Mihri Müşfik’in Eserleri ve Hayatı

26 Şubat 1886’da Kadıköy Moda’daki Rasim Paşa Konağı’nda dünyaya gelen Mihri Müşfik Hanım, aristokrat bir aileye mensuptur. Babası dönemin Tıbbiye Nazırı Doktor Mehmet Rasim Paşa, Tıbbiye’de dersler vermekte ve dekanlık yapmaktadır. Sultan Abdülmecid’in annesi Bezm-i Alem Sultan, Mihri Hanım’ın büyük halası olur. Sultan Abdülmecid’in eşi Verdicenan Kadınefendi ise Mihri Hanım’ın öz halasıdır.
 Mihri Müşfik’in Eserleri ve Hayatı

Özel ders alarak, Batılı yaşam tarzı içinde büyüyen Mihri Hanım, edebiyat, musiki ve resim gibi sanatın her alanında yetenekli bir öğrencidir. Ancak o, resme yönelir.

 

İbrahim Çallı, Mihri Müşfik Hanım (Mihri Hanım’ın İbrahim Çallı ve Cemil Cem Tarafından Yapılan Portresi)

 

 

Peçeli Kadın (suluboya)

Sarı renk yüzey üzerine çalışılan eser, suluboya gibi renk sorununun ve formun hızlı çalışılmasını gerektiren bir teknikte, sanatçının ne kadar ustalaştığına örnek teşkil eder. Figürün fizyonomisini hızla kavrayışı ve uygulayabilmesi Mihri Müşfik’in resim yeteneğinin boyutlarını gösterir. Yan cepheden çalışılan kadın portresinde, açık turuncu, kahverengi ve siyah tonlarında renkler kullanılır. Siyah tül peçe ardına saklanan yüzle, resme gizemli bir boyut kazandırılmış, peçenin altında romantik ve narin bir yapının varlığı hissedilir. Son derece zarif bir forma sahip olan bu portre, Mihri Hanım’ın çok tanınan eserlerindendir.

Bu dönemde saraya gidip gelen resme tutkun genç Mihri Hanım, Şehzade Selim Efendi’nin eşi Eflâkyar Hanım’ın yaptığı resimlerle ilgilenir. Her ikisi de birer resim yapıp Sultan Abdülhamid’e sunarlar. Sultan resmini beğenerek Mihri Hanım’ı yaklaşık iki yıl eğitim alacağı saray ressamı olan Fausto Zonaro’nun öğrencisi yapar. Bugün halen ayakta olan, Zonaro’nun Akaretler’deki atölyesinde resim dersleri alır.

Genç Kadın Portresi

Ön cepheden resmedilen genç kadının portresinde, ışık resme göre sol taraftan kullanılıp, modelin yüzünde ve boynunda kuvvetle hissettirilerek izleyicinin dikkati bu noktada toplanır. Modelin siyah renkteki giysisini tamamlayan beyaz inci kolyesi dönemin giyim tarzına örnek teşkil eder. Genç kadın, yüzünde mahcup bir ifadeyle biraz tedirgin bakar. Genç kadının yüzünün fizyonomisini ve modelin ruh halini başarıyla yansıttığı eserinde, arka fona kontrollü taramalar yapılarak resme hareket kazandırır.

Bu dönemde, imparatorlukta resim eğitimi alacağı bir okul yoktur. Osman Hamdi Bey’in II. Abdülhamit’ten aldığı izinle 1882 yılında kurduğu Sanayi-i Nefise Mektebi, sadece erkeklere eğitim vermektedir. Zonaro ile tanışması, onun Batı sanatına ilgi duymasına neden olur ve İtalya’ya gitmek için fırsat yaratmaya çalışır. 1903 yılında 17 yaşında, kimine göre İstanbul’a gelen bir cambaz kumpanyasının İtalyan kökenli müzik şefine gönlünü kaptırıp peşinden gider, kimine göre ise ailesinin izni dahilinde Roma’ya gider.

Henüz yirmili yaşlarında genç bir kızın resim eğitimi almak amacıyla Avrupa’ya gitmek istemesinin onaylanmayacağını düşünen Mihri Hanım, dönemin Fransız elçisinin eşi Madam Barrer’den yardım ister ve Barrer’in hazırlattığı sahte bir Fransız pasaportuyla Galata’dan kalkan bir İtalyan gemisine binerek Roma’ya gider. Roma’da Madam Barrer’in evinde bir süre konuk olsa da, İtalya’da aradığı ortamını bulamaz, kısa süre sonra o dönemin sanat merkezi sayılan Paris’e geçer.

Burada sanatçıların yoğun olarak yaşadığı yer olan Montparnasse’a yerleşir. Mihri Hanım, kendi kazancıyla satın aldığı evin bir odasını Bursa eşrafından bir ailenin oğlu olan ve Sorbonne’da siyasi bilimler öğrenimi gören Müşfik Selami Bey’e (İnegöllü) kiraya verir. Aralarındaki ilişki bir süre sonra aşka dönüşür ve evlenirler. Müşfik soyadını alır. Paris’te bir davette tanıştıkları Maliye Nazırı Mehmet Cavit Bey sayesinde, Mihri Müşfik’in 1913 yılında İstanbul Kız Öğretmen Okulu resim öğretmenliğine atanmasıyla İstanbul’a dönerler.

Kadın Portresi

Siyah çarşaflar içindeki kadın, eldivenli sol eliyle eteklerini tutmuş ve yüzünü sol tarafına doğru hafifçe yukarıya çevirmiş. Boynunu ve gerdanını gözler önüne seren bu poz, modele romantik ve şuh bir hava kazandırır. Işık resme göre sağ taraftan kullanılıp modelin yüzü ve gerdanında kuvvetle hissettirilir. Siyah çarşafının içinden pembe renkte bluzu görünen model, gizli bir erotizm içerir. Bu eserinde Mihri Hanım, kumaş kıvrımlarında ve portrede uyguladığı gerçekçi yaklaşımla dönemin akademik anlayışını yansıtan bir yağlıboya tekniği sunar.

Naile Hanım, 1908-9

Resimde, İttihat ve Terakki Cemiyeti kurucularından, eski Viyana Sefiri, İstanbul şehreminlerinden (belediye başkanı) Ali Rıza Bey’in annesi Naile Hanım’ın giysileri, oturuşu, elinde tuttuğu tesbihi geçmişi yansıtmaktadır. Otoriter yüz ifadesi, Osmanlı toplumunda kadınların yaşlanarak kazandığı gücü, evindeki diğer kadınları yönetecek konuma gelmiş olduğunu göstermekte. Resim, kafesli pencereleri ve divanıyla bir Osmanlı evini betimlemekle birlikte, Naile Hanım’ın ceketi, sırtını dayadığı duvardaki Rokoko süslemeler ve perdenin kordonu gibi detaylarda, Batılılaşmanın izleri görülmektedir.

Otoportre

Mihri Hanım, hasır bir koltukta oturmuş Türk kahvesi içmektedir. Işık resme göre sol taraftan kullanılmış, kuvvetle fincanda ve figürün sol yanında hissedilir. Figürün sol tarafına düşen gölgesi, koltuğun koyu rengine karşı resimde bir denge oluşturur. Akademik desen bilgisinin, insan anatomisine hakimiyetinin ön plana çıktığı eserde, sanatçının rahat tavrı ve kendinden emin güçlü kişiliği yüz ifadesinden hissedilir. Kaş altından çapkın bakan bu portresinde Mihri Hanım, bir eliyle fincan kulpunu, diğer eliyle tabağı yüzünün hemen yakınında tutarak izleyicinin bütün dikkatini burada toplar. Parmağında satıp İnas Sanayi-i Nefise Mektebi’ni kurmayı ya da Milli Mücadele’ye katılmayı hayal ettiği meşhur pırlanta yüzüğü görülüyor. Sanatçının günümüze alt kısmı eksik olarak ulaşan bu eseri, üst kısmın zarar görmemesi sayesinde portre özelliğinden bir şey kaybetmemiştir.

 

Kadın Portresi

Siyah feraceli ve yaşmaklı genç kadın, dönemin üst tabakaya mensup, eğitimli kadınlarını yansıtır. Giysisindeki inci düğme, inci küpeleri ve kolyesiyle zarif bir şıklık içinde olan figür, siyah tül peçesinin ardında kendinden emin ve gururlu bir yüz ifadesiyle resmedilmiştir. Sol elini beline koyarak güçlü kişiliği ve rahat tavrı yansıtır. Mihri Hanım’ın arka fonda sarı ve gri renklerde rahat çizgiler kullanması, akademik tarzda çalışılmış olan figürü vurgular, ön plana çıkarır. Sanatçının modelinin karakterini ustalıkla kavradığını gösteren eseri, aynı zamanda pastel tekniğindeki ustalığının da başarılı bir örneğidir.

Kadın Portresi

Genç bir kadın portresi olan eserde, mavi ve siyah renklerin hakimiyeti vardır. Yüzey tamamen mavi tonlarda boyanarak gerçek dışı bir görünüm oluşturulmuştur. Bir rüyanın gizemli atmosferindeymiş gibi bir etki uyandıran fonda, siyah feraceli ve tül peçeli bir kadın portresi belirmektedir. Hüzünlü ve donuk bir ifadeye sahip olan kadının yüzü sola dönüktür. Mutsuzluk ve umutsuzluk hissettiren eser, Halit Ziya Uşaklıgil’in ünlü romanı Mai ve Siyah’tan etkilenerek yapılmış olabilir. Sanatçının Edebiyat-ı Cedide şair ve yazarlarıyla olan yakınlığı göz önüne alınırsa, bu resimde romandan etkiler bulmak mümkün olacaktır. Dönemin kadınlarının hayalini kurdukları özgürlük ve eşitliği temsil eden mavi renge karşılık, kadını elbisesinden başlayarak saran ve kıskaca alınmış yaşamlarını temsil eden siyah renk…

Hariciye Nazırı Asım Bey’in eşi Letta Asım, Baloya Giderken, 1911-12

Bu tablosu, Hariciye Nazırı Asım Paşa’nın Avusturyalı eşi Letta Hanım’ı Sofya elçiliğindeki baloya gitmek üzereyken gösterir. Fotoğraftan çalışılmış olan eserde, Letta Hanım’ı ön cepheden tam boy olarak resmetmiş. Modelin topuz yapılmış saçlarındaki taç, elinde tuttuğu yelpaze, elbisesini süsleyen kurdele ve çiçekler rahat fırça vuruşları ve el çabukluğuyla yapılmış, modelin sağ kolu tamamlanmadan birkaç fırça vuruşuyla bırakılmıştır. Hareketli çizgilerle resmedilen elbisede pembe ve eflatun renklerin hakimiyeti vardır. Geri fonda kahverengi ve mor tonlarda geniş aralıklı taramalar yapılarak, modelin yüzündeki güzelliğinden emin ve seçkin ifade başarıyla verilmiştir.

Mihri Müşfik o yıllarda yaşam biçimi, giyinişle çok yadırganır. Evde hiç iş yapmaz, herkese poz verdirerek resim çizer, kimseyi bulamazsa kendini çizer. Giyimi de farklıdır. Bir seferinde, gidecekleri özel bir davet için Mahmutpaşa’dan aldığı kumaşı vücuduna sarar, çengelli iğnelerle tutturur, kafasına da üzerinde maşallah yazan bir başlık geçirir. Paris’teki rahat hayatını yaşamaya kalkması, dedikodular, eşinin ailesinin memnuniyetsizliği, evliliğini sürdürülemez hale getirir.

Mevsume Yalçın Portresi

Mihri Hanım, Pozitivizm’in önde gelen temsilcilerinden, Servet-i Fünun topluluğunun üyelerinden, 1939’da milletvekili seçilen, gazeteci Hüseyin Cahit Yalçın’ın (1875 – 1957) eşi Mevsume Hanım’ı da resmetmiş. Resmin merkezini oluşturan Mevsume Hanım’ı, eflatun rengi modern kıyafetiyle Fransız neoklasik stil bir koltukta, sağ dirseğini koltuğun kenarına yaslamış olarak, zengin dekoratif öğelerle döşenmiş salonda betimlemiştir. Ön kısımda yarım olarak görünen iki koltuk, sol taraftan gelen ışıkla aydınlatılan salona açılan bir kapı etkisi taşır. Modelin arkasındaki şömine, saat ve biblolar, odanın dekoruna katılan heykel, koltukların altın varakla kaplanmış olması, yere serili kırmızı siyah renklerde göz alıcı halı, evin zenginliğini sunar ve figürün sosyal statüsünü sergiler. Rahat bir tavır sergileyen ve gülümseyen yüzüyle izleyiciye bakan Mevsume Hanım, modern kesimli elbisesi, açık saçlarıyla dönemin Batılı kadın tipini yansıtır.

Otoportre

Sanatçı, bu otoportresinde ¼ ölçekle hafifçe yandan gösterilmiştir. Elindeki pembe gülü koklamak üzere başını yan tarafına çeviren modelin boynu, gerdanı ve omzu açık kalmış, gençliğini ve güzelliğini yansıtan beyaz teni gözler önüne serilir. Resme göre sağ taraftan kullanılan ışık, figürün tenini aydınlatır. Topuz olarak toplanan kahverengi saçları ve bej rengi elbisesiyle resimde bir armoni oluşturur. Kokladığı gülün pembeliği yanaklarına vuran modelin hafifçe tebessüm eden yüzünde narin ve kırılgan bir ifade belirir. Arka fonda kullanılan kırmızı tonlardaki, rahat fırça vuruşları resme hareketlilik katar, modeli ön plana çıkarır.

Onun kadınları, Doğu’nun ev, hamam veya saray içindeki odalıklarından değildir. Edilgen bir yapıları yoktur, ancak baştan çıkaran bir yapıya da izin vermez. Sanatçının kadın portrelerine bakıldığında hepsinin eğitimli, zengin ve güçlü kadınlar, yani modern Batılı kadın tipleri olduğu söylenebilir. Portrelerinde çocukları, bebekleri de resmetmiştir.

Demir Turgut Portresi

Leyla Turgut Portresi, 1911-12

İlk kadın mimarlarımızdan olan Leyla Turgut’un, turuncu yüzey üzerine çalışılan bebek portresinde, bebeğin yüzü ve elleri fotoğrafımsı bir gerçeklikle çalışılmış, bebeğin yüzündeki huzur dolu ifade, beyaz ve sağlıklı tenindeki pembelikler başarıyla verilmiştir. Bebeğin sepet yatağı ve battaniyesi ise beyaz renkte tarama çizgileriyle bırakılmıştır.

Mihri Hanım, Maarif Nazırı Şükrü Bey’e, İnas (Kız) Sanayi-i Nefise Mektebi kurulması yönünde öneri sunar, 1914 yılında da bu öneri dikkate alınarak Eski Darülfünun binası olan Zeynep Hanım Konağı resim ve heykel bölümü olur ve okul öğretime başlar. Mihri Hanım’ın kız öğrencilerin güzel sanatlar alanında yüksek öğretim görmelerini sağlamak gibi önemli bir açılımından sonra bir diğer başarısı da, ilk çıplak kadın modelini kız atölyesinde kullanması olur.

Mihri Hanım’ın sözkonusu başarıları yanında, okula yarışma ve sergileme gibi organizasyonları getirmesi de öğrencilere çalışma motivasyonu sağlar. Mihri Hanım öğrencilerini, açık havada resim yapmaya, modelden çalışmaya ve ilk kez toplu bir sergi açmaya teşvik eder. Mihri Hanım, öğrencilere poz verecek model bulunamayınca, antik heykelleri, hamamlardan topladığı yaşlı kadınları, 1917 sonrasında İstanbul’a gelen Beyaz Rusları, okulun hademesi Ali Efendi’yi ve yüz küsur yaşındaki Zaro Ağa’yı model olarak okula getirir. Pek çok kadın ressamın yetişmesinde katkısı olur: Nazlı Ecevit, Aliye Berger, Fahrelnissa Zeid gibi.

Namaz Kılan Halayık

Namaz kılan kadın portresinde Mihri Hanım, figürü hafifçe yandan resmeder. Empresyonist üslupta çalışılan eserde, resme göre sağ taraftan kullanılan ışık, resmin genelinde ve özellikle figürün altın sarısı başörtüsünde parlamalar oluşturarak kuvvetle hissedilir. Odanın duvarlarında ve yerde oluşan gölgeler titizlikle çalışılmıştır. Figürün bordo renkli etekliğindeki kırmızı renkli kiraz motifleri, başörtüsünün kenarlarını çevreleyen yeşil beyaz renklerdeki motifler, figürün çorap ve patiklerindeki motifler ve seccadenin beyaz fonu üzerinde yine titizlikle işlenmiş olan motifler, sanatçının ayrıntıcı ve gerçekçi bakış açısının yansıması olarak eserde belirir. Siyah teni sayesinde, varlıklı bir aileye ait olması muhtemel bir evin hizmetlilerinden olduğu anlaşılan kadın, kıyam pozisyonunda, ellerini göğsünde birleştirmiş ve yüzünü hafifçe yere eğmiştir.

Paris’ten İstanbul’a döndüğü dönemlerde Tevfik Fikret, Rıza Tevfik ve Hüseyin Cahit’in portrelerini yaparken, renkli bir edebiyat çevresi içerisindedir. Tevfik Fikret ile dostluğu, şairin 1915’te ölümüne dek devam eder. Öyle ki Fikret öldükten hemen sonra, Roma’da öğrendiği teknikle yüzünün kalıbını alan kişi de Mihri Hanım olacaktır. Mihri Müşfik tarafından balmumu ile alınan yüz maskı, Aşiyan’daki Tevfik Fikret Müzesi’nde sergilenmektedir.

Tevfik Fikret Portresi

Tevfik Fikret, Aşiyan’daki evine gelen Mihri Hanım’ı Ruşen Eşref’e şöyle tanıtır: “Yukarıda bir hanım var. Resimler yapıyor. Bilseniz Rübab’ı o kadar güzel yorumluyor ki, yazdıklarım bu kadar anlamlı mı imiş diye şaşıyorum.” Ardından Tevfik Fikret, Mihri Hanım’ın yaptığı portreyi Ruşen Eşref’e göstererek, “Bakın, bu ne güzel… Benim başımı olağanüstü çizmiş. Şöyle, buruna doğru geldikçe incelen bir baş!” der.

Aynalı Gözde

1919 yılında aniden İtalya’ya gider. Bu ani gidişinin nedeninin, İttihat ve Terakki Cemiyeti mensuplarıyla olan yakın ilişkilerinin, onu işgal altındaki İstanbul’da zor duruma düşürmesi olduğu sanılmaktadır. Mihri Hanım’ın, bu dönemde tutuklanan Hüseyin Cahit ve Cavit Bey’leri ziyaret etmesi, basında aleyhine yazılar çıkmasına neden olur. Birtakım kaynaklar Mihri Hanım’ın tekrar İtalya’ya gidişini meşhur İtalyan yazarı ve milli kahramanlarından Gabriele D’Annunzio ile yaşadığı aşka bağlar. Aralarındaki aşk mıdır bilinmez, ancak anlaşılan o ki Mihri Hanım bazı belgelere göre Gabriele D’Annunzio ile dosttur ve onun portresini yapmıştır.

Onunla olan dostluğu vasıtasıyla da Vatikan’a kabul edilerek Papa’nın portresini yaptığı da bilinir. (Papa’nın portresini yaptığı yolundaki bilgi, Feyhaman ve Güzin Duran’ın İtalya gezilerinde Vatikan’da bir Papa’nın portresi altında Mihri imzası görmeleri, fakat ikinci seyahatlerinde bu tablonun kaldırılmış olduğunu belirtmeleridir. Şu an böyle bir portre Vatikan Müzesi’nde bulunmamaktadır).

Otoportre, Sevgili Vecihciğime İstanbul Hatırası, 1920

Mihri Hanım’ın suluboya tekniğinde çalıştığı bu otoportresi, onun genç kızlık çağlarını yansıtır. Yüzünde gülümseyen bir ifadeyle genç kız, adeta fotoğraf çektirmek üzere poz vermiş gibidir. Başın ve yüzün resmin merkezini oluşturduğu çalışmada, ışık biraz yukarıdan ve resme göre sağ üst taraftan gelir. Figürün üzerindeki modern kesimli çarşafı, siyah tül peçe tamamlar. Peçe burada örtünmekten ziyade aksesuar işlevi görür. Arka fona gelişi güzel kondurulan yeşil renkte şeritler resme derinlik etkisi verirken, figüre de sanki bir yolda duruyormuş izlenimi verir. Eser, oldukça küçük boyutlarda çalışılmış ve eski yazı ile Sevgili Vecihciğime İstanbul Hatırası şeklinde imzalanmıştır.

Bir yıl için gittiği İtalya’dan geri döndüğünde, iki yıl daha İnas Sanayi-i Nefise’de ders verir, 1922’de evliliği boşanma ile sona erer ve tekrar Roma’ya gider. Eşi Müşfik Selami Bey’den ayrılsa da Mihri Hanım, Mihri Müşfik olarak anılır. Ancak o, 1922 yılından sonra yurtdışında Mihri Rasim olarak tanınır.

