Feridun Eren – AREN

 Feridun Eren – AREN

Bu toprakların hikayesi “AREN” yakında tük kitapçılarda.

Kitaptan kıs Anektot;

 

Yazın kavurucu sıcaklığı bedenlerdeki varlığı terin yağmur gibi ıslatması ve tenlerin esmerleştirmesiydi. Güneşin dünyaya en tepeden el salladığı saatlerde çölde suya hasret kalmış insanların yaşadığı ıstırabı misali çocuklarda sıcakta bunalmış, terden sırılsıklam olmuş bir an önce dereye varmanın telaşı içindeydiler. Sıcağın etkisi ile enerjileri düşmüş, adım atacak mecalleri kalmamıştı. Birbirlerini az kaldı, biraz gayret diye diye canlılık kazandırmaya çalışıyorlardı.

Azim ve arzu birleşince yolda, sıcakta varılması gereken menzille engel değilmiş, çocuklarında suya olan hasreti yolları tüketti, bunaltıcı sıcakları unutturdu. Durgun, sessiz ve derin nehrin soğukluğu güneşten yanan bedenlere can verdi. Çocuklar üstlerini çıkarmadan koşa koşa kendilerini nehrin soğuk kollarına bıraktılar. Hepsinin ağzından “ohh bee!” mırıltıları duyuluyordu. Başlarına nehrin suyuna sokup çıkararak ferahlamaya çalışıyorlardı.

“Aren, utanma oğlum çıkar üzerindekileri.”

“Ne utanacağım Memo!” sataşmaların arasında kimi birbirine su sıçratıyor, kimi birbirlerini suyun dibine batırmaya çalışıyordu. Su çocuklar için bir eğlence, bir vakit geçirme, birbirlerini tanıma ve paylaşmak demekti. Farklı ırkların, milletlerin çocukları da olsalar da çocukların dünyasında hepsi birdi. Hepsi çocuktu ve aralarında bir fark yoktu. İyi anlaşıyorlar, kendi aralarında kavga etseler de birkaç saat sonra unutuyorlardı. Onların dünyasın kin, nefret ve intikam yoktu. Böyle sözcükler akıllarına bile gelmiyordu. Onlar oyunlarına bakar, gezer tozardı. Masumiyetin ve merhametin ete kemiğe bürünmüş hali çocukların kendi aralarındaki dostluklardı.

Aralarındaki bu muhabbetti onları kilometrelerce yürütüp, dereye getiren. Köyden uzaklaşmak ve kendi aralarında vakit geçirmenin tarifi yoktu. Seviyorlardı. Sudan çıktıktan sonra güneşleniyor, ağaçlarında altında piknik yapıyorlardı. Evden kim ne getirdiyse ortaya koyuyordu. Kimse kimseden bir şey saklamıyordu. Kimse kimsenin ne getirdiğini dillendirmiyordu. Ne birbirlerini övüyor ne de küçük düşüyorlardı. Üstünlük savaşı yoktu aralarında. Her şeylerini imkânları ölçüsünde paylaşıyorlardı. Bu da onlara yetiyordu. Önemli olanda buydu. Gerisi akıllarına gelmiyordu. Akıllara gelecek olanları büyüklerin işiydi.

Eğlencenin ve muhabbetin zamanı nasıl akşam ettirdiğini anlamadılar. Güneşin doğudan vedalaşma saatinin gelişine üzüldüler. Eve hiç gidesileri yoktu.

 

 

Yorum Yap