Sevgili Geçmiş

 Sevgili Geçmiş

Sevgili geçmiş,
Ben senin yerinde olsam, güzel yarınlara açılan geleceği
doğururdum avuçlarımla. Bu kadar kötülüğün
arasında temiz kalmaya çalışan bütün insanlık uğruna, yeniden yoğururdum geleceğin hamurunu. Şimdi
diyeceksin ki, “insanlar kendi seçimlerinin sonuçlarını yaşarlar.” Haklısın da, bazen haklı olmak yetmiyor
bu hayatta. Gerçi sen haklı olduğun halde haksız olmayı diledin mi hiç? Sanmıyorum…
Ne yazık ki geçmiş olmaya doğru gitmeyen hiçbir
şey yeryüzünde değer kazanmıyor. Bu sudan çıkan
balığın öleceğini bilmesi gibi bir durum değil. İnsan
olarak elimizde bulunanların kıymetini anlamamız
için yok olmaları gerekiyor. Sürekli var olacağını düşündüğüm
her şey bir müddet sonra kaybolacak ve
biz ancak o zaman anlama erdemine ulaşmış olacağız.

Sevgili Geçmiş,
Şimdi sen “buda buradan ahkâm kesiyor ama…”
diye başlayan ve bütün pişmanlıklarıma doğru devam
eden bir cümlenin yolculuğuna kapılacaksın. Biliyorum, sen
beni en az benim kadar iyi biliyorsun ve bilmelisinde. Üzüntülerimiz, yaşam içinde gelgitlerimiz
oluyor ve bu gelgitler sağlıklı bir gelecek planlamamıza engel
oluyor. Yalnızlılığın paslı duvarlarına kapılan bütün kırlangıçlar kanat çırpmadan ölüyorlar.
İnsanın insana varabilmesi gittikçe uzaklaşıyor ve bir
yüreğin diğerine ülke olması mümkün gözükmüyor.
Kalplerimiz hüznü maskelemek için Künde-kâr gibi
zamanın döngüsüyle çalışmaya devam eder. Zamanı
durdurmanın ya da geriye sarmanın yolunu ararken
geleceğin güzelliklerinden fazlasıyla uzaklaşıp duruyoruz.
Sabrımız taşıyor bazen gelecek denen illetin
bize getirdikleri karşısında ve bazen geçmişi yani seni
anımsayıp kaçmayı seçiyoruz bütün gerçekliklerden.
Dünya bazen kendi ekseni etrafında dönmüyor,
insanlar kendi çıkarları etrafında dönerken. Âmin
Maalouf’un da dediği gibi, “Geçmişin geçmiş olması için
zamanın geçmesi yetmez.”
Sevgili Geçmiş,
Biz insanlar çömez varlıklar olarak hayatımızı en
usta şekilde yaşmaya kalktıkça beden beden büyük
hayatların tokatlarından yıkılmayı başarı saydık.
Başaramadığımız her şey için suçlanacak bir hedef tahtamız vardı. Doğru ya biz insanlar “Eşref-i
Mahluk”
yani varlıkların en şereflisiydik. En azından öyle
dünyaya gelmiştik. İşin tuhaf yanı önce şerefimizi
kaybederek başladık, zamanla insanlık ve vicdan
adına ne
varsa birer birer bizleri terk ettiler… Hayat yaptığımız
hatalara karşı bir bir dişlerini biledikçe biz boynumuzu hataların kanlı ağzına emanet ettik. Cesaret
diye
adlandırdığımız kaç intihar çemberinde debelendiğimizi hiç bilemedik. Bir avuç göz yaşından
başka bir
ders kalmayınca elimizde yavaş yavaş eriyerek yok
olmaya devam ettik.

 

Sevgili Geçmiş,
Aslında hayat tamda senden ibaret! Yaşadığımız
mutluluklar, hüzünler ve bizi biz yapan o tokat
dolu tecrübelerin hepsi senden bize birer armağan
olsa gerek. Anı yaşamak ve senden daha fazla istifade etmek yerine sadece geleceğe odaklanmak
neden? Sanırım
cevabını bilmediğimiz bir hastalık içerisindeyiz
ve her zaman ilacın gelecekte olduğunu düşleriz.
Olduğu zaman diliminin hiçbir zaman kıymetini bilemeyecek varlıklarız. Bizler kışın yaz
aylarını, yazın ise
kış aylarını hayal edip durmaktan öteye gidemeyen
yaşam döngüsünün en zayıf halkalarıyız.

 

Neşet Bozkurt
Yaramız Kaldı kitabından
info@x10yayinlari.com

Yorum Yap