Mihri Hanım, 1922 yılında Yunan ordusunun denize dökülmesinin ardından, Mustafa Kemal’i mareşal üniformasıyla ayakta canlandıran yaklaşık 3 metre yüksekliğinde bir portresini yapar ve Çankaya Köşkü’ne götürerek kendisine sunar. Bu, Cumhuriyet’in ilanından sonra bir Türk ressam tarafından yapılan ilk Atatürk portesidir. Daha sonra Yugoslav Kralı Alexander hatırasına Yugoslavya’ya hediye edilen bu tablo, II. Dünya Savaşı sırasında Belgrad Sarayı’nın tahrip olması sonucu kaybolsa da 1990’larda bulunur.

Ümit Cahit Yalçın Portresi

Mihri Hanım, yakın dostluk kurduğu Yalçın ailesinin birçok ferdinin portresini çalışmış. Hüseyin Cahit Yalçın’ın oğlu Ümit Cahit Yalçın’ı bu eserde ön cepheden resmetmiş. Empresyonist üsluptaki eserde, ışık resme göre sol taraftan kullanılmış. Siyah rengin kullanılmadığı eserde, modelin koyu renk giysisi kahverengi tonlarda çalışılıp, geri fonda koyu yeşil ve sarı renkler kullanılmış. Işığın modelin yüzünde ve gömleğinde oluşturduğu aydınlık ve parlamalar, açık sarı rengin tonları kullanılarak başarıyla verilmiştir. Empresyonist üsluba uygun kalın boya tabakaları ve anlık fırça dokunuşları tuval yüzeyinden hissedilir. Model, ciddi ve sakin bir ifadeyle izleyiciye bakar.

Istakoz ve Karides Tabağı

Sanatçı ıstakoz ve karidesler ile şarap ve meyve tabağını konu ettiği natürmortlarında Batılı bir atmosfer yaratmıştır. Fransa yıllarında Hollanda natürmortlarını incelemiş olabileceği fikrini veren bu resimler, kurgu açısından ise Türk natürmortlarına daha yakındır.

1912/1913 yıllarında yapılmış olan bu eserinde, sanatçı seçkin yaşantısını yansıtan nesneleri konu almıştır. Yatay düzenlenmiş kompozisyonda oval formlu tabağa yerleştirilen ıstakoz resmin merkezini oluşturur. Resme göre sağ taraftan kullanılan ışık, kırmızı renkteki ıstakoz üzerinde ve turuncu renkli duvarda koyu gölgeler oluşturur. Gölgeleri kahverengi tonlarla oluşturan sanatçı, ıstakozun antenlerini duvara diyagonal olarak yansıtarak kompozisyondaki yatay durağanlığı kırar. Beyaz olarak resmedilen masa yüzeyinde siyah renkli iki midye ise esere estetik bir ayrıntı, yerleştirmeye ise denge katar.

Yaşlı Kadın Portresi

Bu çalışması ise diğer kadın tiplerinden farklıdır. Burada zenginlik içinde güzel kıyafetler giymiş, eğitimli bir kadın yoktur, ancak o da yüzündeki çizgilerin işaret ettiği üzere emekçi bir kadındır. Solmuş ve eskimiş kıyafetlerine rağmen duruşu itibariyle acınası bir his vermez, çünkü o da çalışan üreten köylü kadın tiplemesidir.

Yan profilden, siyah başörtüsüyle resmedilen yaşlı Anadolu kadını, son derece gerçekçi bir bakışla yansıtılır. Yüzünde yaşamının yorgunluğu ve acı okunan model resmin dışında bir noktaya çevirdiği hüzün dolu sevecen bakışları, hafif aralanmış ağzı ile sanki bir şey söyleyecekmiş etkisi verir. Resme göre sol üstten kullanılmış olan ışık modelin yüzünü aydınlatır, yaşlı kadına canlı etkisi verir. Modelin bluzundaki siyah beyaz renklerde yapılan taramalar ve portrenin etrafını dolaşan açık mavi çizgiler, resme hareket kazandırıp, figürü yüzeyden ön plana çıkarır. Sanatçının şaheseri diyebileceğimiz bu eserde Mihri Hanım, son derece başarılı bir pastel tekniği sunar.

Çingene Kız

Mihri Hanım’ın Hollandalı ressam Franz Halz’ın aslı Paris Louvre Müzesi’nde bulunan Çingene Kız adlı eserinin kopyası olan bu eseri, 1965 yılında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi salonlarında açılan kopyalar sergisinde yer almıştır.

Mihri Hanım, 1928 yılına kadar kaldığı Roma’da, Mussolini taraftarı olan, onunla birlikte ünlü Roma yürüyüşüne katılan ve onun yakın çevresinde bulunan Gabriele D’Annunzio ile arkadaşı ressam Renato Brozzi aracılığı ile mektuplaşarak ilişkisini sürdürür. Mihri Hanım’ın, Hale (Salih) Asaf’ın hem teyzesi, hem de ilk hocası olmakla birlikte, sonradan ona resimden vazgeçmesini öğütlediği ve sonraki dönemlerde dargın oldukları bilinmektedir. Yeğeni Hale Asaf’a yazdığı mektuplar da bunu gösteriyor.

“Ben resim yaptım da ne oldu? Sanat karın doyurmuyor. Tablolarını mı yiyeceksin? Ben güzelim, başımın çaresine bakarım, sende o da yok, ama resim yapmaya devam et! Senelerce çalışmakla ben neye muvaffak oldum? Hiç. Üstelik sıhhatimi kaybettim. Vaktiyle herkül idim. Şimdi merdivenleri çıkamıyorum. Sanat beni bu hale koydu. Hele gözlerim hiç görmüyor. Çifte çifte gözlük kullanıyorum. Parasızım. Bizim gibi -Avrupa’ya nazaran- geri kalmış bir memlekette sanatkarın yolu kadar güç bir yol yoktur. Bizimkisi fazla fedakarlık isteyen bir meslek. Bugün bana, gençliğimi hediye etseler, bu meslek uğrunda çektiklerimi çekmek korkusundan reddederdim! Çektiğim meşakkatleri bir ben bilirim bir de Allah bilir. Her sanatkar, karşısındaki sanatkarı daima kendisinden aptal görür! Onun on senede yaptığını, kendisinin bir senede yapacağını sanır. Bir iki yıl içinde, hayatını kurtaracağına, köşeyi döneceğine emindir! Heyhat ve yine heyhat! İşte sanatın esrarı burdadır. Sanatkarın yolu, yürüdükçe uzar gider. Bizim ailenin yegane hususiyeti, inadındadır. Ben her şeyde olduğu gibi sanat hayatım boyunca inadımla yaşadım. Bugün, buna bin kere pişmanım.”

Mihri Müşfik, daha sonra ABD’ye gider, ancak gidişi ile ilgili farklı tarihler söylenir. Taha Toros’un ifadesi, sanatçının Amerika’ya yerleştiği dönemin 1938 sonrası olduğunu düşündürmektedir. Kız kardeşi Enise Salih Hanım’ın eşinden ayrılarak İsviçre’de Bale Sanatoryumu’nda veremden ölmesi, ardından yeğeni Hale Asaf’ın 1938’de Paris’te kanserden genç yaşta hayata gözlerini kapaması onu derinden etkiler.

Mihri Müşfik Hanım, Google Doodle

1941-42 yıllarında New York’a giden gazeteci yazar Ahmet Emin Yalman, Mihri Hanım’ı görür ve II. Dünya Savaşı yıllarında bazı New York dergilerinin kapaklarını resimlediğini belirtir. Zengin Amerikan ailelerine resim dersleri verdiği, önemli kişilerin portrelerini yaptığı bilinse de, 1954 yılında Mihri Hanım yoksulluk içinde ölür ve kimsesizler mezarlığına defnedilir.

Kaynak
Sanat Tarihinde Tutkularıyla Anarşist Bir Kadın: Mihri Müşfik, Lebriz Sanal Dergi, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e İki Öncü Kadın Ressam: Mihri Müşfik, Hale Asaf, “KAPLUMBAĞA TERBİYECİSİ” VE “MİHRİ MÜŞFİK HANIM’IN İZİNDE” ADLI ROMANLARDA KÜLTÜR VE BİLİM TARİHİ, 19.YY. SONU ve 20.YY BAŞINDA KADIN RESSAMLARIMIZ, Erken Cumhuriyet Türkiye’sinde Modern Kadın Kimliği: Heykeltraş Zerrin Bölükbaşı Örneği, Mihri Müşfik Biyografisi, Mihri Müşfik

Yorum Yap