir yardımcı olur.”

Fiko daha askere bile gitmeden kendi hayalindeki kızdan çok farklı ama anasının tam istediği bir kızla evlenmişti. En nihayetinde anası hamarat bir gelin almıştı.

Emrah Korkmaz

Sıradaki içerik:

İZDİVAÇ- EMRAH KORKMAZ

%d blogcu bunu beğendi: